Fotoğraflar: Launchmetrics Spotlight
Rider’ın koleksiyon notlarında sıraladığı kelimeler de bu yaklaşımı özetliyor: aidiyet, merak, büyük duygular, zarafet, yüksek enerji, giyinmek ve şehirden uzaklaşmak. Biraz “takılmak”, biraz sorumluluktan kaçmak, biraz da moda için bizi ilk kez heyecanlandıran anları hatırlamak. Celine’de kıyafetler bu sezon giyinmenin kendisine alan açıyor.
Koleksiyonun en güçlü taraflarından biri de bu çeşitlilik. Rider’ın bütün siluetleri tamamlanmış gözüküyor. Gözü beklenmedik detaylara yönlendirmeyi seviyor: bütün odağı toplayan devasa bir kemer, dar bir elbisenin üzerinde alışılmadık ölçüde büyük bir gümüş bilezik…
Saten yüzeyli kumaşlar, özellikle siyah ve gece mavisi tonları, koleksiyona oldukça rafine bir karakter veriyor. Fakat Rider bu düzeni uzun süre korumuyor. Bilerek eskimiş görünen sneaker’lar, beklenmedik saç bantları, bandana desenli harem pantolonlar ya da beyaz saten takımın altına giyilen grafik bir konser tişörtü, görünümün yönünü değiştiriyor.
Tam da bu noktada Rider’ın Celine’i önceki dönemlerden ayrışıyor. Markanın Parisli şıklık mirası, Phoebe Philo döneminin işlevsel minimalizmi ve Hedi Slimane’ın rock estetiği, Rider’ın Amerikan spor giyim geçmişiyle yan yana geliyor.
Bu gerilim, koleksiyonun belki de en öne çıkan tarafı. Minimalizm ve bohem arasında, kusursuzluk ve gelişigüzellik arasında sürekli gidip gelen görünümler, kıyafetlerin gerçek hayatta nasıl kullanıldığına daha yakın bir his yaratıyor. Rider’ın söylediği gibi, Celine’in ilginç tarafı tam da bu gerilimde yatıyor: katı bir yapıya sahip bir moda evinde gerçek kıyafetlerin spontane biçimde giyilmesi.
İlkbahar/Yaz 2027, iyi giyinmek ile fazla düşünmeden giyinmek arasındaki o ince çizgide ilerliyor. Celine bu sezon ikisinden birini seçmek yerine ikisine de izin veriyor. Rider’ın Celine’i, modayı biraz daha kişisel ve biraz daha spontane bir yere taşıyor.