Londra Moda Haftası Alexander McQueen İlkbahar/Yaz 2027: Londra’nın İki Yüzü
Seán McGirr, Alexander McQueen’in İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunda şehrin iki farklı dünyasını aynı podyumda buluşturuyor: Savile Row’un kusursuz terziliği ve gece boyunca yaşayan rave kültürü. Piero della Francesca’nın dinginliği, Shaun Leane’in metal işçiliği ve McQueen’in karanlık mirası bu karşıtlıkta yeniden bir araya geliyor.
BERRAK ZEYNEP YILMAZ 21 Eylül 2026
LAUNCHMETRICS SPOTLIGHT

Fotoğraflar: Launchmetrics Spotlight


Alexander McQueen’in İlkbahar/Yaz 2027 defilesi, markanın 2001’den bu yana Londra Moda Haftası takvimindeki ilk resmi defilesiydi. Seán McGirr’in kreatif direktör olarak Londra’ya dönüşü yalnızca mekansal bir değişim değil, tasarımcının kendi Londra deneyimleriyle McQueen’in geçmişini aynı koleksiyonda buluşturduğu bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Defile, Lincoln’s Inn Chapel’ın 17. yüzyıldan kalma Undercroft bölümünde gerçekleşti. Taş zemin, eski mezar taşları ve gotik mimari, koleksiyonun romantik ve karanlık atmosferiyle doğal bir bağ kurdu.

McGirr’in çıkış noktası Londra’nın birbirinden oldukça farklı iki yüzüydü. Bir tarafta Savile Row’un disiplinli terziliği, diğer tarafta şehrin gece hayatı ve rave kültürü. Bu karşıtlık koleksiyonun silüetlerinde doğrudan hissediliyor. Keskin omuzlara sahip takım elbiseler, kapalı omuzlarıyla katlanmış melek kanatlarını andıran formlara dönüşüyor. Tasarımlar 1960 ve 70’lerin Londra’sında kendi kurallarını yazan Tommy Nutter’ın radikal terziliğine de gönderme yapıyor.

Bu kontrollü terziliğin karşısında ise rave kültürünün daha spontane dünyası var. McGirr’in Londra’ya ilk geldiğinde keşfettiği gece hayatı, koleksiyonda daha serbest silüetler, transparan kumaşlar, fileler ve perfore deriler üzerinden ortaya çıkıyor. Renk geçişleri, ışık altında hareket eden kumaşlar ve spor referansları, gece kulübünün sürekli değişen atmosferini kıyafetlere taşıyor. Saçların jel ile şekillendirilerek iki sivri forma ayrılması ise The Prodigy’nin solisti Keith Flint’in enerjik görünümünü hatırlatıyor.

Koleksiyonun daha sakin tarafında ise McGirr’in Londra’ya ilk taşındığı dönemde National Gallery’de keşfettiği Piero della Francesca’nın "The Baptism of Christ" tablosu bulunuyor. Resimdeki dinginlik ve melek kanatları fikri, koleksiyondaki heykelsi terzilikte karşılık buluyor. McGirr bu referansı rave kültürünün daha dağınık ve enerjik dünyasıyla yan yana getiriyor. Böylece kutsal olan ile gündelik, düzen ile kaos aynı silüette buluşuyor.

Gece elbiseleri bu karşıtlığın en belirgin örneklerinden. Vücudu takip eden transparan elbiseler, deri veya metalden yapılmış harness’lerle sıkıştırılıyor. McQueen’in uzun zamandır birlikte çalıştığı mücevher tasarımcısı Shaun Leane’in geri dönüşü, bu parçaların koleksiyonun karanlık ve heykelsi tarafını kuran unsurlardan biri olmasını sağlıyor.

Ayakkabılarda ve küçük detaylarda da Londra’nın yeraltı kültürüne göndermeler devam ediyor. Tırtıklı topuklara sahip topuklular, McQueen’in 2000’li yıllardaki Armor çantasının formlarını yeniden yorumlarken, McGirr bu ayakkabıları Camden’daki Cyberdog gibi kulüp ve rave kültürüyle özdeşleşen mekânları düşünerek tasarladığını söylüyor. Böylece McQueen arşivi, yalnızca geçmişteki defilelere değil, Londra’nın tasarımcının kendi hafızasındaki kültürel haritasına da bağlanıyor.


İlkbahar/Yaz 2027, Seán McGirr’in McQueen’de kendi yönünü daha açık biçimde göstermeye başladığı bir koleksiyon. Londra’ya dönüş, markanın geçmişine fiziksel bir dönüş olduğu kadar, şehrin bugün hâlâ taşıdığı karşıtlıkları keşfetmek için de bir fırsat yaratıyor. Savile Row’un kusursuz takımı ile gece kulübünün transparan elbisesi aynı gardıropta buluşuyor; Piero della Francesca’nın dinginliği, rave kültürünün enerjisiyle yan yana geliyor. McGirr’in McQueen’i tam da bu çarpışmaların arasında şekilleniyor.

SON HABERLER