Günlük hayatın temposu içinde bedenimiz çoğu zaman fark etmeden “tehlike var” modunda yaşıyor. Oysa bazen bu alarmı susturmak için uzun açıklamalara değil, tek bir şeye ihtiyaç var: güvenli bir temas. Uzmanlara göre sarılmak sandığımızdan çok daha fazlası: sinir sistemini doğrudan etkileyen, bedeni sakinleşmeye davet eden güçlü bir biyolojik sinyal. Sarılmak yalnızca duygusal bir yakınlık göstergesi değil, beynin ve sinir sisteminin diliyle konuşan biyolojik bir düzenleyici. Klinik psikologlara göre rızaya dayalı fiziksel temas stres hormonlarını azaltırken bedene “güvendesin” mesajı veriyor.
Sarılmanın Biyolojik Karşılığı
Sözcüklerden Daha Etkili Olabiliyor
Yalnızlığın sadece duygusal bir durum olmadığını vurgulayan Erol, fiziksel temasın azalmasının beynin sosyal güvenlik sinyallerini zayıflattığını söylüyor. Sarılma ise bu sinyalleri yeniden aktive ederek kişiye “yalnız değilsin” mesajı veriyor. Bu nedenle özellikle duygusal zorlanma dönemlerinde sarılmanın bazen sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebildiği belirtiliyor. Tabii uzmanımız önemli bir noktaya da dikkat çekiyor: Sarılmanın etkili olabilmesi için rıza ve güven şart. İstenmeyen, ani ya da sınır ihlali içeren temas, tam tersine stres sistemini aktive edebiliyor ve beyin tarafından "tehdit" olarak algılanabiliyor. Sağlıklı bir sarılmanın temelinde rıza (basit bir “Sarılabilir miyim?” sorusu), doğru zamanlama, süre ve temasın yoğunluğu yer alıyor. Sarılmak istemeyen içinse el tutma, yanına oturma ya da göz teması gibi alternatif temas biçimleri de güvenli bağlanmayı destekleyebiliyor.