Işıldayan Anıların İzinde

Sim Atlı’nın tasarım dünyasında mücevher, yalnızca estetik bir obje değil, kişisel hikayelerin, karşılaşmaların ve anıların eşlikçisi. 2018’de kurduğu SIM and ROZ’un hikayesini kendisinden dinliyoruz.
BUSE SARAY 09 Eylül 2026

Bir mücevher, sadece değerli taşların buluşması mıdır yoksa tenimize dokunduğu andan itibaren hayatımızın anılarını saklayan canlı bir tılsım mı? SIM and ROZ’un kurucusu ve tasarımcısı Sim Atlı için mücevher, evrenin gizli bağlarından ilham alan ve onu taşıyan kişinin ruhuyla tamamlanan kişisel bir hafıza objesi.



Annesinden miras kalan zanaat kültürünü Milano’daki moda eğitimiyle harmanlayıp 2018’de markasını kuran Atlı, "Everything is connected" felsefesini renkli taşların enerjisi, akışkan formlar ve zamansız bir karakterle buluşturuyor. Sim Atlı ile SIM and ROZ’un ilham haritası ve mücevherin duygusal anatomisi üzerine konuştuk.

SIM and ROZ Kurucusu ve Tasarımcısı Sim Atlı

Sizi biraz tanıyabilir miyiz? SIM and ROZ’un hikayesi nasıl başladı ve sizi kendi mücevher dünyanızı yaratmaya iten ne oldu?
Çocukluğumdan beri çizim ve üretim hayatımın önemli bir parçasıydı. Milano’da Istituto Europeo di Design’da moda tasarımı eğitimi aldıktan sonra yaklaşık beş yıl moda sektöründe tasarımcı olarak çalıştım. Takıyla olan bağım ise çok daha eskilere dayanıyor. Annemin uzun yıllardır mücevher tasarımcısı olması sayesinde çocukluğumdan itibaren onun tasarım ve üretim süreçlerine yakından tanıklık ettim. Zamanla kendi hikayelerimi daha kalıcı ve kişisel bir tasarım diliyle anlatmak istediğimi fark ettim ve 2018’de SIM and ROZ’u kurdum. Benim için takı her zaman estetik bir parçadan fazlası; kişinin hayatına, anılarına ve kendi hikayesine eşlik eden bir ifade biçimi.


SIM and ROZ’un ilham kaynaklarını ve markanın ruhunu nasıl tanımlarsınız? Tasarımlarınıza hayat veren hikayeler, detaylar ve duygular neler?
İlham benim için tek bir yerden gelmiyor. Doğa, evren, yıldızların ve gezegenlerin hareketleri kadar hayatın içinde yaşadığımız kişisel deneyimler ve çıktığımız yollar da tasarım sürecimin bir parçası. SIM and ROZ’un merkezinde “Everything is connected” düşüncesi var. Hayatımızdaki karşılaşmaların, deneyimlerin ve seçimlerin birbirinden bağımsız olmadığına inanıyorum. Koleksiyonlar farklı hikayeler anlatsa da bu bağlantı fikri hepsinin altında varlığını sürdürüyor. Bu hikayeleri bazen akışkan bir formda, bazen taşların bir araya gelişinde, bazen de beklenmedik bir asimetride anlatıyorum. Benim için önemli olan, tasarımın güçlü bir karakteri olması kadar onu takan kişinin de o tasarımın içine kendi anlamını katabilmesi.


Tasarımlarda topaz ve rodolit gibi renkli taşlar, 14 ayar altının sıcaklığıyla buluşuyor. Bu koleksiyonda renk ve taş seçiminin ardındaki ilham nasıl şekillendi?

Renkli taşlarla çalışmayı her zaman çok sevdim; rengin bir tasarıma yalnızca görsel değil, duygusal olarak da çok güçlü bir karakter kattığını düşünüyorum. Bu koleksiyonda topazın yoğun ve derin tonuyla rodolitin daha sıcak rengini bir araya getirmek özellikle ilgimi çekti. 14 ayar sarı altının sıcaklığı da bu renkler arasında doğal bir denge yaratıyor. Taşları seçerken yalnızca tek başlarına ne kadar güzel olduklarına değil, yan yana geldiklerinde nasıl bir enerji oluşturduklarına da bakıyorum. Pırlantaları ise renklerin arasında ışığı yakalayan küçük vurgular gibi kullanmayı seviyorum. Böylece ortaya hem canlı hem de uzun süre güçlü kalabilecek bir renk dengesi çıkıyor.

Koleksiyonunuzda mücevherlerin tek başına güçlü bir ifade yaratmasının yanı sıra birbiriyle birlikte kullanılması da öne çıkıyor. SIM and ROZ kadını bu yaz nasıl bir mücevher dünyasında yaşıyor?
SIM and ROZ kadınının takıları belirli kurallarla kullanmasını hiçbir zaman istemiyorum. Bir yüzük tek başına bütün görünümü taşıyabilirken, farklı yüzüklerin veya bileziklerin bir araya gelmesi çok daha kişisel bir sonuç yaratabiliyor. Bu yaz benim için biraz da bu özgürlük hissi öne çıkıyor. Renkli taşların, pırlantaların ve altının birbiriyle karıştığı, kişinin o günkü ruh haline göre parçaları ekleyip çıkarabildiği daha spontane bir kullanım. Ben takının kişisel stilin en güçlü ifade araçlarından biri olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla önemli olan kusursuz bir eşleşme yaratmak değil, parçaları kendine ait bir şekilde bir araya getirmek.


“Benim için takı her zaman estetik bir parçadan fazlası; kişinin hayatına, anılarına ve kendi hikayesine eşlik eden bir ifade biçimi.”


Yazın ışığı, renkleri ve enerjisi tasarım dilinize nasıl yansıdı? Koleksiyonu bir görüntü, an ya da mekan üzerinden anlatmanızı istesek, nasıl bir sahne tarif ederdiniz?
Aklımda çok net bir Akdeniz görüntüsü var. Güçlü yaz güneşi, turkuaz deniz, suyun yüzeyinden yansıyan ışık ve ten üzerinde parlayan birkaç renkli değerli taş. Çok kurgulanmış bir sahneden ziyade, günün içinde yakalanmış doğal bir an. Yazın sevdiğim tarafı da aslında bu; renkler daha canlı, ışık daha güçlü ve her şey biraz daha özgür hissettiriyor. Koleksiyondaki topazların, rodolitlerin ve pırlantaların güneş ışığıyla sürekli farklı bir tarafını göstermesi de bu hissi taşıyor. Tasarımların yazla olan ilişkisini düşündüğümde benim için ortaya çıkan görüntü tam olarak bu: doğal, renkli, enerjik ama aynı zamanda sade.

Bugünün mücevher dünyasında kişisellik ve zamansızlık giderek daha fazla önem kazanıyor. Sizce bir mücevheri yıllar sonra da özel kılan şey nedir?
Bence bir tasarımı yıllar sonra da özel kılan şey yalnızca malzemesinin değeri değil, onunla kurulan kişisel bağ. Bir takı hayatınızın belirli bir dönemini, bir yolculuğu, bir insanı ya da sadece o dönemdeki halinizi hatırlatabiliyor. Zaman içinde kendi hikayesini toplamaya başlıyor ve bu yüzden değeri de değişiyor. Tasarım açısından ise zamansızlığı çok nötr ya da klasik olmakla eş anlamlı görmüyorum. Güçlü ve özgün bir tasarım dili olan bir parça da zamansız olabilir. Benim için önemli olan, yıllar sonra baktığınızda hâlâ karakterini koruyan ve yeniden takmak istediğiniz bir tasarım yaratabilmek.


Mücevher tasarımında trendleri takip etmek ile kendi tasarım dilini korumak arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Trendleri takip ediyorum çünkü tasarımın içinde bulunduğu dönemin görsel dilinden tamamen bağımsız olması mümkün değil. Ama hiçbir zaman bir koleksiyona başlarken çıkış noktam trendler olmuyor. Önce anlatmak istediğim hikaye ve form geliyor. Dönemin renkleri, farklı kullanım biçimleri ya da değişen oranlar tasarım sürecine zaman zaman dahil olabiliyor ama bunları mutlaka SIM and ROZ’un kendi dili içinde yorumluyorum. Benim için asıl önemli olan, birkaç sezon sonra da tasarıma baktığımda markaya ait olduğunu hissedebilmek. Trendler değişebilir, güçlü bir tasarım kimliğinin ise sürekliliği olması gerektiğine inanıyorum.

 

SON HABERLER