Geçen hafta, İstanbul'da toplu taşımada giderken çantamda yelpazemi aradım. Yoktu. Hemen İspanya'da yaşayan arkadaşıma mesaj attım, Türkiye'ye dönerken bana bir yelpaze getirmesini rica ettim. Sıcak gerçekten bunaltmış olacak ki aynı şeyi Hollanda'da yaşayan başka bir arkadaşımdan da istemişim. Attığım mesajların biraz absürd olduğunu ancak inince fark ettim. O an sıcaktan olsa gerek, bu toplu mesajım hiç de mantıksız gelmemişti. Çünkü hepimiz yelpaze taşıma alışkanlığını yıllar önce, üniversite için Madrid'de yaşarken edinmiştik. Yaz aylarında şehir öylesine sıcaktı ki yelpaze turistlerin satın aldığı bir hediyelik eşya değil, gündelik hayatın sıradan bir parçasıydı. Ve sadece yaşlı teyzeler için de değil. Şehirde herkesin elinde bir yelpaze vardı. Çoğu yerde satılıyor, bulması kolay oluyordu. Ben de zamanla kıyafetlerime göre değiştirdiğim birkaç farklı yelpazeden oluşan bir koleksiyon yapmıştım. Madrid'den İstanbul'a döneli yıllar geçti ama geçen hafta sıcaklar bastırınca fark ettim ki bu alışkanlık sandığımdan daha kalıcıymış.
Avrupa'nın bu yaz bir kez daha yoğun sıcak hava dalgalarıyla karşı karşıya kalmasıyla birlikte katlanabilir yelpaze tekrar çantalara geri döndü. Geçtiğimiz hafta sona eren Paris Moda Haftası bunun en güçlü kanıtlarından biriydi. Sokak stilinde parmak arası sandaletler, transparan katmanlar ve rahat silüetler öne çıkarken, defile konuklarının ellerinde sıkça katlanabilir yelpazeler de vardı. Yelpaze artık sadece sıcakla mücadele etmek için taşınan bir obje değil, görünümlerin bilinçli bir parçası. Belki de onu bugün yeniden cazip kılan tam olarak bu. Moda uzun zamandır sadece güzel görünen değil, gerçekten işe yarayan parçalara da değer veriyor. Yelpaze ise estetikle işlevi aynı noktada buluşturuyor.
Aslında bunun çok eski bir geçmişi var. El yelpazelerinin tarihi yaklaşık 4.000 yıl öncesine, antik Mısır'a uzanıyor. Gücün ve statünün sembolü olarak kullanılan gösterişli yelpazeler dini törenlerde yer alıyor, hatta Tutankamon'un mezarında bile karşımıza çıkıyor. Bugün bildiğimiz katlanabilir formun ise 8. yüzyılda Japonya'da ortaya çıktığı, yüzyıllar sonra Avrupa'ya ulaştığı kabul ediliyor. Rönesans döneminde aristokrasinin vazgeçilmez aksesuarlarından biri haline gelen yelpazeler, zamanla dönemin sanat anlayışını yansıtan küçük tasarım objelerine dönüştü.
Moda dünyası da yelpazeyi hiçbir zaman tamamen geride bırakmadı. Karl Lagerfeld onu kişisel stilinin ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Audrey Hepburn'den Beyoncé'ye, Taylor Swift'ten günümüzün sokak stili ikonlarına kadar farklı kuşaklardan pek çok isim yelpazeyi yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda stil sahibi bir detay olarak kullandı. Artık en iyi aksesuarlar yalnızca güzel görünenler değil, günlük hayatı gerçekten kolaylaştıranlar.