Fotoğraflar: Launchmetrics Spotlight
Regent’s Park’ta yer alan St Cyprian’s Kilisesi, defile günü Bora Aksu’nun podyumuna dönüştü. Viktoryen mekanda sunulan koleksiyonun ilk görünümleri, tasarımcının aşina olduğumuz romantik estetiğini taşıyordu: balon kollu elbiseler, dantel kenarlar, broderie anglaise ve hareket ettikçe hacim kazanan volanlar. Ancak bu pastoral dünyanın altında, koleksiyon ilerledikçe daha farklı bir karakter ortaya çıktı.
Trençkotlar ve terzilik detayları romantik silüetlere eşlik ederken kemerler, önlük bağları ve bele oturan kuşaklar görünümü daha sert bir noktaya taşıdı. Koleksiyonun son bölümünde ise tonlar derinleşti. Bordo ve oksit kırmızısına yaklaşan renkler, açıkta bırakılan korseler ve bedeni saran detaylarla koleksiyonun daha gotik tarafını ortaya çıkardı. Arka planda çalan 1970’lerin İngiliz saykodelik folk müziği ise bu atmosferi tamamlayan bir fon oldu.
Bu geçiş, Bora Aksu’nun tasarım dilindeki önemli bir karşıtlığı yeniden hatırlatıyor. Aksu’nun koleksiyonları çoğu zaman ilk bakışta narin, feminen ve romantik görünse de bu romantizmin altında daha sert, maskülen ve zaman zaman karanlık bir katman bulunuyor. İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu da bu iki tarafı birbirinden ayırmak yerine aynı silüet içinde buluşturuyor.
Bu sezonun tarihsel referansı ise 17. yüzyıl İngiliz portre ressamı Mary Beale. İngiltere’nin ilk profesyonel kadın ressamlarından biri olarak kabul edilen Beale, kadınların sanat akademilerine ve loncalara kabul edilmediği bir dönemde kendi resim pratiğini kurmuş ve ailesinin temel geçim kaynağını sağlayan isim olmuştu. Aksu’nun koleksiyondaki daha derin kırmızı tonları da Beale’in resimlerinden alınmış.
Ancak koleksiyonun en dikkat çekici hikayelerinden biri, Londra’dan çok daha uzakta, bize çok daha yakın bir yerde başlıyor. İlkbaharda Gaziantep Belediye Başkanı’nın davetiyle şehri ziyarete gelen Aksu, burada iki yüzyılı aşkın süredir kullanılan geleneksel bir iğne işi tekniğiyle tanışmış. Bugüne kadar ağırlıklı olarak yatak örtüsü, masa örtüsü ve peçete gibi ev tekstillerinde kullanılan ve yalnızca bölgedeki kadınlar tarafından üretilen bu teknik, Aksu sayesinde ilk kez bir moda koleksiyonunda kullanıldı.
Aksu, Gaziantep’in yerel el işçiliğini Londra’nın uluslararası moda sahnesine taşırken tekniğin kendisini de yeni bir bağlama yerleştiriyor. El emeğinin zamana yayılan karakteri ve bu zanaatın zorlu süreci, koleksiyonun hafif ve romantik silüetlerine karşıtlık yaratıyor.
Aksu’nun İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunda zanaat, hacim, doku ve hareket yaratmanın bir aracı haline geliyor. Dantel, tül, broderie anglaise ve el işçiliğiyle şekillenen yüzeyler, koleksiyona teatral bir etki kazandırırken bunu ağırlaştırmıyor. Tam tersine, parçalar hareket ettikçe açılan, kapanan ve biçim değiştiren hafifliklerini koruyor.
Bora Aksu, romantizmi yalnızca narinlik üzerinden tanımlamıyor. Feminenlik onun dünyasında korseler, kemerler, kuşaklar, koyu renkler ve maskülen terzilikle aynı hikayenin parçası olabiliyor. İlkbahar/Yaz 2027 de bu karşıtlıkların birbirini dışlamadığı, aksine birlikte daha karakterli bir silüet oluşturduğu koleksiyonlardan biri.