Yazı: Funda Karayel
Fotoğraflar: Seoul Metropolitan Government, Seoul Tourism Archive, Bernard Gagnon, Ken Eckert, Kimmo Räisänen, Dongdaemun Design Plaza, K-Land, Kpop Demon Hunters Netflix
Hanok evlerinin dinginliğinden yükselen huzur, birkaç adım ötede gökyüzüne uzanan gökdelenlerin enerjisiyle yer değiştirir. Seul, sadece bir şehir değil; ritmi hiç durmayan, yaşayan bir sahne gibidir. Ve bu sahnede en güçlü anlatıcılardan biri de hiç kuşkusuz diziler... Dünya çapında izlenen Kore dizileri, şehrin sokaklarını, kafelerini ve aşk hikayelerini adeta birer karaktere dönüştürür. İzlediğiniz her sahne, sizi çok- tan bu hikayenin bir parçası yapmıştır bile.
Ama Seul’ün büyüsü bununla sınırlı değil. Burada güzellik bir ritüel, bakım ise bir yaşam biçimi. K-beauty kültürü; cilt bakımını sadece estetik bir kaygıdan çıkarıp, kendine gösterilen özenin ve disiplinin bir yansımasına dönüştürüyor. Işıltılı, kusursuz görünen ciltler; uzun rutinlerin, doğadan ilham alan içeriklerin ve sabrın sonucu. Seul, modernliğin ve geleneğin, hızın ve dinginliğin, gerçekliğin ve hayalin iç içe geçtiği bir şehir. Ve tam da bu yüzden, buradan ayrıldığınızda yanınızda sadece anılar değil, başka bir dünyaya dokunmuş olmanın hissi kalır.
Şehrin ortasında nefes almak isteyenler için Han Nehri kıyıları vazgeçilmez. Bisiklet sürenler, piknik yapanlar ve günbatımını izleyenlerle dolu bu alan, dizilerden aşina olduğunuz sahnelerin gerçek hali gibi. Biraz daha sakin ve estetik bir yürüyüş için Cheonggyecheon Stream; şehir merkezinden geçen bu modern dere hattı, gece ışıklandırmalarıyla ayrı güzel.
K-DRAMA EVRENININ GERÇEK ADRESI
Seul’e gidenlerin çoğu bu şehri daha önce “Squid Game”, “Crash Landing on You” ya da “Goblin” gibi dizilerden tanımıştır. Çünkü bu şehir yalnızca bir başkent değil, adeta yaşayan bir set. Her köşesi bir sahneye, her sokağı bir hikayeye dönüşebilen Seul hem ekranın hem de hayal gücünün vazgeçilmez fonu. Kore dizileri, Seul’ü sadece bir arka plan olarak kullanmaz; onu hikayenin kalbine yerleştirir. Bir kafede geçen tesadüfi karşılaşma, Han Nehri kıyısında edilen bir itiraf ya da ışıl ışıl sokaklarda yürüyen karakterler... Tüm bu sahneler, izleyicinin zihninde şehri romantik, dramatik ve çoğu zaman büyülü bir yer haline getirir. Bu yüzden Seul’e gelenler, aslında çoktan bildikleri bir şehre adım atmış gibi hisseder. Seul bu anlamda sadece izlenen değil, deneyimlenen bir şehir. Ekranda gördüğünüz her sahne, gerçek hayatta karşılık buluyor. Ve belki de bu yüzden, Seul’e gitmek biraz da sevdiğiniz bir dizinin içine adım atmak gibi.
TARIHI VE IKONIK DURAKLAR
Seul’e geldiğinizde ilk durak elbette Gyeongbokgung Sarayı. Joseon hanedanlığının en büyük sarayı olan bu yapı, ihtişamıyla Seul’ün geçmişine açılan en görkemli kapı. Sarayın hemen yanında yer alan Bukchon Hanok Village ise geleneksel Kore evleriyle zamanın yavaşladığı bir mahalle; dar sokaklarında yürürken adeta başka bir yüzyıldasınız. Bir diğer önemli nokta Changdeokgung Sarayı. Özellikle “Gizli Bahçe” bölümüyle UNESCO korumasındaki bu saray, doğayla mimarinin en zarif buluşmalarından biri.
MODERN SEUL’ÜN KALBI
Şehrin enerjisini hissetmek için Myeongdong sokaklarına dalın. Kozmetik mağazaları, sokak lezzetleri ve neon ışıklarıyla tam bir K-beauty ve alışveriş cenneti. Daha genç ve alternatif bir vibe için Hongdae; sokak sanatçıları, kafeler ve butiklerle dolu. Panoramik bir şehir manzarası için N Seoul Kulesi’ne çıkmak şart. Özellikle günbatımında Seul’ün ışıkları altında manzara gerçekten etkileyici.
SOFISTIKE BIR ROTA
Daha sofistike bir Seul için rota Gangnam. Lüks mağazalar, şık restoranlar ve modern mimariyle şehrin “cool” yüzü burada. Alışveriş ve mimariyi bir arada görmek isterseniz Dongdaemun Design Plaza; Zaha Hadid imzası taşıyan fütüristik yapısıyla mutlaka görülmeli. Seul’ü özel yapan şey, bu zıtlıkların kusursuz uyumu: Birkaç saat içinde hem saraylarda tarihe dokunup hem de modern bir dizinin içindeymiş gibi hissetmek mümkün. Bu şehir, gezdikçe değil yaşadıkça açılıyor.
K-BEAUTY’DEN SKIP- CARE’E: SEUL GÜZELLIĞI YENIDEN YAZIYOR
K-beauty’den A-beauty’ye uzanan yolculukta güzellik artık tek bir coğrafyaya ait değil; aksine, kıtalar arası bir keşif alanı. Her trend, beraberinde yeni bir ritüel, yeni bir bakış açısı getiriyor. Ve şimdi rotamız yeniden Doğu, bu dönüşümün kalbinin attığı yer olan Güney Kore. Bir dönem K-beauty denince akla ilk gelen o detaylı, neredeyse meditatif 10 adımlık bakım rutinleriydi. Temizleyiciler, tonikler, esanslar, serumlar, maskeler... Cilt bakımını bir ritüelden çok bir seremoniye dönüştüren bu yaklaşım, global güzellik anlayışını kökten değiştirmişti. Ancak ironik bir şekilde, bu yoğun ritüelin doğduğu yerde şimdi tam tersi bir akım yükseliyor.
Bu yazı ELLE Türkiye Nisan sayısından alınmıştır.