Hazırlayan: Suzan Yurdacan
Fotoğraflar: Coach, Ysl, Miu Miu / Valerio Nico, Natalie’s Book Club
Peş peşe iki ELLE sayısında kitap konusunu kaleme alıyorum diye kendimi çok okuyan olarak tanımladığımı sanmayın, kitap okumayı seviyorum, bir tek bunu söyleyebilirim. Tıpkı sizin gibi. Peki neden tekrar bu konu? Bu defa bahanem 25 Şubat tarihinde Coach’un sosyal medyasında çok eğlenceli paylaşımlar yağdırmasıydı. Kampanyanın teması “Explore Your Story” adını taşıyor. Ünlü marka, Penguin Random House yayınevi ile (muhteşem) işbirliği yapıp Elle Fanning, Shan Yichun, Lilas gibi ünlülerin dahil olduğu post’larda (şimdilik) 12 adet “book charm”larını duyurdu. Yorumlar, “like”lar durmak bilmedi. “İstiyoruz” tarzında çağrılar çoğunluktaydı. Üstelik bunlar “fake” değil, gerçek/okunmak için tasarlanmış Jane Austin veya Maya Angelou gibi yazarların ünlü klasikleri. Mart ayında bu kitaplar (95 dolar fiyatıyla) satışa sunuldu. (İlk üç gündeki satış rakamlarını çok merak ediyorum...)
Kafayı kitaplara takan tek Coach değil, biliyorsunuz. Henüz üç ay kadar önce çıkan Dior The Book Cover koleksiyonunu görünce ne hissettiniz? (Tercih edilenler yine dünya klasikleri, sanırım mesaj şu: Hiç olmazsa bu değerli eserleri kaçırmayın.) İki yıl önce Saint Laurent, 7’inci Bölge’de kendi kitapçısını açtı. Pek çok marka (Miu Miu, Prada, Valentino gibi) okuma/edebiyat etkinlikleri düzenlemeye başladı.
Art arda gelmeye devam eden bu heyecanlı gelişmeler sadece bir pazarlama kararı değil, bir teyit: Kitap okumak 2026’da “momento”sunu böyle yaşıyor. (Bu “dalga”nın yak- laşık üç yıl önce belirgin bir şekilde başladığını söyleniyor.) Mart sayısında yazdığım kitap konusu Vol.1 açısından da içime su serpildi, orada ve burada yazdıklarım abartı değil, trend değil. Belli ki okuyoruz arkadaşlar... Çünkü en güzel “boş vakit” seçeneği yüzyıllardır ve özellikle de bu yorucu dijital çağda, kitap okumak. “Ünlü isimler varsa yoksa kitap diyor”, “kitap satışları yükselişte”... Kim yayıyor bu dedikoduları? Ben, siz, hepimiz. Kiminle ne konuşsam bir noktada “Ekrana bakmaktan sıkıldım, canım kitaplara sarılıyorum” diyor. Durup dururken. Abarta abarta, süsleye püsleye, konuşmaya başlayınca çok gaza geliyoruz... Bu şaka falan da değil. Hepsi yaşandı, yaşanıyor. Siz de öyle yapıyorsunuz (biliyorum ama ispatlayamam). Nereden bu kadar emin olduğuma gelince, sağıma soluma, nereye baksam buna dair işaretler var. 24 yıldır varlık gösteren The Berliner dergisinde çıkan bir makale mesela. Okuma odalarını kaleme aldı... Bulup kendiniz okuyabilirsiniz. Özetle, okuma odaları sadece çok keyifli mekanlar değil, çok sosyolojik, çok daha derin anlamlar içeriyor.
“DIGITAL OVERLOAD”A ÇARE
Artık sıkça duyduğumuz “dijital (fazla) yüklemesi” semptomu gibi bir şey, hepimiz bundan şikayetçiyiz sadece gençler değil ama çare kitaplar belli ki. Özellikle Z Kuşağı için atılan bütün çok şirin, çok yankı uyandıran kitap hamlelerinin en önemli sebebi bu: Başımızın belası dijital yüklemelere ara vermek, buna çözüm üretmek. Yoksa “digital overload” olsun olmasın, kitaplar ve okumak her zaman ilk tercihimiz, en ciddi ve fark yaratan “hobi”miz.