ABONELİK | KÜNYE | İŞ FIRSATLARI | BİZE ULAŞIN  


AĞUSTOS 2008
   » İçindekiler
   » 



 
SAĞLIK

ARŞİV

FİZİKSEL VE RUHSAL ARINMA

Yorgun argın, Antalya yollarına düşüyorum. Hillside Su Otel?de üç gün geçireceğim. Amaç bildiğim kadarıyla şu detoks denen şeyi yaşamak. Kilo vermek. Fakat çok yanılıyorum. Bir hafta sonra eski Nihat?ı Akdeniz?e bırakıp, yepyeni Nihat?la İstanbul?a dönüyorum.

Hazırlayan : NİHAT ODABAŞI
Fotoğraf : NİHAT ODABAŞI

SAĞLIK

ARŞİV

Yaz geliyor... Ağaçlar artık kışlık yüklerinden kurtulup yeni çiçekler vermeye başlıyor. Tomurcuklar, patlamış mısırlar gibi pıtır pıtır açıp güneşi selamlıyor. Gün uzuyor, soğuğun yerini güneş, grinin yerini sarılar yeşiller alıyor. İşte ben bu zamanı çok seviyorum. Baharda daha dik yürüyor, gülümsüyor ve büyüyorum. Peki ya kıştan kalan fazlalıklar ne olacak? Tam hayatımı değiştirmişken, tam ofisimi, evimi, kalbimi yenilemişken gövdem yorgun ve hantal mı kalacak? Yok olmaz. Doğaya ayak uydurmalıyım. Hafiflemeliyim ben de. Keşke siz de tanısaydınız, o zaman daha anlamlı olurdu onun hakkında söylediklerim. Hayatımın akışına yön veren bir kadın arıyor tam da zamanında. Feride Edige. Enteresandır, hayatımda kadınların hep çok önemli bir yeri oldu. Hayatımın virajlarında, sarp sapa yollarda hep onlar çıktı karşıma. Akarsuyun akışını değiştiren setler gibi yolumu değiştirdiler. Yoluma setler koyup, boşa akmadan, gürül gürül ileri çağlamamı sagladılar. Feride Edige işte onlardan biri. Bana inceliklerin bile inceliğini, sevgilerin nasıl da fırtınalardan korunup diri dipdiri kalması gerektiğini öğreten kadınlarımdan biri. Az sonra bir diğeri ile daha tanışacaksınız. Hale Sofia Schatz. Feride, zamanında yaşayanlardan, bir saat önce havaalanına varanlardan, toplantıya geç kalmayanlardan. Benim de onun hayatına heyecan katmam gerekmez mi? Dolayısıyla 1 dakika kala havaalanındayız. Geç kaldık yine sayemde. Havaalanı adımızla inliyor. Bayılıyorum bu heyecana, Feride ve Nazlı ise heyecandan bayılıyorlar. Adrenalin lazım, adrenalin. Antalya Su Otel?deyiz. Ben hep çok severim burayı. Bu beyazlığı, ışığın oyunlarına izin veren bu dinginliği. Müşteri ilişkilerinden sorumlu müdürümüz Pınar "Hadi 911'e? diyor ?Sizi bekliyorlar?. ?Son bir arzum var? diyorum. 3 gün detoksa girmeden, ?Bir kahve, nolur son bir kahve?. Vedalaşayım bari bir süreliğine. Ters baksalarda, bela çıkmasın diye izin veriyorlar. Bir kahve, bir sigara içiyorum. 911 nolu oda, yüzleri soru işareti şeklini almış 15-20 kişi ile dolu. Sanki herkes bize ne olacak diye bakıyor. Minnacık, tuzluk ebatlarında esmer, biraz bize benzeyen yabancı bir kadın oturuyor merkezde. Kendi deyimiyle ?Patçat? Türkçesiyle ?Merhaba? diyor. ?Cep telefonu yok burada? diyor. Ne yani, Elizabeth, Jennifer beni arayamayacak mı? ?Kimi besliyorsunuz? diye sert bir giris yapiyor. ?Bir karım, iki de oğlumu? demek isterdim, susuyorum. "Beyninizi mi, ruhunuzu mu, karnınızı mı?? diye devam ediyor. Herkes suspus. Sormaya başlıyor tek tek. ?Neden yiyorsun çikolatayı, ne zaman yiyorsun, hangi duyguyla yiyorsun, kimin için yiyorsun??. Hoppala, bu bildiğimiz bir şey değil galiba. Başka bir durum var ortada. Sinirlendiğimde diyorum, yorulduğumda, korktuğumda, mutsuz olduğumda. ?O zaman mideni değil, saydıklarını besliyorsun o çikolatayla diyor?. Miden değil, beynin istiyor onu. Galiba haklı kadın. Birden boyu biraz daha uzun gözüküyor gözüme. İlk gece, biraz tanışma, biraz da ileride yaşayacaklarımızın ipuçlarıyla geçiyor. ?Ne yerseniz osunuz? kalıyor en çok aklımda. Yani ben börek miyim, yani ben sucuklu yumurta, üzerine dondurma, üzerine kahve ve biraz kaşar ve biraz köfte miyim? Gece yatmadan Hale?nin kitabını karıştırıyorum. ?Buda Size Yemeğe Gelse". İlk cümleler, kalbime dokunuyor hemen. Bahçesinden söz ediyor. Onları budarken her kestiği ölü dalın altından nasıl da yeni bir hayatın çıktığını, kuru dalların içinden nasıl da yaşayan bir doğanın aktığını söylüyor. Güllerini sanki çocuklarıymış gibi anlatıyor. Sanki kucağına yeni doğmuş bebeği verilen bir anne. Her tomurcuğu ayrı ayrı kucaklıyor. Büyüsünü bozmamak için size bırakıyorum o kelimelerin arasında dolaşmayı. Artık kitabı edinirsiniz. Ertesi gün Gülben Ergen de katılıyor aramıza. Detoks Gülben pek hazırmış meğer bu programa. Hemen ayak uyduruyor. Anlatılanlara göre ?Hımm Mustafa çok tuzlu yiyor, aaa bak gördün mü konserden önce canımın börek çekmesi bundanmış? gibi cümleleri fısıldıyor kulağıma. Hale ?Ayrılın bakıyım siz ikiniz? diyor. Dikkati dağıtıyormuşuz. Herkes dahil ben de çok şaşkınım Gülben?in bu içtenliğine. Ben bu kadar meşhur olmadan kasıyorsam, o bu kadar meşhurken nasıl oluyor da kasmıyor. Gurur duyuyorum arkadaşımın samimiyeti, içtenliğiyle. Yanımdakilere ?Bıyık altından bensiz asla fotoğraf çektirmez, acayip önem verir bana? gibi koltuk kabartan cümleler sarfediyorum. Yavaş yavaş çözülmeler oluyor gurupta. Herkes bırakıyor kalkanları kenara ve kendileri gibi olmaya başlıyorlar. İşte o zaman birbirini tanımak çok daha güzel oluyor. Börekle annesini birleştirip ağlayanlar, yediği çikolata anısına hayıflananlar, çok karbonhidrat yediği için evini taşımaya kalkanlar, hatta hatta fazla pilavdan adını değiştirmeye bile çalışanlar çıkıyor. Komik gelebilir size ama o kadar güzel oluyor ki bunlar, o kadar sağlam temellere dayanıyor ki bu budamalar, saygı duyuyorsunuz. Evet küçük kadın haklı, sen ne yersen osun. Makarna kadar ağır, börek kadar hantal, ekmek kadar yorgunsun.Yemeği öğrendikçe hafifliyoruz biz de. Zevkli hayvanlarmış inekler vallahi, ot güzel şeymiş meğerse, sebzeler, bulgurlar, ıspanakla yapılmış çorbalar, sebze suları hiç de fena değilmş. Artık hafifim ben de ağaçtaki çiçekler gibi, artık salınabiliyorum esen rüzgarla ben de yerdeki yeşil gibi. Evet hafifledim çünkü, ben ne yersem oyum. Avakadoyum yere sağlam tutunan, yosunum ben denizin tadını taşıyan, kızarmış domatesim güneşle kızaran. Ohhh be rahatladim. Hale biraz daha uzun gözüküyor gözüme artık. 3 günlük programı uzatmaya karar veriyorum. İçim kıpır kıpır. Daha fazlasını istiyorum öğrenmeye başlamışken. Ruhumu beslemeyi öğreniyorum, yediklerimin hayatımın aynası olduğunu ögreniyorum. Mucizeler olmaya devam ediyor. Güneş tutulması var tüm bu güzelliklerin arasında bir de. Herkes koşup gelmiş Antalya?ya. Abartıyorlar diyorum ama kıro kalmayayım diye takıyorum gözlüğümü. Zuzaylılar gibi beklemeye başlıyoruz. Yavaş yavaş ay geçiyor güneşin önüne. ?Bak? diyor Hale, ?Bu kadının gücü, ay kadındır? diyor ve isterse güneşi kesebilir. Senin kadınların da hep böyle güçlü, senin değerini kadınlar çıkarıyor açığa. Doğru yine. 5 ablam ve annem hayatımın diğer önemli kadınları. Vay be Hale, çözdün beni. Artık Hale de benim kadınlarımdan. İçimi buduyor çünkü, tıpkı bahçesindeki güller gibi tomurcuk vermemi sağlıyor. Uzun kadınmış yahu. Ay koca güneşin önünü kapatıyor bir anda. İki saniye önce ışıl ışılken ortalık, birdenbire kapkara oluyor. Sıcaklığın yerini ürperten bir soğuk alıyor. Tanrım inanılmaz bir şey bu. Evrenin akıl almaz oyunu. Büyüleniyor insan, korkuyor, kendini bir toz zerreciği gibi hissediyor. Ne büyük bir güç bu, ne büyük bir denge. Benim kelimelerimin gücü yetmez belkide bu anı aktarmak için size ama emin olun kendinizi bir bilim kurgu filminde hissediyorsunuz. Yukarıda birileri aniden ışıkları kapatıyor ve siz küçük bir çocuk gibi durup bakıyorsunuz. Yaşamanız lazım. Ancak 54 sene sonra. Tekrar 911 numaralı suitimizdeyiz. Şeffaf bir kürede kelimeler var. Çekiyoruz ikişer ikişer. Budamak, biçmek, tohumlamak, erdem, izin vermek. 30 küsür kelime. Hepsi bir kelime ama içlerinde koca anlamlar taşıyorlar. Ekliyoruz bu kelimeleri hayatımıza. Cümleler kuruyoruz hafiflemiş ruhlarımızla. Tohumlamak (ekmek), izin vermek ve biçmek benim kelimelerim. Bir çırpıda ağzımdan şu cümle çıkıyor. Ben bir çiftçinin oğluyum.Yepyeni tohumlar ektim içimdeki toprağa, büyüyüp serpilip çiçek olacaklar. Güneş, hava ve su yolumu açacaklar ve ben günü gelince tüm ektiklerimi biçip dostlarıma dağıtacağım, onlar da filizlensinler diye. Tıpkı babam gibi. Hale?nin boyu 2 metre mi ne? Şimdilerde bunca zamandır bana yoldaşlık eden tatlılar, börekler, çikolatalar bozuk atıyorlar. "Ne iş Niko, havalandın? Tavır mı bize bu koçum? Delikanlılığa yakışır mı ha" diyorlar. Ben duymazlıktan geliyorum. Sebzelerle otlarla zarif zarif sohbet etmeye ve geçmişimin bu bol kalorili bölümüne bakmamaya çalışıyorum. Hale diyordu ki, ?Sorun vücudunuza ne yemek istiyor, sonra sorun o yemeğe seni beslemek istiyor mu?? Ben de işte oturup çekim aralarında karnıbaharla, brokoliyle konuşuyorum şimdilerde. Aşktan, işten, dünyanın gidişatından falan. Hadi bakalım şimdi sıra sizde. İçinizdeki bahçe sizi bekliyor.

Doküman Linki: FİZİKSEL VE RUHSAL ARINMA

 

© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.