Her Mlouye tasarımı, estetik bir objenin ötesinde, kullanım alışkanlıklarını, gündelik ritüelleri ve işlevi yeniden düşünmeye davet eden bir yaklaşımdan doğuyor. Fikir aşamasından üretim sürecine, aksesuarların stildeki rolünden zamansız tasarım anlayışına uzanan bu sohbette, Mlouye'nin kurucusu ve kreatif direktörü Meb Seyman, markanın özgün tasarım dilini, global ölçekte yakaladığı başarıyı ve bugün tasarımın neden yalnızca güzel görünmekten çok daha fazlasını ifade ettiğini ELLE okurlarıyla paylaşıyor.
Bir çanta sizin zihninizde nasıl doğuyor? Bir eskizle mi, bir malzemeyle mi, yoksa bir binanın önünden geçerken gördüğünüz bir formla mı? Bizi bir Mlouye çantasının fikirden rafa uzanan yolculuğuna götürür müsünüz?
İnsanlar genelde bir çantanın elime kağıt kalem alıp çizmeye başlamamla ya da bir anda gelen ilhamla doğduğunu düşünüyor. Oysa süreç biraz farklı. Genellikle çözmek istediğim küçük bir problem ya da kafamda kurduğum bir senaryo oluyor. Yaz tatiline gidecek olsam plajda ne taşımak isterdim? Bir kapanış mekanizması daha keyifli nasıl çalışabilir? Bir terliği nasıl daha kişisel ve eğlenceli hale getirebilirim? Tasarım bu sorularla başlıyor.
Kağıt kalemi elime aldığımda ürünün büyük resmi çoğu zaman zaten oluşmuş oluyor. Eskiz, sürecin başlangıcı değil, düşüncenin görünür hale gelmiş durumu. Asıl zorlu bölüm de bundan sonra başlıyor. Mock-up'lar, numuneler, revizyonlar… Ürünü üretime hazır, en rafine haline getirmeye çalışıyoruz.
Aynı anda malzemeler, renkler ve metal aksesuarlar da geliştiriliyor. Hatta çoğu zaman bir tokanın ya da kilidin geliştirilmesi, çantanın kendisi kadar teknik ve estetik çalışma gerektiriyor. Küçük görünüyorlar ama aslında her biri kendi başına bir proje. Tüm bu geliştirme süreci tamamlandığında elimizde yalnızca bir çanta değil, o ürüne ait tüm bilgi, üretim reçetesi ve tasarım detayları da oluşmuş oluyor. Son adım ise onu doğru zamanda müşterilerimizle buluşturmak.
“
"Aksesuarlar ihtiyaçtan değil, bilinçli bir tercihten doğuyor. Bu yüzden de kişiliği yansıtma güçleri çok daha yüksek."
Bir Mlouye çantasını tasarlarken yalnızca nasıl göründü��üne değil, elde nasıl durduğuna, nasıl açıldığına, nasıl taşındığına da odaklanıyorsunuz. Sizin için iyi tasarımın görünmeyen ama en önemli tarafı nedir?
En iyi tasarlanmış ürün, kullanıcının varlığını unuttuğu üründür. Bir çanta düşünmeden açılıyor, omza doğal şekilde oturuyor, eliniz hiç aramadan doğru yere gidiyorsa, arkasında fark edilmeyen pek çok doğru tasarım kararı vardır. Kullanıcı bunların hiçbirini fark etmeyebilir ama tam da bu yüzden ürün doğru hissettirir. Ç��nkü aslında kahraman ürün değil, kullanıcıdır. İyi tasarım ise kendini hissettirmek için değil, hayatı kolaylaştırmak için vardır.
Bir formun Mlouye dünyasına ait olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
Bazen kendime şunu soruyorum: Logoyu kaldırırsak bunun yine Mlouye olduğu anlaşılır mı? Ama aynı zamanda bir markanın tek bir forma ya da belirli bir estetik dile sıkışmasını da doğru bulmuyorum. Bir markanın varlık sebebi, estetik dilinden daha uzun ömürlü olmalı. Estetik değişir; dönemler, ihtiyaçlar ve yaşam biçimleri değişir.
Asıl soru şu: Bu ürün gerçekten Mlouye müşterisinin hayatında bir karşılık buluyor mu? Markanın yaklaşımını ve değerlerini doğru şekilde taşıyor mu? Eğer cevabı evetse, formu ister beklenmedik ister tanıdık olsun, o ürün zaten Mlouye dünyasının doğal bir parçasına dönüşüyor.
Sizce bugün bir aksesuar stil üzerinde nasıl bir rol üstleniyor?
Eskiden aksesuar, kombini tamamlayan parçaydı. Bugün ise aksesuarı yalnızca tamamlayıcı bir unsur olarak tanımlamak eksik kalır. Daha çok karakter kazandıran bir öğe haline geldi. İnsanlar artık daha sade ve zamansız giyiniyor; çanta, takı ya da saat ise bu sadeliğin içine kişilik katıyor, kişinin zevkini ve tasarıma bakışını yansıtıyor. Hatta çoğu zaman bir insan hakkında kıyafetinden çok seçtiği aksesuarlar fikir veriyor. Çünkü aksesuarlar ihtiyaçtan değil, bilinçli bir tercihten doğuyor. Bu yüzden de kişiliği yansıtma güçleri çok daha yüksek.
Bir parçanın sezona değil, kişisel stile ait olmasını sağlayan şey sizce nedir?
Bu yüzden herkesin tek, kendine özgü ve hiç değişmeyen bir stile sahip olması gerektiğini de düşünmüyorum. İnsan değişir; hayatı, zevkleri ve kendini ifade etme biçimi de değişir. Bence bir parçayı zamansız yapan şey de tam olarak bu değişime ayak uydurabilmesi. Farklı estetiklerin içinde var olabiliyor, insan değiştikçe onunla birlikte yaşamaya devam ediyorsa, o parça artık yalnızca bir sezona değil, kişisel stile ait oluyor.
“
"İnsan değişir; hayatı, zevkleri ve kendini ifade etme biçimi de değişir. Bence bir parçayı zamansız yapan şey de tam olarak bu değişime ayak uydurabilmesi."
Türkiye'den doğan bir markanın global ölçekte kendi tasarım diliyle kabul görmesi, yalnızca ticari değil kültürel olarak da güçlü bir hikaye. Sizce Mlouye bu algıda nasıl bir değişim yarattı?
Mlouye'nin tek başına bir algı yarattığını söyleyemem. Ama özgün karakterimizle dünyanın farklı yerlerinde karşılık bulabilmiş olmak bizim için çok değerli. Bu da bana şunu düşündürüyor: İnsanlar artık bir ürünün nereden geldiğinden çok kendilerine ne sunduğuyla ilgileniyor. İyi fikirlerin pasaportu olmuyor.
Bir Mlouye tasarımını tamamlanmış hissettiren son detay genellikle ne olur?
Bir ürün, eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak bir şey kalmadığında tamamlanır. Ben de buna inanıyorum. Bir Mlouye tasarımının bittiğini hissettiğim an da tam olarak bu oluyor.
Yeni bir tasarıma başlarken ilk düşündüğünüz şey form mu, işlev mi, renk mi?
Aslında ilk düşündüğüm şey ne form ne işlev ne de renk. Bir senaryo. Ürünün hangi ana eşlik edeceğini düşünüyorum. Çünkü doğru senaryo kurulduğunda form da işlev de renk de o hikayenin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
“
"Mlouye olarak, özgün karakterimizle dünyanın farklı yerlerinde karşılık bulabilmiş olmak bizim için çok değerli."
Son zamanlarda izlediğiniz ve etkisinden çıkamadığınız bir film ya da dizi var mı?
"Severance". Kurduğu görsel dünya inanılmaz tutarlı. Hiçbir obje, kostüm, renk ya da mekan rastgele seçilmiş gibi hissettirmiyor. Bu kadar disiplinli ve kontrollü bir görsel dili uzun zamandır izlediğim hiçbir dizide görmemiştim. Yeni sezonunu da sabırsızlıkla bekliyorum. Etkilendiğim bir diğer yapım ise "Pluribus". Biter bitmez başkalarına önerdiğim dizilerden biri oldu.
Seyahatleriniz arasında tasarım anlayışınızı en çok etkileyen şehir hangisi?
Milano kesinlikle favori şehirlerimden biri değil ama çoğu tasarımcı gibi benim de tasarım anlayışımı etkileyen şehirlerden biri. İtalya'da tasarım, estetik bir mesele olmanın ötesinde bir üretim kültürü. Bu yüzden günlük hayatın ve ekonominin doğal bir parçası. Böyle bir ekosistemin içinde olmak insanın çıtasını ister istemez yükseltiyor.
Yoğun iş temposundan uzaklaştığınızda size en iyi gelen şeyler neler?
Sanırım en çok yürümek. Son zamanlarda ise bahçeyle uğraşmayı seviyorum.