ROMANTİZME CESARETİNİZ VAR MI?

Var mı dersiniz?

KİTAPLARDA, MÜZİK VE SİNEMADA AŞK!

Geçen ağustos ayında yayımlanan Contribution A la Théorie du Baiser kitabıyla öpüşmenin farklı kültürlerdeki yerine ve çeşitli öpüşme tekniklerine göz atan filozofyazar Alexandre Lacroix, tam da bahsettiğimiz noktaya değiniyor ve bir öpüşmenin inceliğinde arıyor romantizmi. Ağustos 2011’de Can Yayınları’ndan çıkan Aşka Övgü kitabı da, aşkı yücelten bir çalışma. Fransa’nın en çok okunan yazar ve felsefecisi Alain Badiou, kitapta çıkarı ve güvenliği her şeyin üstünde tutan günümüz dünyasında tehdit altında gördüğü aşkı yeniden keşfetmeye çağırıyor bizi.

Aşkı okumanın yanı sıra; onu dinliyor ve seyrediyoruz. Ocak 2012’de piyasaya çıkan Göksel’in son albümü “Bende Bi’ Aşk Var”, duygusal şarkılarıyla bize aşkı hatırlatıp yaşatırken; ona düşkünlüğümüzü müzikal boyutta gözler önüne seriyor. Şubat 2011’de gösterime giren Aşk Tesadüfleri Sever ve iki kez beyazperdeye konuk olup DVD’si yok satan İncir Reçeli; aşkın engellerle nasıl başa çıkabildiğini, “ince aşka” özgü bir kahramanlık ve fedakarlık duygusuyla nasıl yaşandığını gösteren filmler olarak aşk yolculuğunun romantik nitelemelerinden sayılabilir. Aşkın değersizleşti(rildi)ği günümüzde, romantik bir dönem filmi olan Jane Eyre’i seyretmek; gerçek aşk için katlanılan zorlukları görmek açısından önemliydi. 9 Şubat28 Mart tarihleri arasında Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde görülebilecek olan İsmail Acar’ın “Aşk” adlı retrospektifiyse, Sultan Abdülaziz’in Napolyon III’ün eşi Eugenie’ye olan aşkını gözler önüne seriyor.

OFİSTE DE BİRAZ DUYGU VE SEVGİ
Kaba ve inceliksiz ilişkiler, sosyal hayatta da sevimsiz ve duygusuz ortamlar yaratıyor. Fransız Trend Tahmin Ajansı Nelly Rodi'nin trend avcılarından Vincent Gregoire, “Dünyamız çok duyarsızlaştı. Ekonomik krizler, skandallar, çeşitli yolsuzluklar ve kuralsızlık, insanları daha saygılı ve sevgi dolu ilişkilere hasret bıraktı” diyor. Toplumumuzdaki adalet duygusu ve hukuka olan inancı körelten Ergenekon davası, dünyanın en önemli uluslararası mali kurumlarından biri olan IMF eski başkanı Dominique StraussKahn’nun cinsel taciz suçlamasıyla göz altına alınması; özensiz, duyarsız ve sevgisiz bir dönemde yaşadığımızı gösteriyor. Katı kurallara dayalı iş hayatı da bu şartlardan payını alıyor. Yaşam koçları işten çıkarılma stresi ve ekonomik kriz korkusuna karşı çalışma ortamlarını duygusallaştığından dem vuruyor. Öyle ki ofis hayatına renk katan öğle yemeği araları, doğum günü partileri, iş çıkışı gezmeleri ve çalışanla işveren arasında gerek duyulan diyalog ve etkileşim; insanların geleceğe daha pozitif bakmalarına katkıda bulunurken, her alanda hakim olan katı bireyselciliği bir nebze de olsa kırmayı başarıyor.


“ROMANTİZME CESARET ETMEK, SAMİMİYETTEN KORKMAMAK DEMEK!”

Psikoterapist Çağatay Öztürk, ilişkilerde romantizmi yakalamak için çiftlere tavsiyelerde bulunuyor.
“Kadınların, erkeklerdeki gücü devralmak adına son dönemde artık onlardan daha tüketici hale gelmeye başlaması, romantizmi kapitalizme yenik düşürdü. Kısaca romantizmi öldüren koşullar, biraz da kadınların erkeksileşmesiyle ilgili. Çiftlere romantizmle ilgili şu tür önerilerde bulunabilirim: Öncelikle birbirlerine her şeyi hazır sunmasınlar, gizemli olsunlar, sürprizler hazırlasınlar, ait olma ve birey olma özelliğini dengelesinler ve sembolik iletişime önem versinler (Peçetenin rengi, aldıkları çiçeğin anlamı gibi). İlişkilerde romantizmi canlandırmak için zihinsel, ruhsal ve fiziksel iletişime önem vermek gerekiyor. Romantizme cesaret etmek, samimiyetten korkmamak demek.”