VIVA MAYR KURALLARI İLE SAĞLIKLI YAŞAM

ELLE Yayın Direktörü Işın Görmüş uluslararası üne sahip olan detoks merkezi VivaMayr'da tecrübe ettiklerini paylaştı.

Alzheimer, kısırlık, bir nörolojik bozukluk olarak görülen ve MS olarak bilinen Multipl Skleroz, ülser, kanser, diyabet, tiroit bozuklukları, obezite, metabolizma düzensizlikleri, hipertansiyon, romatizma, artrit, migren, her türlü alerji, astım, kronik sinüzit, kronik kabızlık veya ishal, kolit, göğüs ağrıları, kronik karaciğer hastalıkları, otoimmün eksiklikleri, cilt hastalıkları, kas ağrıları, fibromiyalji ve bağışıklık sistemi zayıflıklarıyla bağlantılı  her türlü kronik hastalıklar, depresyon, yorgunluk, unutkanlık, hafıza kaybı gibi hayatımızı kabusa çeviren rahatsızlıklar, bağırsaklarınızı sağlıklı ve temiz tutmanız halinde, torbalarca ilaç kullanmadan, tedavi olabiliyor. Şaşırdınız mı? O zaman buyurun...

Dünyanın en önemli 8 detoks ve sağlıklı yaşam merkezinden biri sayılan VivaMayr’a vardığımda neler yaşacağımdan haberdar değildim. Her zamanki gibi başım ağrıyordu. Sağ omzumun arkasında, kürek kemiğimin içine yıllardır yerleşmiş olan kas ağrısı da kendini belli ediyordu. Gözlerimin altı yorgunluktan koyu bir renge bürünmüştü. Saçlarım çok donuk, sönük diye kendi kendime hayıflanıyordum. Beş yıl önce hipotiroidi teşhisi konulmuştu ve her şeyin suçlusu çalışmayan tiroit bezimdi.

Aklımdaki tek şeyse burada aç kalacak olmamdı. Mutsuzdum. Avusturya’nın küçük bir köyü olan Altaussee’de ikincisi açılan VivaMayr’a vardığımda manzara ve doğal ortam karşısında adeta çarpıldım. Alplerin ortasında enfes bir gölün yamacına kurulmuş merkez, misafirlerine önce görkemli bir görsel şölen vadediyor. Kendinizi hemen doğaya teslim etmek istiyorsunuz. Ve öyle de oldu.

Doktorlar, ilk günden gözümüzü korkutmak istemediler sanırım, hafif bir öğlen yemeğinden sonra bizi serbest bıraktılar. Biz de günümüzü gölün çevresinde 10 km’lik yürüyüş parkurunu tamamlayarak ve köyü gezerek tamamladık.

“MUCİZE TEST” KİNESİYOLOJİ

VivaMayr’da bir detoks, yani genel temizlik haftası sırasıyla şöyle ilerliyor: Öncelikle kan ve idrar testleri tamamlanıyor. Ardından hangi besinlere karşı duyarlılık gösterdiğimizi anlamak için sadece VivaMayr’a özel, kinesiyoloji adında bir kas testi uygulanıyor.

Doktor eşliğinde bir masaya uzanıyorsunuz. Sırasıyla dilinizin üzerine ufak miktarlarda çeşitli besinlerin tozları konuluyor. Buğday, fruktoz, laktoz, glüten gibi her gün yediğimiz gıdaların tozları bunlar. Tozdan önce ve sonra doktorunuz bacak ve kol kasınızın tepkisini ve direncini ölçüyor. Tozu almadan önce rahatlıkla itebildiğim doktorun elini, dilime toz damlatıldıktan sonra itemediğimi görünce oldukça şaşırıyorum açıkçası.

Uygulamalı kas bilimi, ilk olarak 30 yılı aşkın bir zaman önce, Detroit’li bir kiropraktör olan Dr. George Goodheart tarafından geliştirilmiş. Hekim, insan bedeninin belirli uyarıcılara karşı gösterdiği adaptasyon tepkilerini inceliyor. Bacak kasları bağırsak kaslarıyla ilişkili olduğundan, doktor bacaklara kas testi uygularken, eğer bir gıda intoleransı varsa, bacak güçsüzleşiyor. Bu şu demek aslında: Belirli bir gıdayı tükettiğimizde bağırsaklarımız güçsüzleşir, onu sindiremez veya dışarı atamazsa, şekere çevirerek depoluyor. O gıdanın ne olduğunu bu test sayesinde keşfederek terk ederseniz, kilo vermeye başlıyorsunuz. Güzel değil mi?

VIVAMAYR KLİNİĞİ

Mayr Kliniği, tüm hayatını sindirim sistemini anlamaya ve tedavi etmeye adamış efsanevi bir doktorun, Dr. Franz Xaver Mayr’ın eseri. Dr. Mayr, 1875-1965 yılları arasında yaşamış ve ilk kliniği de yine Avusturya’da açmış. Hastalarından su ve sebze suyundan oluşan bir programla oruç tutmalarını istemiş. 3 haftalık “oruç” sürecinden sonra, kişilerde göze çarpan değişiklikler olmaya başlamış. Artrit, migren, kronik kabızlık, yüksek kan basıncı gibi belirtiler ortadan kalkmış. Dr. Mayr’la birlikte yola çıkan doktorlardan biri olan Dr. Harald Stossier, daha sonra yoluna tek başına devam etmeye karar vererek, yine Avusturya’nın Klagenfurt-Wörthersee bölgesinde VivaMayr Maria Worth’ü açmış. Aslında elektrik mühendisi olan Stossier, insan sağlığına merakını daha fazla göz ardı edememiş ve karısının da desteğiyle tıp eğitimi almış.

Stossier’in kurduğu VivaMayr Kliniği şu an detoks dünyasının yıldızlarından biri. Hatta dillere destan. Odanızdan çıktığınızda her an, Gwyneth Paltrow, Nicole Kidman, Alber Elbaz veya Bayan Putin gibi isimlerle karşılaşabilirsiniz. Bu isimler kliniği bağımlılık derecesinde ziyaret ediyorlar. Aralık ayı dışında yılın 11 ayı açık. Çoğu insan, Dr. Stossier’i “dahi” olarak tanımlıyor. Onlara sorarsanız, bu doktor dünyayı yönetseydi, herkes normal kilosunda ve sağlıklı olurdu, ve benzeri cevaplar duyabilirsiniz. Kendisini tanıyanlar şöyle diyor: “Aslında para kazanmak umurunda bile değil. Onun derdi tüm insanların sağlıklı olması. Yapacakları birkaç ufak değişiklikle herkesin daha sağlıklı ve olabileceklerinin en iyisi olmalarını istiyor.” İkinci klinik de Avusturya’da, Altaussee’de açılıyor. Şu an tüm dünyadan gazetecilerin davet edilerek teste tabi tutulduğu kliniği 7 Nisan’dan itibaren ziyaret edebilirsiniz.

VIVAMAYR KÜRÜ

Ardından gelen kan ve idrar testleri kas testinde çıkan sonuçları adeta tasdik ediyor. Test sonuçlarına istinaden doktorunuzun size özel hazırladığı, bağırsakları, karaciğeri ve böbreği temizlemek ve sağlığına kavuşturmak üzere hazırlanan takviyeleri alarak, meşhur Mayr kürünü uygulamaya başlıyorsunuz. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanarak güne, Alp Dağları’ndan gelen Epsom tuzlu suyunu içmekle başlıyorsunuz. Birkaç dakika geçmeden de kendinizi tuvalette buluyorsunuz (Kusma yapabilir, çok normal, korkmayın). Doktorumuz, Epsom tuzlu suyunu freni boşalmış bir kamyona benzetiyor. Gerisini siz düşünün. Ardından ismi “Base Powder” olan, klinik tarafından hazırlanmış magnezyum sülfat karışımı tozu bir bardak suya karıştırarak içiyorsunuz.

Test sonuçlarınıza göre verilen farklı vitaminler, mineral ve aminoasit takviyelerini de mideye indirdikten sonra, yarım saat ara vererek kahvaltınızı yapıyorsunuz. Bu detoks merkezinde en sağlam öğün kahvaltı. Öğlen ve akşam yemekleri çok daha hafif geçiyor. Akşam hissedilen açlığa ve halsizliğe rağmen, dördüncü günden itibaren sindirim sisteminizdeki rahatlamayı farkediyorsunuz ve aslında göbeğiniz sandığınız bölge her gün incelmeye başlıyor. Başlarda yorgunluk, halsizlik olsa da birkaç gün sonra enerji seviyeniz yükseliyor. Sizi de bir şaşkınlık sarıyor. Ve de mutluluk!

Bana gelirsek, yıllar önce mayaya karşı duyarlılığımın olduğunu öğrenmiş ve dikkate almadan içinde maya olan ne varsa tüketmeye devam etmiş bir insan olarak bu sefer daha fazla besine hassasiyetle karşılaştım. Mayalı ürünleri tüketmeye devam ettiğimden kilo vermekte zaten zorlanıyordum. Üzerine fruktoz ve glüten hassasiyeti eklendiğini de öğrendim. Ayrıca vücudumun çok asidik olduğunu da. Zaten tiroit hastası da olduğum için, doktorum beslenmemde birkaç değişiklik yapmazsam, bütün bu bulguları barındıran bir insan olarak kilo vermemim imkansız olduğunu söyledi. Doğru besinleri, doğru saatlerde almalıydım.

Bundan böyle üç ay boyunca çiğ besinleri tüketmem kesinlikle yasak, çünkü bağırsaklarım bu çiğ yiyecekleri sindirecek durumda değilmiş. Ayrıca içinde maya ve glüten olan her şeyi bu süre zarfında unutmam gerekiyor. Tüm ekmekleri rafa kaldırıyorum, sadece mısır ekmeğini, onu da glütensiz undan evimde yaparak tüketeceğim. Ayrıca her türlü meyve, tatlı ve alkole de üç aylığına elveda dedim.

NE KADAR ZOR?

Kulağa zor geliyorsa, işin aslını söyleyeyim. İlk üç gün gerçekten zor, özellikle akşamları çok acıkıyorsunuz, istediğiniz kadar yemek yemediğiniz için sinirleriniz bozuluyor, açıkçası ben bundan çok büyük rahatsızlık duydum. Yemeğin beni değil, benim yediklerimi kontrol etmem gerektiğini düşündüm. 3 günden sonra sabahları daha erken ve daha enerjik uyanmaya başladım. Migren hastası olmama rağmen 12 gündür başım hiç ağrımıyor (Başınız aksine ağrıyabilir de; bu, şekerin vücudu terk ettiğini gösterir, panik yok. 3 gün sonra baş ağrısı tamamen yok oluyormuş). Sürekli yorgun ve halsizdim, ama üzerimden bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Bağırsaklarım daha rahat. Yemek sonrası beni rahatsız eden her şey yok oldu. En güzeli de 1 ayda 7 kilo daha hafifledim. Daha sakin ve net düşünebiliyorum.

Artık neyi, neden yiyeceğimi düşünmeden masaya oturmuyorum. Çünkü tükettiğim her şeyden ihtiyacım olan besini almak istiyorum. Özel diyetime 3 ay daha devam edeceğim. Daha sağlıklı, ince ve enerjik bir insan olma yolunda ilk adımımı attım.

Eğer siz de yazımın ilk paragrafında bahsettiğim rahatsızlıklardan muzdaripseniz, torbalarca ilaç alarak kendinizi daha fazla zehirlemek yerine, sorunun nereden kaynaklandığını anlayıp çözüm yolunu seçmelisiniz.

Bağırsaklarınızı temiz ve sağlıklı tuttuğunuz, karaciğerinizi, böbreğinizi yormadığınız sürece kilo almayacağınız gibi, yaşam sürenizi de hakkı sayılır şekilde uzatacağınızı unutmayın. Bunun için doktorlar yılda iki kez ruhsal ve bedensel temizlik için güvenilir merkezlerde detoksu teşvik ediyorlar. Bir hekim kontrolünde gerekli testleri yaptırmadan bu işe girişmemeniz, ideali.

VIVAMAYR FELSEFESİ

Kür, diyet, sistem, terapi veya tedavi, ne isim takarsanız takın Mayr felsefesi işe yarıyor. Dünyada, sindirim sistemimiz, bağırsaklarımız ve genel sağlığımız arasındaki bağlantıyı ilk keşfeden Dr. Mayr sayesinde insanlar, ilaçların tedavi edemediği, doktorların açıklama getiremediği rahatsızlıklarından kurtuluyorlar. Kendi sözlerine kulak verelim: “Bağırsaklarımız bitkinin kökleri gibidir. Eğer kökler topraktan ihtiyaç duyduğu besinleri, enzimleri, mineralleri almazsa, bitki zaman içinde hastalanacaktır.” Dr. Mayr ayrıca temiz bağırsakların ve sağlıklı çalışan sindirim sisteminin fiziksel güzelliğimize de etkisi olduğunu keşfetmiş. Doğru zamanda ve doğru miktarda tüketilen besinler cildimizin de yaşlanmasını geciktiriyor. Pırıl pırıl parlayan bir cilt, sağlıklı saçlar ve güzel bir vücut, Mayr terapisinin olağan sonuçları.

Dr. Mayr’ın yolundan giden Dr. Stossier, VivaMayr’ı bir adım daha öteye taşıyarak, merkezi klinik havasından çıkarıp insanların spor yapabileceği, masajlar ve terapilerle hoş vakit geçirebilecekleri, lezzetli ve sağlıklı yemek tariflerini öğrenecekleri bir keyif alanı haline getirmeye çalışmış.

Burada geçirilen 1 hafta (önerilen 2 veya 3 hafta) sonunda, sadece kilo vermiyorsunuz. Beyin ve beden enerji metabolizmanızı da optimize ediyorsunuz. Ağrılarınızdan kurtuluyorsunuz. Hormonlarınız daha düzgün çalışmaya başlıyor. Yemeğe ve kendinize, bedeninize olan saygınız ve sevginiz artıyor. Dünyaya bakış açınız bile değişiyor.

SAĞLIKLI SİNDİRİM İÇİN ALTIN KURALLAR

• Lokmanızı en az 50 kez çiğneyeceksiniz. Böylece sindirim ağızda başlıyor, mide ve bağırsaklar daha az güç sarf ederek yemeği sindiriyor. Arta kalan enerji de sizin oluyor. Yemekleri ne kadar çok çiğnerseniz o kadar az yersiniz. Çok çiğnemek beyne tokluk sinyalinin ulaşması için gerekli zamanı ve besinin bileşenlerine daha kolay ayrılmasını sağlıyor, sindirim kolaylaşıyor. 

• Yemekte su içmek yasak. Çünkü sindirimi ağızda başlatmaya yardımcı olan salya, yemekte içilen suyla etkisiz hale geliyor. 

• Yemekten yarım saat önce su içmeyi bırakıyorsunuz. Yemekten 1.5 saat sonra su içmeye başlıyorsunuz. İçerseniz, mide asidi seyreliyor ve sindirim çalışmıyor. 

• Yemekte başka içecekler de içilmemeli. Mecbursanız 1 kadeh sek şarap, o da minik yudumlarla (ancak 3 haftalık tedaviden sonra).

• Yemeğinizi aceleye getirmeden, sakin bir ortamda, mümkünse konuşmadan yemeniz öneriliyor. Böylece lokmalarınızı rahatlıkla çiğneyebilirsiniz. 

• Saat 15.00’den sonra çiğ sebze ve meyveleri unutun. Çünkü bağırsaklarımız bu besinleri sindiremiyor. 

• Meyve ve salata için en doğru vakit sabah ve öğlen. 

• Akşam yemeği en geç 19.00’da sona ermeli. Çorba, sebze ve balık tercih etmelisiniz. Daha sonra sadece bitki çayları ve su tüketmelisiniz. Ağzınız çiğneme hareketini yapmamalı. Böylece siz yatağa girmeden sindirim tamamlanmış olacak. 

• Alkolü tamamen bıraksanız ne güzel olur. Mümkün değilse cin tonik veya şarap tüketebilirsiniz. Aşırıya kaçmadan. 

• Şekeri hayatınızdan uzak tutmalısınız. Yerine bal veya akçaağaç şurubunu koyabilirsiniz. Veya tatlı yerine meyve tüketebilirsiniz. Başlarda baş ağrısı yapabilir ama bu, “temizlenmenin” etkisindendir. 

• Akşamları karnınızın sağ üst tarafına sıcak su torbası koyarak, karaciğerinizi rahatlatın. Altına ılık suda yıkanmış ıslak bir havlu yerleştirerek nemli bir ortam yaratırsanız daha faydalı. Her akşam yapabilirsiniz. 

FAYDALI BİLGİLER

Zeytinyağı, tereyağı, Hindistan cevizi yağı, bir Hint ürünü olan ve Ayurvedik diyetlerde bolca kullanılan ghee yağı, keten tohumu yağı, yemek ve salatalarınızda pişmiş veya çiğ olarak kullanabileceğiniz sağlıklı yağlar. Bu yağların tümünü Türkiye’de bulabilirsiniz. 

Ne tür rahatsızlığınız olursa olsun, alkali beslenmeye, vücudunuzun asit oranını düşürmeye çalışın. Bol sebze, meyve, bol balık ve az miktarda kırmızı et odaklı beslenin. Kırmızı et ve sucuk, sosis gibi işlenmiş etleri azaltın. 

Asitli içecekleri zehir olarak kabul edin ve azaltmaya çalışın. Mümkünse tamamen terk edin. 

Kahvaltınızı kral, öğlen yemeğinizi prens, akşam yemeğinizi fakir gibi tüketin. 

Akşam yatağa karnınız aç giderseniz, sabah tartıda daha hafif çıkmanız garanti. 

Olabildiğince “organik” sebze, meyve ve et tüketin.

Her gün 3 litre alkali su için. Suyu alkali yapmak için içine limon sıkabilir veya karbonat katabilirsiniz. 

Kahve ve Türk çayını azaltın.

Karbonhidratlar enerji kaynağı olduğundan tamamen kesmek doğru değil. Azaltmanız yeterli. Ayrıca tam tahıllı ürünlerin tercih edilmesi öneriliyor. 

Yağ tüketiminde doymuş yağlardan uzak durmak gerekiyor. Almanız gereken Omega 3, 6, 9 türü yağlar fındık, zeytin, ayçiçeği, keten tohumu ve kenevir gibi ürünlerde bulunur. Özellikle Omega 3 türü, vücuttaki yağların yakılmasına da yardımcı olur. 

Karaciğer ve böbrek gibi vücudu temizleyen organlar için gerekli proteinlerin mutlaka yeterli miktarlarda alınması gerekiyor. Bu sebeple en az iki günde bir balık, peynir veya et gibi hayvansal ürünler tüketin. Ancak protein ihtiyacının baklagillerden karşılanması vücut sağlığı için daha yararlı.