Kate Barton Soruyor: Bir Malzeme Ne Kadar Farklılaşabilir?

Kate Barton’ın tasarım pratiği, bir malzemenin alışılmış sınırlarını zorlamakla başlıyor. Kumaşı dönüştürüyor, formları yeniden kuruyor, teknolojiyi zanaatla karşılaştırmak yerine birbirine yaklaştırıyor ve en iyi fikirlerinin bazılarının hiç beklenmedik yerlerden geldiğini itiraf ediyor. 2022’de kurduğu markası bugün tanınabilir bir dile sahip; Barton’ın yeni sorusu ise bu dili ne kadar ileri götürebileceği. New York Moda Haftası İlkbahar/Yaz 2027 defilesine sayılı günler kala Kate Barton ile bu soruları konuşuyoruz.

Berrak Zeynep Yılmaz BERRAK ZEYNEP YILMAZ 08 Eylül 2026

Kapak Fotoğrafı: Nicole Bell


Kate Barton için tasarım, çoğu zaman bir eskizle değil, bir kumaş parçasıyla ve basit bir soruyla başlıyor: Bu malzemeyle başka neler yapılabilir? 2022’de kurduğu kendi adını taşıyan markada, malzemelerin alışılmış davranışlarını sorguluyor; drapajı teknolojiyle, el işçiliğini form mühendisliğiyle bir araya getiriyor ve özgür düşünmeyi, deyim yerindeyse saçmalamaya imkan tanımayı, tasarım sürecinin bir parçası olarak kabul ediyor. Ortaya çıkan heykelsi ve beklenmedik silüetler ilk bakışta deneysel görünse de Barton için asıl mesele, bir fikri yalnızca görsel olarak çarpıcı kılmak değil, onu beden üzerinde anlamlı ve yaşanabilir hale getirmek. SCAD’deki eğitiminin ardından kendi tasarım dilini kısa sürede oluşturan genç tasarımcı, bugün Kate Barton dünyasını daha da genişletmenin yollarını arıyor: Günlük giyimden aksesuarlara, teknolojiden sürdürülebilir üretime uzanan ama merkezinde hâlâ aynı merakın olduğu bir dünya hayali var. 10 Eylül günü New York Moda Haftası'nda gerçekleşecek İlkbahar/Yaz 2027 defilesi öncesi Kate Barton, hayallerini ve yeni koleksiyonun ipuçlarını ELLE Türkiye ile paylaşıyor.

En baştan başlamak isterim. Moda ve tasarım, küçük yaşlardan itibaren ilgi duyduğunuz bir alan mıydı?
Aslında hayır. Kansas City’de üçüz olarak büyüdüm ve özellikle yaratıcı bir ortamda yetişmedim. Her zaman tasarımcı olmak istediğini bilen bir çocuk değildim. Üniversiteye  işletme okumak için gittim, ardından moda pazarlamasına yöneldim; dolayısıyla tasarıma görece geç adım attım.

Üçüz olmanın beni küçük yaşlardan itibaren bireysellik konusunda çok bilinçli hale getirdiğini düşünüyorum. Sürekli bir grubun parçası olarak görülüyorsunuz, dolayısıyla kendimi diğerlerinden ayırmanın ve kendi bakış açımı bulmanın yollarını hep aradım. Geriye dönüp baktığımda, bu içgüdünün işlerime de yansıdığını düşünüyorum. Tasarımın kendimi ifade etme biçimim olacağını henüz bilmiyor olsam bile her zaman bir şeyleri biraz farklı yapmaya ilgi duydum.

Kate Barton’ı 2022’de, mezuniyetinizden kısa bir süre sonra kurdunuz ve daha en başından oldukça belirgin bir bakış açınız vardı. Yeni mezunken ne istediğinizi bilmek, hatta belirli bir yol izlemek bile zor. Kendi dilinizi oluşturmak için doğru zamanın bu olduğuna sizi ne ikna etti?
Kendimi tamamen hazır hissettiğim bir an olduğunu sanmıyorum. Bir anlamda, tasarıma geleneksel bir yoldan ilerlememiş olmam, başlamam konusunda bana özgüven verdi. Lisansüstü eğitim için SCAD’e gittiğimde etrafımdaki insanların çoğunun dikiş, kalıp ve konstrüksiyon konusunda benim sahip olmadığım yıllara dayanan teknik bir eğitimi vardı. Ben ise problem çözmek ve bana anlamlı gelen üretim yöntemleri bulmak zorundaydım. Başlangıçta bir dezavantaj gibi görünen şey zamanla tasarım dilimin temelini oluşturdu. Mezun olduğumda, bana özgü hissettiren süreçler ve teknikler geliştirmiştim. Markayı kurmak, her şeyi çözdüğümü düşünmekten ziyade orada keşfetmeye devam etmek istediğim bir şey olduğunu fark etmekle ilgiliydi.

Fotoğraf: Junri Kamiwaki

Tasarımlarınız genellikle geleneksel bir sezon temasından ziyade kumaşın kendisinden yola çıkıyor. Fikirleriniz genellikle nerede başlıyor: bir malzemede, bir silüette, bir teknikte mi, yoksa modanın tamamen dışından bir ilhamla mı?
Genellikle malzemeyle ve şu soruyla başlıyor: Bu (malzeme) başka neler yapabilir? Hiçbir zaman çok doğrudan, mevsimsel bir tema etrafında koleksiyon yaratmakla özellikle ilgilenmedim. Bir süreci geliştirmekle ya da bir önceki koleksiyonda keşfettiğim bir şeyi alıp beklenmedik bir yöne taşımakla çok daha fazla ilgileniyorum.

Bazen düz bir kumaş parçasıyla başlayıp kendi formunu oluşturana kadar onu manipüle ediyorum. Bazen de fiziksel olarak çözmek istediğim bir baskı, bir konstrüksiyon tekniği ya da bir illüzyon olabiliyor. Sürecin beni planlamadığım bir yere götürmesini seviyorum. En sevdiğim fikirlerin çoğu düşünceleri özgür bırakmaktan ortaya çıktı.

Çalışmalarınızda form ve işlev arasında sürekli bir diyalog var. Deneysel bir fikrin gerçekten birinin giymek isteyeceği bir parçaya dönüştüğünü nasıl anlıyorsunuz?
Bu her zaman zorlu kısım. Deney yapmayı çok seviyorum ama sonuçta insanların giymesi için kıyafetler tasarlıyorum. Benim için en başarılı parçalar, önce fikri fark ettiğiniz, ardından onun arkasında bir mantık ve rahatlık olduğunu gördüğünüz parçalar. Bir şey son derece heykelsi veya karmaşık görünebilir ama aslında beden üzerinde oldukça basit durabilir.

Sürekli bir düzenleme yapıyorum. Deneysel bir çalışma yalnızca bir obje olabiliyorsa, bu da ilginç, bunun mutlaka bir giysiye dönüşmesi gerekmiyor. Beni asıl heyecanlandıran an, bir parçanın görsel olarak sizi şaşırtırken onu giyen kişinin kendini rahat ve kendisi gibi hissetmesine izin vermesi.

Sonbahar/Kış 2025, Launchmetrics Spotlight

Geleneksel zanaatkarlık, teknoloji, drapaj ve form mühendisliği gibi farklı alanlarda  çalışıyorsunuz. Stüdyonuzda deneysel süreç nasıl ilerliyor?
Çok fiziksel bir şekilde. Çok fazla test yapılıyor, iğneliyoruz, kesiyoruz, drape yapıyoruz, baskı uyguluyoruz, başarısız oluyoruz ve yeniden başlıyoruz. Teknoloji sürecin bir parçası ama teknolojiyle zanaatkarlığı birbirinin karşıtı olarak görmüyorum. Birbirlerini nasıl besledikleriyle ilgileniyorum. Bir formu tasarlamak veya anlamak için teknolojiyi kullanabiliyoruz ancak ardından onu drapaj ve el işçiliğiyle çözüyoruz. Ayrıca bir malzemenin ne yapması gerektiğine dair çok fazla kuralla başlamamaya çalışıyorum. Bir kumaşın mutlaka geleneksel olarak davrandığı şekilde davranması gerekmiyor. Bu varsayımların bazılarını ortadan kaldırdığınızda yalnızca eskiz yaparak keşfedemeyeceğiniz olasılıkları görmeye başlıyorsunuz.

Kate Barton'ın New York stüdyosu

Sizin için ideal çalışma ortamı neye benziyor? Bir koleksiyonun derinliklerine daldığınızda nasıl bir atmosfer, rutin veya çevre en özgür şekilde düşünmenize yardımcı oluyor?
Stüdyo biraz kaotik ama fikirlere son derece odaklı olduğunda muhtemelen en mutlu halimde oluyorum. Etrafımda malzemelerin olmasını ve bir fikri kağıda zorla aktarmaya çalışmak yerine fiziksel olarak farklı deneyler arasında hareket edebilmeyi seviyorum. Ayrıca dış dünyayı düşünmeden çalışabileceğim dönemlere ihtiyacım var. Bir marka yürütmek, yaratıcı kararlarla ticari kararlar arasında sürekli gidip gelmek anlamına geliyor; dolayısıyla yalnızca deney yapabildiğiniz o anları korumak inanılmaz derecede önemli. Benim için ideal ortam, herkesin beklenmedik bir şey önermekte kendini rahat hissettiği bir ortam. Bazen odadaki en tuhaf fikir, denenmeye değer olan fikirdir.


Katy Perry, Hilary Duff gibi isimler tarafından giyilen ve başka isimlerin yanı sıra "Emily in Paris"te de yer alan parçalarınız var. Markanın görünürlüğü arttıkça bu durum tasarım yapma biçiminizi değiştirdi mi, yoksa kendinizi bu tür dış baskılardan korumaya mı çalışıyorsunuz?
Yaratıcı süreci bundan korumaya çalışıyorum. Elbette hayran olduğunuz birinin tasarladığınız bir şeyi giydiğini görmek ya da bir tasarımınızın bir anda ekranda belirmesi inanılmaz heyecan verici. Marka için bu anlar, başladığımızda hayal etmemizin bile zor olduğu bir görünürlük sağlıyor. Fakat bu ilgiden yola çıkarak geriye doğru tasarım yapmak istemiyorum. Kendime "Bunu kim giyebilir?" sorusunu, "Bu ilginç mi? Bizim için yeni bir şey mi?" sorularını sormadan önce sormak istemiyorum. Değişen şey, birinin Kate Barton dünyasına girebileceği farklı yollar hakkında giderek daha fazla düşünmem. Bunun her zaman en heykelsi gece elbisesi üzerinden olması gerekmiyor. Marka büyüdükçe aynı fikirleri terzilik, triko, çoklu parçalar ve birinin günlük hayatının parçası haline gelebilecek giysilere nasıl aktarabileceğimle ilgileniyorum.



Çalışmalarınız heykelsi silüetleri, sıvı hissi veren uygulamaları ve beklenmedik malzemeleriyle tanınıyor. Çok fazla ipucu vermeden, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu için yarattığınız dünya hakkında bize neler söyleyebilirsiniz? Bu koleksiyonun kapısını açan belirli bir malzeme, form veya fikir oldu mu?
İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu için, markayı tanımlayan deneysel yaklaşımı korurken insanların Kate Barton’ın ne olabileceğine dair düşüncelerini genişletmekle ilgileniyorum. Son birkaç sezondur illüzyon ve algı hakkında çok düşünüyorum: Bir şeyin uzaktan bir malzeme, form veya giysi türü gibi görünmesi ve yaklaştığınızda tamamen farklı bir şey ortaya çıkarması. Bu diyaloğu sürdürmek ama bedenle yeni iletişimler bulmasını istiyorum. Bu sezon aynı zamanda daha canlı bir renk hikayesine doğru ilerliyoruz ama çok spesifik, beklenmedik tonlara gösterdiğimiz aynı yoğun dikkati koruyoruz. Ayrıca kontrol ve akışkanlık, mühendislikle tasarlanmış bir şey ile neredeyse tesadüfen ortaya çıkmış hissi veren bir şey arasındaki gerilimi araştırıyorum.

New York Moda haftasında sunacağı İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonundan ipuçları

Yükselen  bir tasarımcı için New York Moda Haftası’nda koleksiyon sunmak büyük bir girişim. İlk fikirden defileye kadar olan yolculuk sizin için gerçekte nasıl ilerliyor? İlk eskizden veya malzeme deneyinden son görünümün podyumda yürümesine kadar süreci bizimle paylaşabilir misiniz?
Muhtemelen insanların hayal ettiğinden çok daha az doğrusal ilerliyor. Nadiren bir koleksiyonun tamamını gösteren bir eskizle başlayıp uygulamasına geçiyorum. Genellikle deneylerle başlıyor: bir kumaş, bir form, yeni bir konstrüksiyon yöntemi. Bir şey yapıyoruz, bedene giydiriyoruz, fotoğrafını çekiyoruz, değiştiriyoruz, parçalara ayırıyoruz ve bazen tamamen yeniden inşa ediyoruz. Tek bir deney bir anda üç farklı fikrin ortaya çıkmasına yol açabiliyor.

Sonra her bir parçadan geri çekilip koleksiyonu bir bütün olarak anlamanız gereken bir noktaya geliyorsunuz. Ne eksik? Ne tekrar ediyor? Nerede sadeliğe ihtiyaç var? İşte o zaman düzenleme süreci gerçekten önem kazanıyor. Ardından moda haftası tamamen farklı bir katman ekliyor. Artık yalnızca kıyafet tasarlamıyorsunuz. Casting, styling, müzik, ışık, mekan, fotoğraf ve birinin koleksiyonla ilk karşılaşmasında onu nasıl deneyimleyeceği üzerine düşünüyorsunuz. Bu muazzam bir girişim ama tüm bu ayrı kararların bir anda tek bir dünyaya dönüştüğü o anı seviyorum.

Sürdürülebilirlik, malzemelere ve zanaatkarlığa yaklaşımınızla yakından bağlantılı. Bu kadar deneysel süreçlerle çalışırken sürdürülebilirliği nasıl konumlandırıyorsunuz ve markayı kurduğunuzdan beri sorumlu tasarım konusunda neler öğrendiniz?
Benim için sorumlu tasarım, sonradan bir hikaye olarak eklenmek yerine bir şeyin nasıl üretildiğiyle başlamalı. Kumaş odaklı sürecimiz, en başından itibaren verimlilik üzerine düşünmemi sağladı. Dikişleri ve atıkları en aza indirebilen mühendislik ürünü kesimlerle, yerel numune üretimiyle, sipariş üzerine ve kişiye özel üretimle çalışıyoruz, ayrıca geliştirme sürecimiz boyunca malzemeleri ve destekleyici unsurları değerlendirmeye devam ediyoruz.

Bununla birlikte sürdürülebilirliğin, bir anda her şeyi çözdüğünüzü söyleyebileceğiniz bir varış noktası olmadığını da öğrendim. Özellikle genç bir şirket olarak bu, sürekli daha iyi sorular sorma süreci: Daha az kullanabilir miyiz? Bu konstrüksiyonu daha akıllı hale getirebilir miyiz? Bu parçanın ömrünü uzatabilir miyiz? Farklı bir şekilde üretebilir miyiz? Deney yapmak aslında bu konuda inanılmaz derecede faydalı çünkü sektörün yalnızca her zaman böyle yapıldığı için kabul ettiği sistemleri sorgulamanıza olanak tanıyor.


Kistik Fibrozis Vakfı ile de bir bağınız var. Bu ilişki sizin için ne ifade ediyor ve çalışma biçiminizi ya da markanın etrafındaki topluluğu düşünme şeklinizi nasıl etkiledi?
Kistik Fibrozis Vakfı benim için çok anlamlı ve markanın topluluğuyla yalnızca kıyafetlerin ötesine geçen bir ilişki kurmasını her zaman istedim. İlk işbirliğimiz New York Şehir Maratonu’yla bağlantılı bir tişört yaratmayı içeriyordu ancak bunu markayla birlikte gelişmeye devam edebilecek bir fırsat olarak görüyorum.

Moda size bir platform sunuyor ve inanılmaz bir insan topluluğunu bir araya getiriyor. Şirket büyüdükçe, gerçekten önem verdiğiniz şeyleri desteklemek için bu platformu kullanmanın hem bir sorumluluk hem de gerçek bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Hayırseverliğin, markadan ayrı bir şey gibi hissettirmek yerine Kate Barton’ın temsil ettiği şeyin giderek daha fazla parçası haline gelmesini istiyorum.

Fotoğraf: Nicole Bell

Görece kısa bir süre içinde son derece tanınabilir bir görsel dil oluşturdunuz. Şimdi neyi keşfetmek istiyorsunuz? Bundan sonra kendinize ve Kate Barton’a neyi meydan okumak istersiniz?
Yarattığımız dili, onu tanınabilir kılan şeyleri kaybetmeden ne kadar ileri taşıyabileceğimizi merak ediyorum. Başlangıçta insanlar Kate Barton’ı genellikle çok heykelsi bir elbise ya da sıradışı bir malzeme uygulaması üzerinden keşfediyordu. Şimdi ise aynı fikirlerin birinin günlük gardırobuna, aksesuarlara, dijital deneyimlere veya geleneksel olarak moda olarak kabul edilmeyen kategorilere nasıl aktarılabileceğini sorgulamakla ilgileniyorum. 

Markanın öngörülebilir hale gelmesini asla istemiyorum. Amaç, insanların bizi zaten ilişkilendirdiği parçaları tekrar etmek değil. Düşünme biçimini tutarlı tutarken ortaya çıkan sonucun değişmesine izin vermek. Sanırım şu anda beni en çok heyecanlandıran mesele de bu: Bakış açısını daha az özgün hale getirmeden dünyayı büyütmek.

Dergide Bu Ay

ELLE Temmuz-Ağustos 2026 Sayısı Çıktı!

ELLE Temmuz-Ağustos 2026 Sayısı Çıktı!

Hande Erçel ile kendi kıyısında, kendi dengesini bulan, sadeliğin ritminde ilerleyen bir yolculuğa çıktık.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.