Sevdiğiniz bir parçayı ne kadar sık giyebilirsiniz? Moda dünyasında bu soruya “fazla değil” cevabı geçerli olabilir. Fakat bazen en iyi görünümler, favori parçanızın tekrarlarından oluşabilir.
“Binge-wear” dediğimiz bu yaklaşımın formülü yok: Takıntı haline getirdiğiniz o parça pahalı ya da uygun fiyatlı, klasik veya iddialı olabilir. Önemli olan tek şey gerçekten sevdiğiniz bir parçayla bağ kurabilmek. Benim için bu, yıllar boyunca giydiğim, doğum günü hediyesi olan bir mor puffer mont ile yıllar boyu hem okulda hem plajda hem günübirlik seyahatlerde kullandığım siyah bir bez çanta oldu. Ve bu tekrardan hiçbir zaman gocunmadım zira tekrar tekrar kullandığım parçalar zamanla şahsi stilimin bir parçası haline geldi, stilimle özdeşleşti. Zamana direnerek stilinizin bir parçası olan şeyler defalarca giyildiğinde yeni bir anlam kazanıyor.
Tabii ki bakım da şart. Kıyafetlerinizi kuru temizlemeye verin, kazaklarınızı yünlenmekten koruyun, ayakkabılarınızı tamir ettirin. Ki uzun seneler boyunca ilk günkü gibi keyifle kullanabilesiniz.
Fakat en önemlisi, mantıktan çok duygularla hareket etmek. Gardırobunuzda sadece “sahip olunması gereken” parçalar değil, gerçekten keyif aldığınız parçalar olsun. Moda trendleri hızlı ilerlerken her gün farklı bir görünüm yaratma baskısı hissettirse de aynı kıyafeti tekrar tekrar giymek özgürleştirici olabilir.
Kendi dolabınızı keşfetmek stilinizi tanımanın en iyi yolu. Elbette yeni parçalarla karıştırabilir, güncel dokunuşlar ekleyebilirsiniz ama sizin dolabınıza ait tek kişi sizsiniz. Kendi parçalarınızla daha fazla vakit geçirdikçe tarzınızı daha net tanımaya başlarsınız. Sonuç? Stiliniz daha güçlü, alışverişleriniz daha bilinçli olur.
Ve belki en güzeli: Kendi beğenilerinizi kabul etmekten kaynaklanan bir özgüven kazanırsınız. Stil, sadece yenilik ya da trendlerle ölçülmez. Ne giymeyi seviyorsanız onu giymeniz yeterli. Çünkü moda, en sonunda sizi yansıttığında bir anlam kazanır.