Röportaj: Şevval Akyüz
Hayatın büyük bir hikaye havuzu olduğuna inanırım. Bu doğrultuda hikayeleri görebilen, onları güçlü ve yaratıcı materyallere dönüştüren insanları dinlemek her zaman büyük bir keyif. Özellikle de ilhamı dışarıda aramayanlara… Durum böyle olunca Lot 34 markasının radarımıza girmesi tesadüf değil. Onlara bir aile şirketi diyebiliriz. Sadece daha farklı bir noktadan. Markanın kurucusu Burcu Kavkacı, ilhamını ailesinden alıyor. Özellikle de anneannesinden. Öyle ki; Kavkacı’nın anneannesini markada hem operasyon hem de kreatif süreçte görebiliyoruz. Şimdi bu öykünün tamamını birinci ağızdan dinliyoruz.
Bize biraz kendinden ve Lot 34’ün kuruluş aşamasından bahseder misin?
İstanbul’da doğup büyüdüm. Küçüklüğümden itibaren babamla yaptığımız eski İstanbul turları sayesinde şehirle inanılmaz bir bağ kurdum ve sanat tarihine merak sarmaya başladım. Galatasaray Lisesi’nde okuduğum yıllarda Beyoğlu’nun atmosferini en ince ayrıntısına kadar keşfetme şansım oldu. Bu doğrultuda Koç Üniversitesi’nde Medya ve Görsel Sanatlar ile Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümlerinde çift anadal yaptım. Hep görsel bir alanda çalışmak istiyordum. Okurken bir süre illüstratör olarak çalıştım. Sanatın farklı alanlarıyla ilgilensem de modaya olan merakımı hiçbir zaman tatmin edemediğimi fark ettim. Bu sebeple Paris’teki Istituto Marangoni’de moda tasarımı programına başvurdum. Paris’te okuduğum zaman diliminde oradaki köklü markaları inceleme fırsatı yakaladım. Türkiye’nin sahip olduğu kültürel miras ve sanat tarihini göz önüne aldığımızda, sahip olduğumuzdan çok daha fazla markamız olması gerektiğini düşünmeden edemedim. Eğitimimi tamamladıktan sonra Türkiye’ye geri döndüm ve marka çalışmalarına başladım. İstanbul ile kurduğum gönül bağı üzerinden bir marka yaratmak istedim. Sağ olsun ailem ve sevdiklerimin desteğiyle de süreci başlattık ve ilerletiyoruz.
Markanın isim hikayesini de öğrenebilir miyiz?
Lot 34 ilhamını İstanbul’dan, sanattan ve estetikten alıyor. Aynı zamanda mümkün mertebe şahsına münhasır parçalar sunmayı hedefliyor. Müzayedelerde değerli sanat eserleri ve antika parçalar “lot”ismiyle sunulduğu ve biz de aynı bu parçalar gibi tarihi bir ruha sahip ürünler üretip, özenle sun- duğumuz için bu kelimeyi kullanmak istedik. “34” ise markamızın doğduğu ve ilhamını aldığı İstanbul’un plaka kodu.
Aldığın eğitimler seni marka kurmaya mı itti, yoksa zaten bunu istediğin için bu şekilde bir eğitim hayatına mı yöneldin?
Küçüklüğümden beri görsel bir iş yapmak istediğimi biliyordum. Hatta çocukken hayalim ressam olmaktı. Bu doğrultuda seçimler yaparken bir döngü halinde meraklarım eğitimimi etkiledi, eğitimim de meraklarıma yenilerini ekledi ve görsellikle alakalı yeni yollara yönlendirdi. Aslında her üründe kümülatif bir yorum söz konusu.
Tasarımlarını ilk önce marangozlar kendi atölyelerinde yapıyor değil mi? Her bir parçanın zanaat kısmını da senden dinlemek isteriz.
Anneannen ve babaannen de büyük ilham kaynaklarından. “Grandma’s Home” koleksiyonu nasıl ortaya çıktı?
Kesinlikle öyleler! Her koleksiyonumuzda olduğu gibi “Grandma’s Home” koleksiyonunda da ürünlerimiz kültürel bir referansa dayanıyor. Anneanne ve babaanne evlerinin bize verdiği o sıcak atmosferi yaşatmak için bu koleksiyonda anneannelerimizin koltuklarından ilham alan “Chester” modelimiz, babaannelerimizin televizyon üzerine serdiği dantellerden ilham alan “Dantel” modellerimiz var.
Bahsettiğin bu koleksiyonun çekimlerinde de anneannen ve babaannen var. Hatta sanırım fotoğrafları anneannenin evinde çektiniz. Çekimde yer almaları için herhangi bir ikna çaban oldu mu? Süreç nasıldı?
Çok güzel ve eğlenceli bir süreç geçirdik aslında. Onlarla çekim yapmak istediğimi söyleyince ikisi de çok mutlu oldu, ikna etmem bu yüzden hiç zor olmadı. Çekimi babaannemin evinde gerçekleştirdik. Annemle birlikte saçlarını ve makyajlarını yaptık. Fotoğrafları ben çektim. Üç nesil bir arada çok güzel bir anımız oldu. Anneannen sadece ilham kaynağı olarak değil, Lot 34 ekibinin bir parçası olarak da konumlanıyor. Anneannem en büyük destekçilerimden biri. Daha önce de bahsettiğim gibi toz torbalarını dikmenin ve fotoğraf çekimlerine mankenlik yapmanın yanı sıra “Dantel” modellerimizin dantellerini elleriyle işliyor. Atölyede hazırladığımız siyah clutch’larımızın üzerine elleriyle teker teker dikiyor. Benim için onun emeği o kadar değerli ki, markamda işle- rinin bulunmasından bir yandan gurur ve mutluluk duyuyorum bir yandan da dantelli çantalarımızı satmaya kıyamıyorum. Ayrıca Alaçatı’da Lot 34’ün “showroom”u olan ve farklı yerel markalardan güzel bir seçki sunduğumuz No.34 Concept Store isimli bir mağazamız var. Orada anneannemin el işlerini de sergiliyoruz. Yani sadece markamda değil mağazamda da sonuna kadar bana destek oluyor.
Son olarak, onları önümüzdeki koleksiyonlarda da görecek miyiz?
Anneannem zaten markanın gizli kahramanlarından olarak yeni üretim süreçlerimizde de bana destek vermeye devam ediyor. Daha görünür şekilde anneannemi de babaannemi de diğer koleksiyon ve süreçlere dahil etmeyi çok istiyorum. Zaten sevdiğim kişilerin koleksiyonlara ilham olması çok mutlu olduğum bir şey.
Yeni satışa çıkan “charm”larımızda dört model var: Bir erkek, bir kadın, bir köpek ve bir kedi. Kadınla erkeği annem ve babamı temsilen illüstrasyonlarımdan tasarladık, köpek kendi köpeklerimden yaşça ileri olanı Yoda’ya, kedi de nişanlımın rahmetli kedisi Kazım’a ithafen. Kısacası ürettiğimiz her ürünün arkasında duygusal bağ kurduğum kişi ve olaylar var. Bu yüzden ileride anneannemle babaannemi yeni koleksiyonlarda görmek de kaçınılmaz olacaktır.
*Bu içerik ELLE Türkiye Haziran sayısından alınmıştır.