Hatice Gökçe: Remnant — Zamanın Kalıntıları
Hatice Gökçe, 25 yılı geride bırakırken yeni koleksiyonu “Remnant” ile modanın en temel sorularından birine geri dönüyor: Geride kalanla ne yaparız?
HAKAN BAHAR 09 Mart 2026

Fotoğraflar: Erdi Doğan


Topağacı’nın sakin sokaklarından yürüyerek Hatice Gökçe’nin Nişantaşı’ndaki atölyesine yaklaşıyorum. Giriş katındaki mekanın önünde siyah metalden yapılmış bir karga duruyor; sokağın gündelik ritmiyle neredeyse doğal bir ilişki kurmuş gibi. İstanbul’da kargalar her zaman biraz şehrin hafızasını taşıyan canlılar gibidir. Belki de bu yüzden atölyenin kapısında duran bu figür, içeri girmeden önce küçük bir işaret gibi geliyor bana. Çünkü Hatice Gökçe’nin tasarımları da çoğu zaman tam bu noktada başlar: şehirde dolaşan izlerde, geride kalmış parçalarda, gözden kaçan ayrıntılarda. İçeride kumaşların, ipliklerin ve yarım kalmış yüzeylerin arasında dolaşan sakin bir üretim hali var. Pencereden süzülen gün ışığı askıda duran parçaların üzerinde gezinirken her biri farklı bir hikayenin izini taşıyor gibi görünüyor. Bazıları tanıdık bir dokunun devamı, bazılarıysa sanki başka bir geçmişten artakalmış parçalar.

Hatice Gökçe, 25 yılı geride bırakırken yeni koleksiyonu “Remnant” ile modanın en temel sorularından birine geri dönüyor: Geride kalanla ne yaparız? Endüstrinin “artık” olarak tanımladığı şey gerçekten değersiz midir, yoksa sadece sistemin görmezden gelmeyi seçtiği bir iz midir? “Remnant”, üretim fazlası ya da kullanım dışı kalmış kumaşların çözülerek ipliğe dönüştürülmesi ve küçük bir dokuma tezgahında yeniden dokunmasıyla oluşan bir koleksiyon. Süreç hazır bir kumaşı kesmekle değil, var olan malzemeyi ayrıştırarak yeniden kurmakla başlıyor. Böylece her yüzey farklı gerilimler ve yoğunluklarla yeniden şekilleniyor; geçmişe ait izler ise bilinçli olarak silinmiyor, korunuyor.

Hatice Gökçe’nin yaklaşımında sürdürülebilirlik bir slogan değil, doğrudan üretim metodunun kendisi. Yeni bir malzeme yaratmak yerine var olanı dönüştürmeyi seçmek, koleksiyonun estetik dilini de belirliyor. Parçalar bir bütünlük iddiasıyla değil, farklı geçmişlerin katmanlarıyla var oluyor. Bu yaklaşım koleksiyonun düşünsel merkezine de yansıyor. “Remnant”, erkekliği tamamlanmış ve yekpare bir kimlik olarak değil, yaşanmışlıkların, vazgeçişlerin ve bastırılmış duyguların bıraktığı izler üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Gücünü sert bir maskülenlikten alan bir figür yerine çatlaklarını saklamayan ama dağılmayan bir olgunluk öneriyor. Bu nedenle koleksiyondaki parçalar yalnızca giysi değil, aynı zamanda birer anlatı yüzeyi gibi çalışıyor. Farklı dokuların, yeniden dokunmuş kumaşların ve katmanlı yüzeylerin içinde geçmişten kalan izler görünür kalıyor. Silinmeyen bu izler, tasarımın başlangıç noktasını aslında “arkada kalandan” kuruyor. “Remnant” böylece estetik bir tercih olmanın ötesine geçiyor. Hatice Gökçe’nin koleksiyonunda artık sayılan şey, sistemin görmezden geldiği bir kalıntı değil, tam tersine tasarımın en dürüst başlangıç noktası haline geliyor.

Hatice Gökçe’nin tasarım pratiğini yıllardır yakından izliyorum. Onun koleksiyonlarıyla ilk karşılaşmamdan bu yana geçen zaman boyunca, her sezon başka bir sorunun peşinden gittiğine tanık oldum. Bazen bir kumaşın hafızasına, bazen erkekliğin kırılgan taraflarına, bazen de terziliğin neredeyse düşünsel bir disipline dönüşebileceği o ince çizgiye… Moda çekimlerimde onun parçalarını kamera karşısına taşıdım; derinin, ipeğin ya da ağır bir yünün vücutla kurduğu ilişkiyi yakından gördüm. Ama Hatice Gökçe’nin tasarımlarını asıl belirleyen şey, belki de bu yüzeylerin altında dolaşan fikirler. Çünkü onun için giysi hiçbir zaman yalnızca bir form değil, zamanın, deneyimin ve düşüncenin içinde yavaş yavaş şekillenen bir yapı.

Hikaye çoğu zaman çoktan yaşanmış olanın içinden yeniden kurulur. Çünkü geçmiş hiçbir zaman tamamen kapanmış bir yer değildir, hafızanın içinde sürekli biçim değiştiren, yaşayan bir alandır. Bir kumaşın dokusunda, bir mekanın sessizliğinde ya da yıllar sonra tekrar karşılaşılan bir silüette beliren o küçük izler -belki de birer remnant, yani geride kalmış parçalar- hikayenin yeniden başlamasına izin verir. O an geçmiş sadece hatırlanmaz, yeniden yorumlanır, yeniden yazılır. Zamanın içinden süzülüp gelen bu kalıntılar, hafızanın sakladığı küçük parçalar gibi görünür ama aslında yeni bir anlatının başlangıç noktasıdır. Çünkü hafıza yalnızca olanı korumaz, o remnant parçaları alır, dönüştürür ve onları bambaşka bir hikayenin temel malzemesine çevirir.

Koleksiyondaki parçalar yalnızca giysi değil, aynı zamanda birer anlatı yüzeyi gibi çalışıyor. Yeniden dokunan kumaşlar ve katmanlı dokular, geçmişten kalan izleri görünür kılıyor. Tasarımın başlangıç noktası böylece yeni olan değil, arkada kalmış olan oluyor.“Remnant”, Hatice Gökçe için yalnızca estetik bir tercih değil. Bu koleksiyon, modanın çoğu zaman görmezden geldiği bir gerçeği hatırlatıyor: Bazen en güçlü hikaye, geride kalmış olanda saklıdır. Topağacı’ndaki o atölyeden çıkarken İstanbul hâlâ baharın eşiğinde. Ağaçların arasından sokağa yeniden adım attığımda aklımda kalan şey şu oluyor: Yeni olan, geride kalmış olanın yeniden hatırlanmasından ibarettir.

SON HABERLER