Sanatsal yeteneklerini aşklarıyla besleyen, yalnız birbirlerine değil aynı mesleğe de tutkuyla bağlanan çiftler, katlanan yaratıcılıklarıyla önemli eserlere imza atıyorlar. Peki en çok kime daha sadıklar? Eşlerine mi yoksa sanatlarına mı? Kah çalışan, kah sevişen, kah üreten çiftlerin aşk, sadakatsizlik, ayrılık, hüzün gibi duygularla harmanlanan ve dünden bugüne merak uyandırmaya devam eden ilişkilerini okuyacaksınız. SELİN MİLOŞYAN
#text>
#text>
Ünlü siyasal eylemci, romancı ve yazar Louis Aragon, Sovyet Devrimi'nin ateşinde yetişmiş entelektüel kadın Elsa Triolet'yle tanışmasaydı, edebiyat tarihinin en ünlü aşk şiirlerinden sayılan “Mutlu aşk yoktur” ve “Elsa'nın Gözleri”ne hayat verebilecek miydi acaba? Devrimin büyük şairi Mayakovski'nin arkadaşı olan Elsa'nın Aragon'un dünya görüşünü ve sanat anlayışını derinden etkilediğine şüphe yok. Aragon onunla tanıştıktan sonra komünizme yönelecek, gerçeküstücü akımın sempatizanı olacak, Fransız Komünist Partisi'ne ve direniş hareketine katılacaktır. Aynı şekilde Sovyetler Birliği'nden kaçtıktan sonra Paris'te yalnızlık ve mutsuzluk içinde yazı yazmaya çalışan Elsa'nın edebi kariyeri de Louis Aragon'la tanıştıktan sonra ivme kazanacaktır. Kısaca ikisinin de yazarlık serüvenleri birbirlerine karşı duydukları tutkulu aşkın gücüyle beslenmiş, ortak davaları (çift İkinci Dünya Savaşı'nda Fransız Direniş Hareketi'nin simgesi olur) ve paylaşımları, ilişkileri paralelinde daha çok anlam kazanmıştır.
#text>
Sevgi, aşk ve tutkuya dayalı kadınerkek ilişkisinin ortak paylaşımlardan da beslendiği, ortak fikirler ve ortak bir davayla gelişip büyüdüğü yadsınamaz bir gerçek. Aynı mesleğe, aynı sanata baş koymuş birçok çift aşklarını, paylaştıkları meslek aşkıyla perçinleyip daha da sıkı sarılmışlar, daha güçlü kenetlenmişlerdir birbirlerine.
#text>
#text>
Aşkları büyüyüp güçlendikçe yaratıcılıkları ve sanatsal yetenekleri de kamçılanmış, tüm bu faktörler önemli eserlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır. Kısaca, tutkusal bağ ve meslek aşkının iç içe geçmesi sonucu yaratıcılığın katlanarak arttığı durumlardan bahsediyoruz. Aynı şekilde ilişkilerdeki gelgitlerin, iniş ve çıkışların, çeşitli zorlukların da yaratıcılığı beslediğini söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, yıkıcı aşkların da benzersiz eserlerin doğuşunu hazırladığını vurgulamak yanlış olmaz.
#text>
Sanat aşkıyla beslenen kadın-erkek ilişkilerini irdelerken aynı mesleğe baş koymuş ünlü sanatçı çiftlerin de hayatlarına eğiliyoruz. Frida Kahlo-Diego Rivera ilişkisinden Sylvia Plath-Ted Hughes gibi yazınsal aşklara, unutulmaz eserlere imza atan Sezen Aksu-Onno Tunç beraberliğine, kısaca yaratıcı hayatlara ve ürettikleri eserlerde yaşayan ve hiç bitmeyen ilişkilere göz atıyoruz.
#text>
#text>
#text>
YAZINSAL İLİŞKİLER
#text>
İskoçyalı yazar Lesley McDowell'ın kaleme aldığı Yaratıcı Aşklar kitabı, tam da 20. yüzyılın dokuz ünlü kadın yazarının, yazar sevgilileriyle kurdukları karmaşık aşk ilişkisi ve bu ilişkinin sanatlarına olan izdüşümünü ele alıyor. McDowell; Anais NinHenry Miller, Sylvia Plath-Ted Hughes, Simone de Beauvoir-Jean Paul Sartre, Martha Gellhorn-Ernest Hemingway gibi beraberlikleri incelerken, bu öncü kadınların daha önce söylenenin aksine, ihanetlerin, terk edişlerin, hastalıklı bağımlılıkların kurbanı oldukları fikrine karşı çıkıyor. Yazıya baş koymuş bu kadınların ünlü erkek yazarlarla kurdukları ilişki sayesinde sanatlarını ve şair ruhlarını geliştirdiklerine inanıyor: “Bu ilişkiler olmasaydı, hepsi ilah sayılan bu olağanüstü dokuz kadın yazarın yapıtları çok daha zayıf kalırdı.” McDowell kadınların yeteneklerini asla küçümsemiyor, yalnızca bu yeteneğin ünlü yazarlarla yaşanan aşk ilişkisi sayesinde katlanarak arttığına dikkat çekiyor. Özellikle kadınların bir meslekte yükselmesinin henüz zor olduğu dönemlerde ünlü ve başarılı erkeklerle aşk yaşamanın sağladığı kolaylıklardan söz ediyor: “Bu kadınların çoğunun erkek yazınsal eşleri, kadın yazarların ciddiye alınmasının çok zor olduğu bir dönemde onların yapıtlarını överek, besleyen, sanatsal başarılarını duygularıyla harmanlayan bir çift olarak tarihe geçti. Hughes, “Amerikalı bir şair kadınla İspanya'ya gittim. Onun etkisiyle tanıştığımız günden beri sürekli ve her gün daha iyi yazdım” derken, Plath evli kaldıkları 1956'yla 1963 yılları arasında, o güne kadar yazdıklarından çok fazla sayıda tam 224 şiir yazdı. Yapıtları The New Yorker ve The Atlantic Monthly gibi yayınlarda çıkmaya başladı.
#text>
Bununla beraber McDowell'ın vurguladığı gibi Plath ya da Mansfield gibi, sevgililerini meslektaşlardan seçen birçok kadın yazar, tek başlarına da önemli yazarlar olup önemli eserlere imza attılar. Yazınsal birliktelikler, sadece onların yaratıcılığını kamçılayıp tanınırlıklarını artırdı.
#text>