Bir otelin lobisine girdiğiniz anda sizi karşılayan o kokuyu düşünün. Henüz odanızın anahtarını almamışsınızdır ama şehir geride kalmış, tatil çoktan başlamıştır. Bunu sağlayan mermer zeminler, loş ışıklar ya da kusursuz karşılama olmayabilir. Bazen bütün mesele havada asılı duran, adını koyamadığınız bir kokudur. Lüks oteller uzun zamandır yalnızca nasıl göründükleriyle değil, nasıl hissettirdikleriyle de ilgileniyor. İmza kokuları tam olarak burada devreye giriyor. Mekanın mimarisi gözlere, müziği kulaklara seslenirken koku bütün deneyimi görünmez bir bağla bir arada tutuyor.
Tende Devam Eden Seyahat
Paris Gecelerinin Kokusu
Hôtel Costes, otel kokusunu kült bir objeye dönüştürme konusunda daha eski ve oldukça Parisli bir örnek. Kırmızı kadifeleri, loş ışıkları, gösterişli çiçek aranjmanları ve moda dünyasından müdavimleriyle tanınan otel, yalnızca konaklanan bir adres değil, başlı başına bir atmosfer sunuyor. Bu atmosferin önemli parçalarından biri de mekanın baharatlı ve gizemli kokusu. Parfümör Olivia Giacobetti ile Rami Mekdachi tarafından yaratılan imza koku, 2004 yılında Eau de Toilette formuyla otelin dışına taşındı. Ardıç, kişniş tohumu, gül ağacı, tütsü, misk, defne, beyaz biber ve lavanta notaları taşıyan kompozisyon, Hôtel Costes’in karanlık ve baştan çıkarıcı dünyasını kırmızı bir şişede yeniden kuruyor.
Bir Şehirden Diğerine Kokulu Yolculuk
Güller, Davetler ve New York
St. Regis Hotels & Resorts ise imza kokusunu New York’un gösterişli davet kültürüne bağlıyor. Parfümör ve mimar Carlos Huber tarafından yaratılan Caroline’s Four Hundred, adını 19. yüzyıl sonunda şehrin sosyete hayatına yön veren Caroline Astor’un seçkin davetli çevresinden alıyor. “American Beauty” gülleri, beyaz zambaklar, elma ve kiraz çiçekleriyle egzotik ağaç notalarını buluşturan koku, Astor’un ihtişamlı balo salonlarının modern bir yorumu gibi. Diğer örneklerden farklı olarak tende kullanılan bir parfüm değil, mum, oda spreyi ve difüzör seçenekleriyle sunulan bir ev kokusu koleksiyonu.