Hazırlayan: Damla Hasanreisoğlu
Fotoğraflar: Launchmetrics Spotlight
Moda çoğu zaman disiplin, estetik ve kusursuzluk üzerinden konuşuluyor. Podyumlarda uzun süredir minimalizm, sade renk paletleri ve kontrollü siluetler hakim. Ancak son sezonlarda moda dünyasında başka bir enerji hissediliyor. Tasarımcılar modayı yeniden biraz daha özgür, biraz daha oyunbaz bir alana taşıyor. Hatta biraz daha kusurlu! Her zaman monokroma ya da sessiz lükse hizmet ederek giyinmek bir yol değildir. Modanın eğlenceli yönlerini kaçırmamak gerekiyor. İçimizdeki çocuğu konuşturabilmemiz için bir araç aynı zamanda, belki de onu yansıtabilmenin en güzeli yol denebilir.
İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonları bu çocuksu ruh halini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Kıyafetlerimiz ya da aksesuarlarımız tamamlayıcı parçalar olmaktan çıkıp adeta küçük karakterlere dönüşüyor. Çiçek formunda çantalar, heykelsi topuklar, dev boncuklarla süslenen takılar, figüratif detaylar ve absürd oranlar podyumlarda sık sık karşımıza çıkıyor. Tasarımcılar bu sezon modayı biraz daha az ciddiye almayı öneriyor. Bu durum yeni değil. Modanın hayal gücüyle kurduğu ilişkinin en güçlü öncülerinden biri, sürrealist tavrıyla Elsa Schiaparelli’ydi. Gündelik objeleri yerinden eden, onları bambaşka anlamlarla sunan yaklaşımı bugün hâlâ güncel görünüyor. Nitekim bu sezon da benzer bir oyun duygusu podyumların her köşesinde hissediliyor. Moschino’nun bedeni adeta hareketli bir illüstrasyona çeviren parçaları, Loewe’nin duştan çıkınca vücudumuza sardığımız havluları elbiseye dönüştürmesi (bu çılgınlık açık ara favorim!), Rabanne’ın oyuncaklı ve süslü tavrı ya da Vivetta’nın masalsı hafifliği bunun farklı yorumları arasında.
PATILI HIKAYELER
Bu sezonun en tatlı müdahalelerinden biri, kedi ve köpek figürlerinin moda diline sızması. Baskılarda öne çıkan bu patili dünya; görünü- mü yalnızca sempatik değil, aynı zamanda daha oyuncu ve daha akılda kalıcı kılıyor.
GRAFIK COŞKU
Canlı tonlar, keskin çizgiler ve grafik yoğunluk bu sezonda görünümlere nere- deyse anlık bir elektrik yüklüyor. Kidsuper Studios, Akris ve Loewe’de renk, sadece süsleyen bir unsur gibi durmuyor; bütün siluetin eğlenceli ve yüksek tempolu karakterini kuruyor.
GIYILEBILIR ESERLER
Bazı parçalar bizi yürüyen müze haline getiriyor, aynı zamanda bir şeyler de anlatıyor. Julie Kegels’te meyveler ya da Versace’de portre etkisi kıyafeti düz bir yüzey olmaktan çıkarıp adeta giyilebilir bir imgeye dönüştürüyor.
ÜSTÜME YAZDIM
Mains, Miyake ve Zimmermann, not düşülmüş yüzeyleri, slogan etkisi yaratan ifadeleri ve tipografik müdahaleleriyle giyimi daha konuşkan, daha muzip ve daha eğlenceli bir alana taşıyor.
OYUN ALANI GENİŞLİYOR
Bazı markalar bu eğlenceyi doğrudan baskılar ve figüratif yüzeylerle kuruyor. Acne Studios, AWGE ve Moschino’da kıyafet neredeyse bir görsel panoya dönüşürken; Burberry, Meryll Rogge ve Brandon Maxwell’de daha gündelik formlar beklenmedik desenlerle farklı bir karakter kazanıyor. Chloé’nin naif ama muzip romantizmi, Ashley Williams’ın hafifçe yaramaz hissi veren yüzey oyunları ve GCDS’nin çizgi film dünyasına göz kırpan tavrı modanın ciddi olmak zorunda olmadığını hatırlatıyor.
Bu sezonda aksesuarlar da en az kıyafetler kadar “konuşkan”. Fendi’de çantaya ilişen oyuncak benzeri detaylar, Emporio Armani’nin şeffaf ve renkli elde taşınan parçaları, Zomer’in neredeyse ürün ambalajını takıya ya da objeye dönüştürmesi, Mihara Yasuhiro’nun gündelik hayatı podyuma taşıyan ironik tavrı bu sezona damga vuran detaylardan. Valli ve Thom Browne gibi markalarda ise çanta formu ya minikleşiyor, ya abartılıyor ya da alışıldık işlevinden uzaklaşıp bir obje haline dönüşüyor. Loewe’nin form duygusuyla oynayan tavrı ve Schiaparelli’nin objeyi fetişleştiren yaklaşımı da bu dünyanın hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Siluet tarafında da benzer bir özgürlük dikkat çekiyor. Prada’da çocukça görünen renk birliktelikleriyle rafine kesimler çarpışıyor; Miu Miu başlı başına oyun kurucu zaten! Önlüklerinin yarattığı etki ve görünümlerin verdiği kitsch hissiyat tamamen eğlenceye oynuyor. MM6’da tanıdık formlar hafifçe kaydırılarak absürd bir denge kuruluyor; Issey Miyake’de hacim, renk ve yapı bedende neredeyse hareketli bir kompozisyona dönüşüyor. Simone Rocha ise her zamanki gibi bu oyunu romantizm üzerinden kuruyor: fırfırlar, hacimler ve neredeyse oyuncak evden çıkmış hissi veren detaylarla. Lacoste gibi daha sportif bir çizgide duran markalar dahi bu sezon aksesuar ve renk üzerinden oyuna dahil oluyor.
KÜÇÜK BİR KAÇIŞ ALANI
Bütün bunlar yalnızca estetik bir şaka değil. Tam tersine, modanın duyguyla kurduğu bağın yeni bir biçimi. Hızlı şehir hayatı, yoğun gündem ve sürekli akış halindeki bir dünyada kıyafet bazen küçük bir kaçış alanı yaratıyor. Komik, sevimli, garip ya da şaşırtıcı bir detay, günün bütün ağırlığını bir anda kırabiliyor. Bu yüzden figürlü bir çanta, beklenmedik baskılı bir elbise ya da neredeyse bir sanat objesi gibi duran bir aksesuar yalnızca görünümü tamamlamıyor, ruh haline de dokunuyor. Belki de tam bu yüzden modanın eğlenceli çocukları şu anda bu kadar çekici geliyor. Çünkü bize stilin her zaman kurallarla, ciddiyetle ve kusursuzlukla ilgili olmadığını hatırlatıyorlar. Bazen bir görünümün en iyi yanı, insanın yüzünde küçük bir gülümseme bırakması. Ve bazen o gülümseme, en şık detay kadar etkili olabiliyor.
RADARDA son moda eğlence
Julie Kegels, ev hayatına ait nesneleri ve tekstil çağrışımlarını podyuma taşıyarak gündelik olanı ironik, muzip ve beklenmedik bir moda diline dönüştürüyor. Önemli not: Mücevher görünümlü kağıt kolyeleri ev harici kullanmamanızı öneririz!
“Yine yaptı yapacağını” dedirten tasarımlarıyla Moschino, gündelik hayatın sıradan objelerini çantaya çevirerek koleksiyona yüksek dozda oyunbaz bir hava katıyor.
Bu yazı ELLE Türkiye Nisan sayısından alınmıştır.