New York Moda Haftası: Marc Jacobs İlkbahar/Yaz 2026
Marc Jacobs, İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonunda hafıza, kayıp ve umudu aynı anda düşünmeye davet ediyor; geçmişle kurulan bu dürüst ilişki, modanın bugününe yalın bir ayna tutuyor.
BERRAK ZEYNEP YILMAZ 10 Şubat 2026
LAUNCHMETRICS SPOTLIGHT

Fotoğraflar: Marc Jacobs İlkbahar/Yaz 2026, Launchmetrics Spotlight


Marc Jacobs, New York Moda Haftası'nın gayriresmi açılışını güçlü bir koleksiyonla yaptı. İlkbahar/Yaz 2026, tasarımcının geçmişiyle kurduğu samimi ama mesafeli ilişkiyi merkeze alırken nostaljiye teslim olmadan hafızanın bugünü nasıl şekillendirdiğine odaklanıyor.

Defile notlarında yer alan “hafıza” ve “kayıp” gibi ifadeler koleksiyonun duygusal çerçevesini çiziyor. Jacobs, anıların kendiliğinden yüzeye çıktığını; biçimlendirdiğini, etkilediğini ve yön verdiğini söylüyor. Geçmişi romantize etmeden hatırlamanın, kaybın kaçınılmazlığını kabul etmekle ve umudun emek isteyen bir şey olduğunu fark etmekle ilgili olduğunun altını çiziyor. Bu koleksiyon, tam da bu iki duygu arasında tatlı-acı bir denge kuruyor.

Koleksiyonun referanslarına bakmadan bile Marc Jacobs arşivinin ve Miuccia Prada’nın o kendine özgü, biraz tuhaf ama son derece entelektüel ruhunun etkisi bu koleksiyonda net biçimde hissediliyor. Nitekim defile hakkında paylaşılan referans listesi de bunu doğruluyor. İlk kez, Jacobs defile notlarına bir “krediler” sayfası ekleyerek ilham aldığı koleksiyonları açıkça paylaşıyor: Yves Saint Laurent’ın 1965 couture’u, Perry Ellis için hazırladığı 1993 grunge koleksiyonu, ’90’lar Helmut Lang’i ve kendi Marc Jacobs ile Marc by Marc Jacobs arşivleri.

Jacobs’ın referanslarını saklamayıp görünür kılması, kıyafetleri zayıflatmak yerine daha da güçlendiriyor. Bir yandan da izleyicide kaçınılmaz bir heyecan yaratıyor: Bu koleksiyonun ardından vintage Marc Jacobs avı trendi başlayacak.

Miuccia Prada’nın İlkbahar/Yaz 1996 koleksiyonuna gönderme yapan sade V yaka trikolar, erkek giyiminden alınmış ekoseler ve tüvitler koleksiyonun temel yapıtaşlarından. Ancak Jacobs burada gündeliği yeniden yorumlama konusundaki ustalığını devreye sokuyor. Alt parçalarda tekrar ve kısıtlama ön planda; düz, düşük bel etekler hafif sertleşmiş dokularıyla belden bağımsız (neredeyse bir kalıp gibi) duruyor ve yeni oranlar yaratıyor.

’90’lar kodları koleksiyonun her yerine serpiştirilmiş: Helmut Lang’i hatırlatan mini elbiseler, Jacobs’ın kendi etek-ceket takımları, kıvırcık saç tokaları, ultra mini şort ve bunlara eşlik eden payetli, tüp formunda üstler… Fırfırlı bluzlar, transparan etekler ve tersten giyilmiş palto-elbiseler, tasarımcının içinde bulunduğu o tatlı-acı ruh halini ’90’lar kodlarıyla dengeliyor.

İki yıl aranın ardından yeniden Park Avenue Armory’ye dönülen bu defile, Jacobs’ın hem fiziksel hem mental olarak geçmişiyle yüzleştiği bir an gibiydi. Jacobs bu koleksiyonla kendi hayatını, üretimini ve geride bırakmak istediklerini yeniden düşünüyor gibi görünüyor.

Koleksiyonun çıkış noktası kayıp ve hafıza olsa da defile bittiğinde geride kalan duygu markanın geleceğine dair umuttu. 

SON HABERLER