Cengizhan Özcan için mimarlık, iç mimarlık, tasarım ve sanat birbirinden ayrı ilerleyen alanlar değil. Form, malzeme, oran ve boşluk üzerine kurduğu düşünce biçimi bu disiplinler arasında devam ederken, sanat ona daha kişisel ve sezgisel bir üretim alanı açıyor. Yeni koleksiyonu Lightness da uzun zamandır denemek istediği farklı bir malzeme ve yöntemin yanı sıra, çalışma biçiminde yaptığı değişimin bir sonucu. Özcan, Lightness’ta her ayrıntıyı baştan belirlemek yerine üretim sürecine daha fazla alan bırakıyor. Renklerin birbirleriyle karşılaşması, geometrik ve amorf formların bir araya gelmesi ve malzemenin kendi hareketi koleksiyonun dilini belirliyor. Mimarlık ve tasarımdan gelen kontrol duygusu ise ortadan kalkmıyor; Özcan’ın deyimiyle mesele, “kontrolün sınırını yeniden tanımlamak". Koleksiyonun üç eseri bugün Burçin Terzioğlu’nun evinde yer alıyor. Evin mimari projesini de gerçekleştiren Özcan’ın eserleri, böylece tasarladığı bir yaşam alanının parçasına dönüşüyor. Cengizhan Özcan’la Lightness’ın ortaya çıkışını ve üretimindeki yeni yaklaşımı; Burçin Terzioğlu’yla ise koleksiyondan seçtiği eserlerle kurduğu ilişkiyi konuştuk.
Lightness’ı uzun zamandır yapmak istediğiniz bir değişimin sonucu olarak tanımlıyorsunuz. Üretiminizde böyle bir değişime gitmenize ne yol açtı?
Mimarlık, iç mimarlık ve tasarım alanlarındaki üretiminiz sanat pratiğinizle birlikte ilerliyor. Bu disiplinler arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Ben bu alanları birbirinden tamamen ayrı görmüyorum. Mimarlık, iç mimarlık, tasarım ve sanat pratiğimde değişmeyen şey, formu, malzemeyi, oranı ve boşluğu düşünme biçimim. Mimarlık bana bütünü görmeyi ve bir kompozisyonun parçaları arasındaki ilişkiyi okumayı öğretti, sanat ise bu düşüncenin daha kişisel ve sezgisel tarafını açtı. Tasarımda öğrendiğim kontrol duygusuyla sanatta aradığım özgürlüğü aynı üretim içinde karşılaştırmayı seviyorum. Bu yüzden yaptığım bir işin hangi disipline ait olduğundan çok, nasıl bir düşünceden ortaya çıktığı benim için daha önemli.
Lightness’ta daha sezgisel bir üretime alan açmak için tasarım reflekslerinizin bir bölümünü bilinçli olarak geri çekiyorsunuz. Kontrolü bırakmak sizin için ne anlama geliyor?
Kontrolü bırakmak benim için tamamen rastlantıya teslim olmak değil. Aksine nerede müdahale edeceğimi ve nerede geri çekileceğimi bilmek. Mimarlık ve tasarım tarafında yıllardır her detayı önceden kurgulamaya alışığım. Lightness’ta ise üretimin bir bölümünde bu refleksi bilinçli olarak durduruyorum. Malzemenin kendi hareketine, renklerin birbirleriyle karşılaşmasına ve ortaya çıkan beklenmedik sonuçlara müdahale etmeden önce onları görmeye çalışıyorum. Bazen en doğru karar, bir şey eklemek yerine olduğu haliyle bırakmak oluyor. Bu da benim için kontrolü kaybetmekten çok kontrolün sınırını yeniden tanımlamak.
Koleksiyonda sabit bir renk paleti yerine renklerin birbiriyle kurduğu ilişki öne çıkıyor. Bir eserde rengin nereye gideceğine ne kadar siz karar veriyorsunuz, ne kadarını sürecin kendisine bırakıyorsunuz?
Renk benim için önceden verilmiş bir karar olmaktan çok üretim sırasında şekillenen bir şey. Elbette eserin genel yönünü belirleyen bir renk yaklaşımım var; ancak hangi rengin nerede öne çıkacağını, hangisinin geri planda kalacağını baştan kesin olarak belirlemiyorum. Bir rengi uyguladığımda diğer renklerle nasıl karşılaşacağını görmek benim için sürecin önemli bir parçası. Bazen başlangıçta hiç düşünmediğim bir renk ilişkisi ortaya çıkıyor ve eserin yönünü tamamen değiştirebiliyor. Bu nedenle renk konusunda bir çerçeve çiziyorum ama o çerçevenin içinde esere hareket alanı bırakıyorum.
Geometrik yapılarla daha yumuşak ve amorf formları aynı kompozisyonda bir araya getiriyorsunuz. Bu farklı form dilleri arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Lightness’ta sınırları baştan belirlemek yerine eserin üretim sırasında kendi yönünü bulmasına izin veriyorsunuz. Bir işi ne zaman tamamlanmış kabul ediyorsunuz?
Bir işin tamamlandığı noktayı önceden belirlemiyorum. Üretim sırasında bazı katmanlar ekleniyor, bazıları kayboluyor ve eser zaman içinde kendi dengesini buluyor. Benim için tamamlanmışlık, artık ekleyecek bir şey kalmadığı an değil; yaptığım bir müdahalenin eserin bütünlüğünü bozacağını hissettiğim an. Bazen bir esere son dokunuşu yapmak yerine geri çekilmek gerekiyor. O noktada eser kendi başına durabiliyorsa, benim için tamamlanmıştır.
(Burçin Terzioğlu'na) Cengizhan’ın işleriyle ilk karşılaşmanız nasıl oldu ve bu üç eseri seçmenizde ne etkili oldu?
Cengizhan’ı uzun zamandır tanıyorum. Geçtiğimiz dönemde evimin mimari projesini de o gerçekleştirdi ve bu süreçte onun çalışma biçimine, estetik anlayışına ve detaylara verdiği öneme daha yakından şahit oldum. Aynı dönemde Lightness koleksiyonu üzerinde çalışıyordu. Koleksiyonu gördüğümde, onun mimari ve tasarım tarafında bildiğim dünyasının sanat pratiğinde nasıl farklı bir şekilde karşılık bulduğunu görmek beni çok etkiledi.
Cengizhan’ın hayal dünyasına ve estetik bakışına çok güveniyorum. Bu nedenle eserleri seçerken yalnızca evimde nasıl görüneceklerine değil, bana ne hissettirdiklerine de baktım. Lightness’taki renklerin ve formların özgür ama aynı zamanda dengeli hali çok hoşuma gitti. Seçtiğim üç eserin de evimde kendi karakterini korurken bütüne çok iyi uyacağını düşündüm. Açıkçası onları gördüğümde, hangilerinin evimde olmasını istediğim konusunda çok fazla düşünmem gerekmedi.
(Burçin Terzioğlu ve Cengizhan Özcan'a) Bir eserin stüdyodan çıkıp yaşanan bir mekana yerleşmesi, onunla kurulan ilişkiyi sizce nasıl değiştiriyor?
Burçin Terzioğlu: Bence çok değiştiriyor. Stüdyoda gördüğünüz bir eserle evinizde her gün karşılaştığınız bir eser arasında doğal olarak farklı bir ilişki oluşuyor. Artık sadece bakıp geçtiğiniz bir şey olmaktan çıkıyor; günün farklı saatlerinde, farklı ışıklarda görüyorsunuz. Zaman içinde eserin bazı detaylarını yeniden fark etmeye başlıyorsunuz. Benim için sanat eserinin evde yaşaması, onunla daha kişisel bir bağ kurmak demek.
Cengizhan Özcan: Benim için de bir eserin stüdyodan çıktıktan sonra başka birinin yaşamına dahil olması üretimin en heyecan verici taraflarından biri. Eserin nerede duracağını tasarlarken elbette mekanı düşünüyorum ama oraya yerleştikten sonra artık benim kontrolümde değil. Burçin’in evinde de Lightness’taki üç eser, benim onları üretirken düşündüğümden farklı bir hikayenin parçası oldu. Bir sanat eserinin kendi başına var olması kadar, başka birinin hayatında yeni bir karşılık bulması da benim için üretimin devam eden bir parçası.