Yazı: Muhammet Bozkurt
Fotoğraflar: Tod’s, Loro Piana, Dior, Hermès, Bottega Veneta, Chanel, Cartier, Hennessy X Othoniiel, Getty Images Türkiye
Artık “kopya”, “taklit” veya “sahte” demiyoruz, bugün moda dünyasında yeni bir kavram var: “Dupe”. Z Kuşağı ve milenyum nesli, bu kavramı yalnızca bir ikame değil, estetik algının bir parçası olarak benimsiyor. Peki neden bir nesil yaratıcılıktan çok görünüşün peşine düşüyor? Ve bu eğilim, lüksün değerini nasıl dönüştürüyor?
2000’lerin başında hızlı modanın yükselişi, lüks tasarımları ulaşılmaz hayaller olmaktan çıkarıp daha erişilebilir seçeneklere dönüştürdü. Bir zamanlar yalnızca modaevlerinin kapalı kapıları ardında görülen estetik, bugün geniş kitlelerle buluşan bir köprüye evrildi. Bu köprü de bizi “dupe “kültürünün felsefesine taşıdı.
“Dupe”, markaların ikonlarını birebir kopyalamayan ama tasarım dilini gri bir alanda yeniden üreten ürünlere verilen ad. Francis Kurkdjian’ın belirttiği gibi, “dupe” bir ürün giydiğinizde hem fikri mülkiyeti ihlal eder hem de yaratıcılığı hafife alırsınız. Fakat tüketici, benzer estetiğe sahip bir ürün aldığını düşünerek bu olgunun parçası durumuna gelir. Böylece “dupe”, sadece bir nesne değil kültürel bir tartışma zemini, estetik bir sorgulama halini alır.
MODAEVLERİ BU AKIMA NASIL KARŞILIK VERIYOR? CEVAP NET: ZANAAT
Cartier, Yüksek Mücevher Enstitüsü ile teknik mirasını koruyor. Loro Piana, Peru’daki zanaatkarlarla çalışarak yerel üretimi güçlendiriyor. Hermès, 1837’den bu yana sürdürülen teknikleri geleceğin ustalarına aktarıyor, İstanbul’daki “Hermès in the Making ” etkinliğinde ipekten deriye her alanı şeffaf bir deneyime dönüştürerek emeğin önemini yeniden hatırlatıyor. Louis Vuitton, 20.000’i aşkın zanaatkarıyla “Métiers d’Excellence” programı kapsamında geleneksel becerileri geleceğe taşıyor. Chanel’in “Métiers d’Art” atölyeleri, Montex’ten Lesage’a uzanan ekosistemiyle nakış, mücevher ve aksesuar işçiliğini çağdaş tasarım anlayışıyla birleştiriyor.
“Dupe” kültürünün yükselişi, markaların hikayelerini yeniden anlatma ihtiyacını güçlendiriyor. Bugün birçok tasarımcı arşiv parçalarını yeniden gündeme getiriyor, kırmızı halıdan müzik videolarına kadar geçmişin zanaatını bugüne taşıyor. Rosalía’nın herkesin mutlaka izlemesi ve kendinden bir şey bulacağını umduğum “Berghain” klibinde McQueen, Givenchy ve Balenciaga arşivlerinden parçalar kullanması da bu dönüşümün güçlü bir örneği. Modaevlerinin sorduğu soru basit: “Neden bir 'dupe' yerine bize yatırım yapmalı?”
Cevap ise aynı derecede net: Bir değer, bir standart ve bir hikaye sundukları için.
Fendi’nin Milano’daki “Rock the Craft” sergisi, sanat, zanaat ve inovasyonu buluştururken, üçüncü kattaki atölyesi’nde artık malzemelerin sınırlı sayıda “Peekaboo” çantalara dönüşmesi markanın döngüsel tasarım anlayışını gözler önüne seriyor. Tod’s'un Venedik Bienali’nde 11 ustanın Gommino loafer’ı kendi geleneksel yöntemleriyle yeniden yorumladığı “Zanaatkarlığın Sanatı” projesiyle İtalyan el işçiliğini kutlaması, Loewe'nin “Craft Prize” ile geleneksel teknikleri modern malzemelerle birleştirerek yeni bir vizyon ortaya koyması, Bottega Veneta'nın ise “Craft in Motion” ile “Intrecciato” dokuma tekniğini hareket ve duygu üzerinden anlatan sinematik bir deneyim sunması.
Zanaat burada yalnızca üretim değil bir dil, bir bağ, bir iletişim formu haline geliyor. Markanın CEO’su Leo Rongone’un deyişiyle, bu okul ve atölyeler markanın mirasının geleceğini güvence altına alıyor, yaratıcılığı besliyor ve insan eliyle yapılanın değerini hatırlatıyor.
“Dupe” kültürü, markalara neyi temsil ettiklerini yeniden hatırlatma çağrısı niteliğinde. Tüketiciye ise hikayeye, ustalığa ve emeğe yeniden değer vermeyi hatırlatıyor.
Bu yolculuğu anlamak isteyenler için “Craft in Motion” filmi adeta bir başyapıt. Geçmiş ve bugün, doğa ve insan, zanaat ve yaratıcılık ritmik bir keşfe dönüşüyor. Üretici ve tüketici arasındaki ilişki, ustalığın hafızasıyla bütünleşiyor.
Ve belki de bu yüzden, “dupe” kültürü yükseldikçe modaevlerinin değeri eksilmez, tam aksine insanın elinden çıkanın benzersizliğini, hikayenin ağırlığını ve gerçek ustalığın neden her zaman bir markadan değil, bir mirastan doğduğunu yeniden hatırlatır.
Dupe kültürü çoğaltır ama derinleştirmez. Modaevleri ise üretir, korur ve aktarır. Çünkü gerçek lüks, bir şeye benzeyebilmekte değil, ona ait bir hafızayı taşıyabilmektedir.
MIU MIU “Making of Old” PROJESİ
Bu süreç, Miu Miu’nun özünde yer alan yenilikçi yaklaşımıyla yüzeyde eskimiş bir etki ve tarih hissi yaratıyor. Tüm ürün kategorilerine yayılan bu incelikli uygulama loafer’lardan Chelsea, bağcıklı ve tokalı botlara, Arcadie, Pocket ve Wander çantalardan pilot siluetli ve bomber ceketlere, mikro şortlardan pek çok farklı parçaya kadar uzanıyor. Miu Miu’nun vintage giysilere duyduğu sevgi ve detaylara verdiği özen, birlikte yaşanmak, yıllar boyunca değer görmek ve saklanmak üzere tasarlanan özel parçalara hayat veriyor.
Bu yazı ELLE Türkiye Mart sayısından alınmıştır.