BAZILARI DOLGUN SEVER
"..Dünya bir çift poponun etrafında dönüyor!" demiş Jean-Paul Sartre..
ELLE ONLINE 04 Ağustos 2016
“Vatan, özgürlük veya onur... Aslında hepsi boş şeyler, dünya bir çift poponun etrafında dönüyor!” demiş ünlü Fransız düşünür Jean-Paul Sartre. Peki ya siz, onları seviyor musunuz?





Eğilip bükülmeden, bazı akrobatik hareketler yapmadan onları görmeniz imkansız. “Sahibine kendini göstermeyen hain” diye tanımlanmış hatta... Sadece başkalarının direkt görüş alanına giren, yüzyıllar boyu hem çok sevilen, hem de aşağılanan; ayıp ve mahrem kabul edilen “popo”dan bahsediyoruz! Onunla ilgili ilk ciddi kitabı, Fransa’nın en popüler sosyologlarından Jean-Claude Kaufmann yazdı. 2013 sonunda piyasaya çıkan “La Guerre des Fesses”de (Türkçeye “Popo Savaşları” olarak çevirebiliriz) güzellik ve estetik kodlarından kültürel ve toplumsal değerlere, kadın-erkek ilişkilerinden cinselliğe, birçok alandaki tartışmaların odak noktası halinde mercek altına alıyor popoyu Kaufmann: “Tarih boyunca popo hor görüldü, vücudun ‘en kötü, adi’ bölgesi olarak nitelendirildi. Bir dönem kadınlar onu saklamak için çan etekler giydiler. Bugün artık popoya gerçek değerini verme, onu rehabilite etme zamanı!”



POPONUN TARİHÇESİ



Tarih boyunca toplumsal ve kültürel değerler paralelinde, gösterişli ve dolgun popo bazen yüceltilirken; bazen de saklanması gereken bir organ olarak görüldü. Öyle ki, Romalılar sarımsak içerikli özel kremlerle kalçalarını genişletmeye uğraşırken; Ortaçağ’a gelindiğinde özellikle kadınlarla özdeşleştirilen popo, vücudun en “pis, kötü, çirkin” organı şeklinde değerlendiriliyordu. Poponun Latincede “culus” diye adlandırılması, “culus”un da “cunnus” yani “con”a (Fransızcada aptal) gönderme yapması, o dönemde yan yana konumlandırılan kadın ve poponun nasıl birlikte aşağılandığını gösteriyor. 19’ncu yüzyılın sonlarına doğru zayıf belli ve dışa bombeli kalçalı kadınların gözdesi olduğunu, savaş ve yokluk yıllarının damga vurduğu 20’nci yüzyılın başlarındaysa gösterişli bedenlerin prim yaptığını görüyoruz. Kıvrımların, yuvarlak hatların ve hafif göbekli kadınların en çok alkışlandığı dönemse 50’li ve 60’lı yıllar oldu. Gina Lollobrigida ve Sophia Loren gibi dolgun kalçalı kadınlar bu yıllarda zayıflığı reddeden, tam tersine gösterişli ve kıvrımlı vücutları yücelten estetik anlayışının öncüsü oldular.





POPO SAVAŞLARI VE İKİ FARKLI DÜNYA



70’li yıllardan bugüne kadar estetik kodlarının evriminde görsel ve yazılı medyanın da alkışladığı zayıf, incecik ve androjen vücutları yücelten kusursuz beden imgesinin hakimiyeti göze çarpıyor. Yalnız; özellikle Batı ve Kuzey ülkelerinin öncüsü olduğu zayıf hatlı, dümdüz kalçalı ince kadınların egemenliğine dayanan bu kusursuz beden imgesinin son yıllarda güney ülkelerinin, Güney Amerika ve Afrika’nın estetik değerleriyle çakıştığını da hatırlatmakta fayda var. Başka bir deyişle Kate Moss’un zayıf ve incecik bedenini Beyoncé ve Jennifer Lopez’in dolgun kalçaları ve kıvrımlı hatlarıyla karşı karşıya getiren bir değerler çatışması söz konusu. Kitabı “La Guerre des Fesses”de, tam da bu çatışmanın altını çiziyor Jean-Claude Kaufmann. Popo Savaşları’yla aslında iki dünyanın farklı kültürel değerlerinin çatışmasına gönderme yapıyor. Kıvrımlı vücutların, çıkık ve geniş kalçaların yıllardır dayatılmaya çalışılan ve aşırı zayıflığı yücelten kusursuz güzellik anlayışına savaş açtığını söylüyor Kaufmann.


~ “DANS EDEN POPOLARI SEVİYORUZ!”



Batı dünyasının mamulü zayıflığa dayanan kusursuzluk imgesi, en çok da kalçaların “özgürleşmesi”yle kan kaybediyor. “Artık dümdüz ve zayıf olmayan, dans eden popoları seviyoruz” diye anlatıyor Fransız sosyolog Jean-Claude Kaufmann. Gösterişli ve dolgun popoların güzellik normlarına egemen olmasıyla beraber sadece aşırı zayıflık ideolojisi alaşağı edilmiyor; aynı zamanda poponun vücudun saklanması gereken, utanılacak bir bölgesi olduğu inancından da uzaklaşılıyor. Psikiyatr Samuel Lepastier, bir zamanlar kadınlara asla kalçalarıyla ilgili iltifat edilmezken şimdilerde kadınların popolarının güzelliğiyle övünmeye başladıklarını ve kalçalarını dişiliklerinin önemli bir parçası olarak gördüklerini söylüyor. Popoyu kaldıran ve dolgun gösteren, “Jennifer Lopez poposu” görünümü veren silikonlu külotların son yıllarda peynir-ekmek gibi satılması da, bu değişimin habercisiydi.



1950'ler
İkinci Dünya Savaşı yılları ve sonrasında zayıf kadınlar ön plandayken; 50'lilerde pin-up trendiyle kıvrımlı vücutlar dikkat çekmeye başladı.





1960'lar Snema yuvarlak hatlı kadınlara methiyeler düzerken Brigitte Bardot'nun gösterişli kalçaları bu yıllara damgasını vurdu.





1970'ler Aşırı inceliğin revaçta olduğu 70'lerde dolgun popolar gözden düşse de, dişiliğin simgesi olmayı sürdürdü. Romy Schneider'in 1969'da bedenini özgürce sergilediği “Havuz” filminde, Mireille Darc'ın “Clair-de-Fesses” elbisesiyle büyük yankı uyandırdığı “Le Grand Blond”da popunun nasıl yüceltildiğini görüyoruz.





1980'ler Zayıflık trendi devam ederken Emmanuelle Beart'ın “La Belle Noiseuse”deki dolgun vücudu, 2000'lerin kıvrımlı hatlı kadınlarına önden selam yolluyordu.





2000'ler Beyoncé, Jennifer Lopez gibi ünlü isimlerin simgesi olduğu “Latin poposu” ve kıvrımlı hatlar, 2000'lerin güzellik kodlarına damga vururken; aşırı zayıflığın olumsuz etkileri de bu yıllarda tartışılmaya başladı. Ünlü şarkıcı Beyoncé'nin “Bootylicious” (İngilizce argoda booty'den geliyor ve popo demek) şarkısıyla popoyu nasıl sevimlileştirdiğini de unutmamak gerekir.



SOKAKTA ZAYIF, YATAKTA DOLGUN POPO!



Erkeklerin nasıl popo sevdiği konusuna gelince. Söz konusu olan sokakta gezmek, arkadaşlara caka yapmaksa hâlâ birçoğunun kusursuz beden imgesinde sıkışıp kaldıklarını görüyoruz. Yataktaysa kıvrımlı, dolgun hatlı, geniş kalçalı kadınları tercih ediyorlar. Dolgun, dolayısıyla daha ele gelen ve dokunma duyusunu okşayan popoların daha çok zevk vermesinden bahsediyoruz kısaca. Sosyologlar bu ayrıma bilimsel bir ad takmışlar: Erkeklerin sosyal popoyla mahrem popo arasında gel-git yaşadıklarını söylüyorlar. Bu arada Sofres Araştırma Enstitüsü'nün 2012 tarihli bir araştırması, kadınların erkeklerde, yüz ve gövdeden sonra tercih ettikleri bölgenin popo olduğunu ortaya çıkardı.





Popo savaşları son hızla devam ediyor. Tarihin farklı dönemlerine damga vuran farklı estetik değerler paralelinde poponun bazen dolgunu, bazen de sıskası itibar topluyor; kesin olan şu ki, tıpkı ideal bir güzellik iddiasında bulunulamayacağı gibi ideal popo çıkarımı da yapılamaz!


~ “POPO: MUHTEŞEM MİMARİ!”



Plastik Cerrah Op. Dr. Semih Gök, popo estetiğini heykeltıraşlığa benzetirken; kadınların en çok iri, küçük, deforme, sarkık veya içi boşalmış popo şikayetlerinden muzdarip olduklarını anlatıyor.“Popo, kadın ve erkek formuna hareket katan, seksapel veren cezbedici bir yapı. Gök, popo estetiğini heykeltıraşlığa benzetirken kadınların en çok iri, küçük, deforme, sarkık veya içi boşalmış popo şikayetlerinden muzdarip olduklarını anlatıyor.





"Popo, kadın ve erkek formuna hareket katan, seksapel veren cezbedici bir yapı. Gücü ve formunu kaslarından alırken güzelliği sıkılığına bağlı. Bu muhteşem mimariyi, kas kılıfından başlayarak yağın içinden deriye tutunan bağ dokusu lifleri şekillendiriyor. Güçlü ve dolgun Latin poposunun sırrı, tam da burada gizli. Liflerin sıkılığı, sayısı ve ağ yapısı popoyu biçimlendiriyor. Bedeni bir tartıya benzetebiliriz. Önde memeler arkada popo. Bu boyutların teraziyi dengede tutması estetik bütünlük sağlıyor. Latin kadınların popolarının popülaritesi, bu dengenin iyi sağlanmış olmasında yatıyor. Popoları bedenlerine oranlandığında etkileyici gerçekten. Oysa İskandinav kadınlarında daha dar ve küçük popolar revaçta. Dar, sıkı ve toplu popolar sıkı ve kaslı bedenlerle seksi olmayı başarabiliyor.





Büyük, iri, küçük, deforme, sarkık ya da boşalmış popo şikayetleriyle çok sık karşılaşıyoruz. 30‘lu yaşlarını geçen, spor yapmayan, devamlı kilo alıp veren, gereğinden fazla zayıflayan, sık sık hamilelik yaşayan ve genetik yapısı iyi olmayan kadınlarda popo, yer çekimiyle birlikte aşağı doğru yer değiştiriyor. Kadınlarımızın en büyük sıkıntısı boyuttan çok biçimle ilgili. Yağ dokusunu şekillendirerek yapılan liposculpture'ı, doku heykeltraşlığı olarak adlandırabiliriz. Popo bölgesi için çok başarılı işler yapmamızı sağlıyor. Annelik sonrası destekleme cerrahilerinde hastaların karın bölgesinden alınan doku kokteylleri popoya transfer ediliyor. Kalıcılığı artırılmış doku transferleri gerçekleştiriyoruz. Bunu otoimplant (kendi dokusundan implant yerleştirme) olarak tanımlayabiliriz. Boşlukları doldurmak ve popoyu yükseltmek anlamında çok başarılı sonuçlar elde ediliyor. Popo çevresi çalışması, poponun bedenle uyumu açısından hassas bir heykeltraşlık adeta.”





Yazı: SELİN MİLOŞYAN


SON HABERLER