Moskova Moda Haftası: Yerel Bir Estetik, Uluslararası Bir Sahne
Moskova Moda Haftası, Rus tasarımcıların kültürel referanslarını çağdaş yorumlarla buluşturan koleksiyonlardan tarihi mekanlarda gerçekleşen defilelere, cesur stil tercihleriyle dikkat çeken davetlilerden uluslararası tasarımcıların katılımına uzanan zengin bir moda sahnesi sundu.
MUHAMMET BOZKURT 01 Kasım 2026
LAUNCHMETRICS SPOTLIGHT

Moskova Moda Haftası’nda koleksiyonlar kadar izleyicilerin özenli stili, tarihî mekânlar ve tasarımcıların kendi görsel dillerini kurma biçimleri öne çıkıyordu. Podyumda karşılaştığım farklı yaklaşımlar, şehrin moda kimliğine dair kişisel gözlemlerimi de şekillendirdi. Bir moda haftasını anlamak için yalnızca podyuma bakmak yeterli mi? Koleksiyonlar tasarımcıların dünyasına açılan bir kapı sunarken; mekânlar, davetlilerin tercihleri ve defilelerin sunuluş biçimi o moda sahnesinin karakterini belirliyor. Eylül sonunda Moskova’nın merkezindeki tarihî Manege binasında gerçekleşen organizasyonda benim için en etkileyici olan, tüm bu unsurların birleşimiyle oluşan o canlı atmosferdi.

Podyumdan Sokağa Uzanan Stil

Li Lab’in Venus in Aquarius koleksiyonu, haftanın yüksek enerjisini en iyi yansıtan gösterilerden biriydi. Kırmızı, pembe ve mavi tonları; zebra desenleri ve mini eteklerle buluşuyordu. Ancak aklımda en çok kalan, üzerinde “Aura” yazan kırmızı crop tişörtün zebra etekle eşleştiği görünüm oldu. Trendleri takip eden ama bunu kanıtlamak için çaba harcamayan, çabasız bir özgüven taşıyordu.

SOL Selivanova Olga ise detaylara yaklaşımıyla kalbimi kazandı. Sanatçı Adele Levitova’nın tablosundan ilham alan tasarımlardaki uçuşan püsküller ve kahverengi ceketin üzerindeki devasa çiçek detayı büyüleyiciydi. Model seçimi ve styling kadar saç-makyaj tezatlığını da çok sevdim; estetik vizyonu son derece berraktı.

İşçiliğin ve Gösterinin Büyüsü

Slava Zaitsev Fashion House’un Dédicace au Créateur adlı haute couture koleksiyonu, kurucusu Vyacheslav Zaitsev’in mirasına saygı duruşundaydı. Antika kumaşlar, doğal ipekler ve el işçiliği (craftsmanship) ön plandaydı. Özellikle tığ işini andıran danteli ve krem tonlarındaki işlenmiş görünümü yakından incelemek için dakikalarca başında kalmak isterdim. Couture’ün en güzel yanı, ancak yakından bakıldığında keşfedilen bu gizli katmanlar.

Solangel ise Rus kültürünün bale mirasını podyuma taşıdı. Korseli formlar, hacimli elbiseler ve uzun eldivenler dikkat çekerken, podyumda parmak ucunda yürüyen gerçek balerinlerin modellere eşlik etmesi gösterinin en zarif anıydı. Baleyi sadece bir tema olarak bırakmayıp yürüyüşün kendisine dönüştürmelerini çok nitelikli buldum.

Mekanın Değiştirdiği Atmosfer

Viva Vox defilesi için Puşkin Devlet Güzel Sanatlar Müzesi’ne geçtiğimizde mekân, koleksiyonun ayrılmaz bir parçasına dönüştü. Kırmızı duvarlar ve heykeller arasında sergilenen siyah ağırlıklı, transparan ve akışkan görünümler; modellerin umursamaz, rahat tavırlarıyla harika bir tezat oluşturuyordu.

Za_Za’nın Life Cycles koleksiyonu ise podyumun arka planındaki çocukluk fotoğraflarıyla zihnimde yer etti. Modeller yürürken arkada beliren kendi geçmişleri, asimetrik ve dokulu tasarımlara samimi ve ironik bir derinlik katıyordu. Defileyi sadece bir sunum olmaktan çıkarıp üzerine düşündüren bir anlatıya dönüştürdü.

Türkiye’den Moskova’ya

Antalya Moda Haftası işbirliğiyle Moskova’ya konuk olan Türk tasarımcılar da sahnedeydi. Gökhan Yavaş’ın Armored Silence koleksiyonu, Güney Kore’deki Naejangsan Dağı’ndan ilham alan kar beyazı ve grafit geçişleriyle dikkat çekerken, kullandığı shearling dokular Türk geleneklerine zarif bir göndermeydi.

Murat Aytulum ise Selam koleksiyonunda Doğu’nun kültürel hafızasını ve el işçiliğini geleneksel ritimlerle buluşturdu. İki tasarımcının da kendi köklerini bu uluslararası sahnede özgün bir dille ifade etmesini izlemek mutluluk vericiydi.

Akilda Kalanlar

Moskova’dan geriye tek bir trend ya da kalıplaşmış bir stil kalmadı. Li Lab’in çabasız duruşundan Solangel’in bale yorumuna, Viva Vox’un müze atmosferinden Za_Za’nın kişisel arşivlerine uzanan zengin bir çeşitlilik vardı.

Modanın kendi dilini yalnızca giysilerle değil; mekanla, müzikle, kültürle ve davetlilerin kendi kişisel stilleriyle kurduğunu bir kez daha hissettiren, ilham dolu bir deneyimdi.

SON HABERLER