Kapak Fotoğrafı: Museo Nacional del Prado
Madrid ile sanat arasındaki ilişki uzun zamandır devam ediyor. Şehir, İspanya’nın en önemli sanat koleksiyonlarından bazılarına evsahipliği yapıyor. Prado, Reina Sofía ve Thyssen-Bornemisza gibi dünyaca tanınan müzelerin yanı sıra, daha küçük ve farklı deneyimler sunan birçok müze de var. Madrid’de müze gezmenin güzel taraflarından biri, farklı dönemleri aynı şehir içinde keşfedebilmek. Bir gün Avrupa resminin en önemli eserlerini görebilir, başka bir gün 20. yüzyıl İspanyol sanatına bakabilir veya bir sanatçının yaşadığı evi ziyaret edebilirsiniz. Şehri ilk kez ziyaret ediyorsanız, Prado, Reina Sofía ve Thyssen-Bornemisza’nın bulunduğu Paseo del Arte iyi bir başlangıç noktası. Ancak Madrid’in sanat dünyası bu üç müzeyle sınırlı değil. Şehrin farklı bölgelerine yayılan müzeler ve kültür merkezleri de Madrid’i tanımanın önemli bir parçası. İşte gezmeden dönmemenizi önerdiğim Madrid müzeleri listem:
Museo Nacional del Prado
Madrid’e ilk kez gidiyorsanız Prado’yu görmeden dönmek istemeyebilirsiniz. 1819’da açılan müze, İspanya ve Avrupa sanatının en önemli koleksiyonlarından birine sahip. Juan de Villanueva tarafından tasarlanan neoklasik yapı da koleksiyon kadar dikkat çekici. Diego Velázquez’in "Las Meninas"ı ve Francisco de Goya’nın birbirinden etkileyici eserleri müzenin en bilinen çalışmaları arasında. Prado’nun koleksiyonu 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanıyor. Bu nedenle müzeyi tek seferde tamamen gezmeye çalışmak yerine ilginizi çeken birkaç döneme odaklanmak daha iyi bir fikir olabilir.
Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofía
Prado’nun klasik sanat dünyasından sonra rotayı 20. yüzyıla çevirmek için Reina Sofía’ya gidebilirsiniz. Müze, modern ve çağdaş İspanyol sanatına odaklanıyor. Pablo Picasso, Salvador Dalí, Joan Miró ve Alexander Calder gibi sanatçıların eserlerini burada görmek mümkün. Ancak müzenin en önemli eseri Picasso’nun "Guernica"sı. Reina Sofía’nın sadece yapısı bile görülmeye değer. Tarihi binaya eklenen modern eklentiler ile Jean Nouvel tarafından tasarlanan genişleme bölümü, müzenin modern karakterini daha girişte hissettiriyor. Geçici sergiler de müzenin önemli bir parçası. Programı yalnızca İspanyol sanatıyla sınırlı değil; farklı ülkelerden sanatçıları ve güncel konuları da kapsıyor.
Museo Nacional Thyssen-Bornemisza
Prado ve Reina Sofía ile birlikte Madrid’in ünlü “Sanat Üçgeni”ni oluşturan üçüncü müze Thyssen-Bornemisza. Müze, bir zamanlar aristokratik bir konut olan Palacio de Villahermosa’da bulunuyor. Koleksiyonu ise Ortaçağ’dan 20. yüzyıla kadar uzanıyor. El Greco, Rembrandt, Monet, Dalí ve Picasso gibi farklı dönemlerden sanatçıların eserlerini aynı çatı altında görmek mümkün. Thyssen-Bornemisza’nın en güzel taraflarından biri, Prado ile Reina Sofía arasında bir geçiş sunması. Klasik Avrupa resminden modern sanata uzanan koleksiyon, Madrid’in sanat tarihini daha bütünlüklü görmeyi sağlıyor.
Museo Arqueológico Nacional
Madrid’in sanat tarihinin ötesine geçmek ve İspanya’nın daha eski dönemlerini keşfetmek isteyenler için Ulusal Arkeoloji Müzesi iyi bir seçenek. 1867’de kurulan müzede tarih öncesi dönemlerden Ortaçağ’a kadar uzanan eserler bulunuyor. İber, Roma, Yunan, Mısır, Vizigot ve Müslüman kültürlerine ait parçalar koleksiyonun önemli bölümünü oluşturuyor. Müzenin neoklasik binası ve doğal ışık alan iç avlusu da ziyaretin keyifli bir parçası.
Matadero Madrid
Madrid’de çağdaş kültürü görmek için klasik bir müzeye gitmek şart değil. Şehrin güneyinde yer alan Matadero Madrid bunun iyi örneklerinden biri. Bir zamanlar mezbaha ve hayvan pazarı olarak kullanılan geniş kompleks, bugün sergiler, konserler, performanslar ve farklı kültür-sanat etkinliklerine evsahipliği yapan bir multi disipliner bir merkeze dönüşmüş durumda. Matadero’nun en güzel taraflarından biri, yalnızca sergi gezilen bir yer olmaması. Burada sanat, tasarım, müzik ve yeme-içme bir arada.
CaixaForum Madrid
CaixaForum Madrid
Museo Sorolla
Madrid’in daha küçük ve sakin müzelerinden biri olan Sorolla Müzesi, sanatçı Joaquín Sorolla’nın eski evinde bulunuyor. 1910’da ailesiyle yaşamak için yaptırdığı ev, sanatçının ölümünden sonra müzeye dönüştürülmüş. Sorolla özellikle ışığı kullanma biçimiyle tanınıyor. Resimlerinde deniz, güneş, manzaralar ve günlük hayat sık sık karşımıza çıkıyor. Müzede yalnızca eserlerini değil, sanatçının yaşadığı alanları da görebilirsiniz. Stüdyo, salon, yemek odası ve kahvaltı odası büyük ölçüde korunmuş. Bahçesi ise Madrid’in hareketli atmosferinden kısa bir süre uzaklaşmak için güzel bir alan. Sorolla Müzesi’nin bir başka avantajı da ölçeği. Prado gibi saatler süren bir ziyaret gerektirmiyor. Yaklaşık bir saat içinde hem müzeyi hem de bahçeyi gezebilirsiniz.