Kapak Görseli: Jean-Charles Nicaise Perrin, "Portait de Madame Perrin", 1791 © musée des arts et de l’archéologie de Valenciennes – Photo Thomas Douvry
Musée Cognacq-Jay bu mevsim Palais Galliera ile birlikte "Révéler le Féminin. Mode et Apparences au XVIIIe siècle"i açtı. Marais’nin taş avlusunda, sarı-gri bir hôtel particulier’in altı salonuna yayılan bu sergi küçük ama keskin. Portreler, dönem kıyafetleri, saray minyatürleri, Watteau’nun fête galante’ları, Boucher’nin pastoral sahne kurguları — ve bunların karşısında Steven Meisel fotoğrafları, Valérie Belin’in soğuk güzelleri, Lagerfeld imzalı bir Chanel. Üç yüz yıl aynı soruyu soruyor. Dişil olanı kim kurdu? Kimin gözüyle? Kimin arzusuyla? Ve bu arzu hangi kumaşa, hangi silüete, hangi bakışa büründü?
Serginin ilk salonları giysinin fiziksel yapısını bir beden politikası olarak okuyor. Balinalı iç korseler, panier adı verilen çember eteklikler, robe à la française’in sırta düşen derin kıvrımları — bunlar yalnızca estetik tercihler değil. Balinalı korsenin beli sıkıştırması tesadüf değildi. Duruş ve yürüyüş sınıfın dışavurumuydu. Kadın bedeni toplumsal hiyerarşinin taşıyıcısıydı. Saten, broderi, kadife — her detay bir dil. Nattier’nin XV. Louis’nin kızlarını resmederken kurduğu idealizasyon ile La Tour’un modellerine verdiği psikolojik derinlik bu dili farklı biçimlerde konuşuyordu. Vigée Le Brun bunu çok iyi biliyordu. Labille-Guiard da. İkisi de kadın ressam. İkisi de kumaşı ışık gibi işliyor ama modellerinin gözlerinin içine de bakıyorlar — yalnızca elbiselerine değil. Bu ince fark odaların havasını değiştiriyor.
Sonra ton değişiyor. 1770’ler. Rousseau etkisi. Beyaz muslin. Pamuklu, akışkan, sanki ev içinden çıkmış gibi kumaşlar. Çocuk portreleri. Doğallık arzusu. Bir özgürleşme mi bu? Belki. Ya da başka bir idealizasyon. Bir baskının yerini başka bir ideale bırakması. Sergi bunu yargılamıyor — yalnızca gösteriyor. Fransız resmi Rousseau idealini taşırken İngiliz etkisi başka bir zariflik getiriyor. İkisi birbirini etkiliyor. İkisi de kadını kendi çağının hayaline göre biçimlendiriyor. Her çağ bunu yapıyor. Biz de yapıyoruz.
Son salonlarda sergi zamandan çıkıyor. Pastoral referansların Cindy Sherman yorumuna uzanan köprüsünü kuruyor. Rocaille dekoratif sanatlarının bugüne taşınması. Ve Chanel’in İlkbahar/Yaz 2019 Haute Couture koleksiyonu — seramik tozu ve süngerle yapılmış üç boyutlu çiçek nakışları, elle boyanmış, verniklenmiş. 18. yüzyıl artık bir teknik değil, bir arzu kaynağı. Geçmiş giyilir. Çoğu zaman farkında olmadan. Bir silüetin nereden geldiğini, bir omzun nasıl düştüğünü, bir belin neden o noktada kırıldığını sorgulamadan. Sergi tam da bu soruyu soruyor. Hafızayı giydiğimizde ne taşıyoruz? Kimin hayalini? Kimin özgürlüğünü? Kimin korsesini?