Kampanya Fotoğrafları: Heikki Kaski
Bazı tasarımcılar ikonik silüetleriyle, bazılarıysa modaya meydan okumalarıyla tanınır. Hussein Chalayan, ikinci gruba ait. Kıbrıs’ta doğan ve eğitimini İngiltere’de sürdüren tasarımcı, kariyeri boyunca giysilerin ifade ettikleri kadar neye dönüşebilecekleriyle de ilgilendi. Zamanın malzemeler üzerindeki etkisi, teknolojinin gündelik hayatı değiştirme biçimi ve dönüştürme deneyimi, çalışmalarında tekrar tekrar karşılık bulan temalar arasında yer aldı. Onun için moda, sezonluk eğilimleri takip etmekten çok, içinde yaşadığımız dünyayı anlamanın yollarından biri.
Chalayan’ın 1993’te Central Saint Martins’teki mezuniyet koleksiyonu bu yaklaşımın erken bir örneğiydi. Toprağa gömülüp altı hafta sonra çıkarılan, paslanmış ve parçalanmış giysilerden oluşan koleksiyon, kumaşın zamanla geçirdiği değişimi tasarımın bir sürecine dönüştürdü. Sonraki yıllarda katlanarak postalanabilen giysilerden podyumda mobilyaya dönüşen tasarımlara uzanan çalışmaları, modanın sınırlarını malzeme ve işlev üzerinden düşünmeye açtı. 1999 ve 2000 yıllarında iki kez Britanyalı Yılın Tasarımcısı Ödülü'ne seçilen Chalayan, 1990’ların İngiliz moda sahnesinde deneysel tasarımı öne çıkaran isimlerden biri oldu.
Acne Studios ile hazırladığı 12 parçalık kapsül koleksiyon, bu vizyoner yaklaşımı bugünün gardırobuna taş��yor. Markanın kurucu ortağı ve kreatif direktörü Jonny Johansson ile bir araya gelen tasarımcı, Ventriloquy (2001), Medea (2002) ve Manifest Destiny (2003) koleksiyonlarından hareketle geçmiş çalışmalarını yeniden ele alıyor. Denim, deri ve jarse gibi Acne Studios’un tasarım dilinde merkezi bir yere sahip malzemeler, Chalayan’ın yapısal deneyleriyle düşünülüyor.
Bu yaklaşım en açık biçimde denim parçalarında görülüyor. Acne Studios’un “1996” ve “2009” denim silüetleri parçalı yüzeylerle yeniden yorumlanırken, trompe-l’œil etkisi yaratan piton desenli yeni “twisted” model de koleksiyona ekleniyor. Asimetrik denim yelek ve elbiseler, Chalayan’ın Manifest Destiny koleksiyonundaki katmanlı konstrüksiyonundan ilham alıyor; benzer detaylar jarse tişört ve yeleklere de taşınıyor. Markanın Camero çantası ise denim tonlarındaki parçalı deri yüzeyiyle bu görsel dili sürdürüyor. Giysilerin yapısı, aynı zamanda tasarımın nasıl kurulabileceğine dair bir araştırma alanı sunuyor.
Johansson, Chalayan’ın moda üzerindeki etkisini yeniden gündeme getirmek istediğini söylerken iki tarafın ortak noktasını tasarım ve yaratıcılığa verdikleri öncelikte buluyor. Chalayan ise Acne Studios ekibinin kendisinden farklı bir kuşağa ait olmasının, eski çalışmalarına başka bir açıdan bakmasını sağladığını belirtiyor. Bu karşılaşma, arşivin sabit bir geçmiş olmaktan öte, yeni yorumlarla anlamı değişebilen canlı bir kaynak olarak ele alınmasını sağlıyor. Bir zamanlar kendi döneminin teknolojik ve kavramsal sınırlarını araştıran fikirler, bugün farklı malzemeler ve tasarım alışkanlıkları içinde yeniden karşılık buluyor.
Koleksiyonun kampanyası için Londra’daki V&A East Storehouse’un seçilmesi de bu yaklaşımın bir yansıması. Diller Scofidio + Renfro tarafından tasarlanan müze mekânı, ziyaretçileri nesnelerle geleneksel sergileme düzeninden farklı bir ilişki kurmaya davet ediyor. Chalayan’ın bazı tasarımlarının müzenin kalıcı koleksiyonunda yer aldığı bu alanda, yeni parçalar tasarımcının geçmiş işleriyle yan yana geliyor. Bunlar arasında V&A’nın British Design 1948–2012: Innovation in the Modern Age sergisi için hazırlanan 2011 tarihli Tulle Dress ve Sakoko İlkbahar/Yaz 2011 koleksiyonundan Haiku Dress de bulunuyor.
İş birliğine Reference: Hussein Chalayan adlı bir kitap da eşlik ediyor. Acne Studios tarafından yayımlanan ve Londra merkezli küratör ve editör Charlene Prempeh’in editoryal yönetimini üstlendiği kitap, tasarımcının moda ve tasarım üzerindeki etkisini arşiv görselleri, fotoğraflar ve metinler üzerinden inceliyor. Bin adetle sınırlı hazırlanan yayın, Chalayan’ın araştırmaya dayalı pratiğini daha geniş bir kültürel bağlamda okumak isteyenler için bir kaynak niteliğinde.
Acne Studios x Hussein Chalayan iş birliğini anlamlı kılan, geçmişten tanıdık tasarım fikirlerini bugüne taşımaktan fazlası. Koleksiyon, Chalayan’ın yıllardır peşinden gittiği bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Bir fikir, ortaya çıktığı dönemin koşullarından bağımsız olarak nasıl yaşamaya devam eder? Cevap, değişen bir bağlamda ve yeni bir bakışla ortaya çıkıyor.