Geleneksel romantizmin korumasız ve yumuşak dünyası yerini daha keskin, daha farkında bir duygu diline bırakıyor. Date Night A/W 2026, aşkı ve bağ kurmayı dramatik bir his halinden çıkarıp bilinçli bir duruşa taşıyor. Hızla tüketilen duygular, dijitalleşen arzular ve geçici bağlar çağında “anı kalıcı kılmak”, artık nostaljik bir jestten çok stilin stratejik bir uzantısı.
Bu koleksiyonda Mirela Cerica, geceyi yalnızca deneyimleyen değil, onu varlığıyla dönüştüren kadınlara odaklanıyor. El işçiliğinin sıcak dokusu ile parlak yüzeylerin mesafeli ışıltısı arasında kurulan denge koleksiyonun temel anlatısını oluşturuyor. Mirela Cerica ile Date Night A/W 2026’nın çıkış noktasını, soğukkanlı romantizmi ve modern gece gardırobunun yeni kodlarını konuştuk.
Bu sezon “Aşk demode mi oldu?” sorusuna çok net bir cevap veriyorsunuz. Sizin gözünüzde modern aşk hangi duygulardan ve hangi soğukkanlı ışıltıdan oluşuyor?
“
"Mirela Cerica evreninde aşk stratejik bir yakınlık, zekice kurulmuş bir bağ ve kadının kendi podyumunda, kendi ışığıyla yarattığı soğukkanlı bir ışıltıdan oluşuyor."
Koleksiyonun hedeflediği kadın figürü kırılgan değil keskin, zeki, bağımsız ve kışkırtıcı. Sizce günümüz kadınının “bağ kurma” biçimi nasıl evrildi?
Günümüz kadını artık bağ kurarken edilgen değil seçici, stratejik ve kendi enerjisinin farkında. Artık romantik bağ, karşıdan beklenen bir tamamlayıcılık değil, iki bağımsız ışığın çarpışmasıyla oluşan bir kimya. Mirela Cerica kadını, duyguyu bir ihtiyaç olarak değil, bilinçli bir seçim olarak yaşıyor. Tıpkı koleksiyon gibi: soğukkanlı, kontrollü, ama kesinlikle unutulmaz.
Bu koleksiyonu giyen kadın geceye çıkmıyor, adeta geceyi sahipleniyor. Bir kadının kendi ışığını yaratma halini tasarımda nasıl görünür kıldınız?
Onun ışığı, yüzeylerde saklı. Payetin yoğunluğu, boncuğun ritmi, pulların üç boyutlu dokusu… Tüm bu unsurlar, kadının kendi parıltısını yaratmasını sağlayan mimari detaylar gibi çalışıyor. Siluetler sade değil kontrollü bir iddiayla biçimlendirilmiş. Böylece kadın ışığın içinde kaybolmuyor, ışığın kendisi oluyor.
Geçici ilişkiler çağında kalıcı bir ışık yaratmak… Bu, tasarımlarınız için nasıl bir mesaj taşıyor?
Bu mesaj, “Kalıcılık duyguda değil izde saklıdır” diyor. Hızlı tüketilen bağlar çağında kalıcı olan tek şey kişinin kendine yüklediği anlam ve bıraktığı imza. Date Night A/W 2026’nın parlak yüzeyleri de tam bu imzayı temsil ediyor: unutulmaz, silinmez, geceye kazınmış bir iz.
Bu koleksiyonda akışkan kumaşlar yerini yoğun payet işlemelere, üç boyutlu pullara ve el işçiliği boncuklara bırakıyor. Bu parlak yüzeylerle kurduğunuz “ışık mimarisi”nin tasarım süreci nasıl gelişti?
Tasarım süreci bir fikir, ışık haritası çizme fikri ile başladı: "Hangi hareket hangi parıltıyı yaratmalı? Işık, kumaşı nasıl takip etmeli?". Parlak yüzeyler rastgele değil, vücut boyunca bir akış yönü belirleyerek yerleştirildi. Böylece siluetin her adımı koreografik bir ışık patlamasına dönüştü. Sonuç, ışığı pasif bir dekor değil, aktif bir yapı unsuru haline getiren bir mimari.
Deniz kabuğu markanızın en ikonik imzalarından biri. Bu sezon onu Swarovski taşlar ve mikro simlerle yeniden yorumluyorsunuz. Bu dönüşümün arkasındaki düşünce neydi? Deniz kabuğu sizin için feminen gücün nasıl bir metaforu?
Deniz kabuğu aksesuarımız, markamızın kuruluşundan bu yana yalnızca estetik bir detay değil, kadının kendi merkezindeki gücü temsil eden bir metafor oldu. İlk koleksiyonumuzdan beri onu bir “korunaklılık ve özgünlük zırhı” olarak görüyoruz. Doğada kabuk, içindeki yaşamı koruyan bir form, bizim içinse bu, kadının hem kırılganlığını hem de o kırılganlığı güç ve özgüvene dönüştürebilme kapasitesini simgeliyor.
Bu sezon kabuğu Swarovski taşlar ve mikro simlerle yeniden yorumlama kararımız, Date Night A/W 2026’nın genel felsefesiyle doğrudan bağlantılı: Artık romantizm kırılgan değil, soğukkanlı, stratejik ve baştan çıkarıcı derecede güçlü. Bu nedenle deniz kabuğunu da daha yoğun, daha ışıkla oynayan, adeta “ışıltının mimarisi”ne dönüşen bir yüzeyle yeniden kurduk.
Kabuğun üç boyutlu formuna işlenen bu parlaklık, kadının kendi gecesini, kendi sahnesini yaratma gücünü sembolize ediyor. Işıkla hareket eden taşlar, modern kadının hem görünürlüğe cesurca sahip çıkışını hem de bağımsızlığından gelen içsel parıltıyı yansıtıyor.
Kısacası, bu dönüşümün arkasındaki düşünce şuydu: Deniz kabuğu artık yalnızca bir sembol değil, kadının kontrol ettiği duygunun parlayan bir uzantısı. Feminen güç bizim için incelikle değil, özgüvenle ve kendi ışığını yaratma kararlılığıyla tanımlanıyor.
“
Koleksiyonda gece hayatının ışıklarını çağrıştıran gümüşler, likit bordolar, jet siyahı gibi güçlü tonlar var. Bu renk paleti nasıl oluştu?
Renkler geceyi bir duygu haritası gibi okumaktan doğdu. Gümüş ve altın; elektriklenmiş anların metalik titreşimi. Jet siyahı, soğukkanlı özgüvenin en net hali. Likit bordo, kontrollü bir tutkunun akışkan yansıması. Palet gece hayatının gerçek ritmini, ışığın kadının üzerinde bıraktığı anlık izleri görünür kılmak için seçildi.
Date Night koleksiyonları markanızın yıllık ritüellerinden biri. 2026 versiyonu önceki yıllardan nasıl ayrışıyor? Bu yıl koleksiyonun enerjisini belirleyen ilk görsel, ilk kelime veya ilk his neydi?
Markanın ilk gününden itibaren varlığını sürdüren Date Night koleksiyonunun çıkış noktası aşk; sevdiğine hazırlanan bir kadının kalp çarpıntısı ve özeninden ilham alıyor. 2026 versiyonunu önceki yıllardan ayıran şey “cool intimacy”; soğukkanlı yakınlık fikriydi. İlk görsel, karanlığın içinde tek bir parlama anıydı: Sessiz ama keskin, güçlü ama minimal bir ışıltı. Bu his tüm koleksiyonun omurgasını oluşturdu. Artık romantizm yoğun bir duygu değil; parlak bir karar.
Bu koleksiyonda dikkat çeken yoğun el işçiliği ile modern ve soğukkanlı romantizmi nasıl bir araya getirdiniz?
El işçiliği sıcak, duygusal, koleksiyon ise soğukkanlı ve keskin… Bu ikili bir gerilim yaratıyor. İşte romantizmin modern hali tam da bu gerilimde saklı: El işçiliğinin insan dokunuşu, parlak yüzeylerin mekanik soğukluğuyla birleşerek yeni bir romantizm dili oluşturuyor. Bu dil hem kalpten hem hesaplı.
Moda, duyguyu dışa taşır ama bunu bilinçli bir kompozisyonla yapar diye düşünüyorum. Benim için tasarım, duyguların kontrolsüz taşmasını değil, onları keskin bir yüzeyde düzenleyip güçlendirmeyi ifade eder. Parıltı da siluet de aksesuar da bu kontrolün parçası: Duyguya yön veren bir mimarlık.
Hızlı ilişkiler, dijital arzular ve yüzeysellik çağında, sizce moda ile ilişki kurma biçimimiz arasında nasıl bir bağ var?