Kapak Fotoğrafı: Juergen Teller, Young Pink Kate, London 1998, Juergen Teller
Sonbaharda bir müzede birkaç saat geçirmek için iyi bir neden arıyorsanız, seçenekler oldukça fazla. Londra'dan New York'a, Paris'ten Antwerp'e uzanan sergiler; modanın yalnızca ne giydiğimizle değil, nasıl düşündüğümüz, nasıl gördüğümüz ve kendimizi nasıl ifade ettiğimizle de ilgili olduğunu hatırlatıyor. Bu sezonun programında Vivienne Westwood'un punk mirasından Yves Saint Laurent'ın fotoğrafla kurduğu ilişkiye, Schiaparelli'nin sürrealist dünyasından Antwerp Six'in moda tarihindeki etkisine kadar farklı hikayeler var. Bazıları modanın geçmişine bakarken, bazıları bugün hâlâ etkisini sürdüren fikirlerin izini sürüyor. İşte sonbaharda ajandanıza ekleyebileceğiniz moda sergileri.
Vivienne Westwood: Rebel – Storyteller – Visionary
The Bowes Museum, Durham, İngiltere
28 Mart – 6 Eylül 2026
Vivienne Westwood'un moda tarihindeki yerini yalnızca punk ile açıklamak mümkün değil. The Bowes Museum'daki "Rebel – Storyteller – Visionary", tasarımcının 1980'lerin başından 2000'lere uzanan kariyerine bakarken yaşadığı dönüşümleri takip ediyor. Malcolm McLaren ile birlikte şekillenen punk estetiğinden tarihsel kostümlerin yeniden yorumlanmasına ve couture'a uzanan sergi, Westwood'un modayı bir ifade biçimi olarak nasıl kullandığını gösteriyor. Nadiren görülen özel koleksiyonlardan parçaların da yer aldığı sergi, onun tasarım pratiğindeki isyan, mizah ve tarih merakını aynı çerçevede buluşturuyor.
Yves Saint Laurent and Photography
International Center of Photography, New York, ABD
11 Haziran – 28 Eylül 2026
Yves Saint Laurent'ın moda tarihindeki etkisini yalnızca tasarladığı kıyafetler üzerinden okumak eksik kalır. "Yves Saint Laurent and Photography", tasarımcının 40 yıl boyunca fotoğrafla kurduğu yaratıcı ilişkiye odaklanıyor. Musée Yves Saint Laurent Paris ve Fondation Pierre Bergé–Yves Saint Laurent işbirliğiyle hazırlanan sergide 300'e yakın fotoğraf ve arşiv malzemesi bir araya geliyor. Richard Avedon, Cecil Beaton, Guy Bourdin, Irving Penn, Helmut Newton, Steven Meisel ve Annie Leibovitz gibi isimlerin çalışmaları kontakt baskılar, kampanya materyalleri, dergiler ve kişisel fotoğraflarla birlikte sunuluyor. Serginin asıl ilginç tarafı ise fotoğrafı yalnızca modanın tanıtım aracı olarak değil, moda imgesinin kendisini şekillendiren yaratıcı bir ortak olarak ele alması. Bugün bir moda markasının ne sunduğunu düşünürken, kullanılan görsel dilin köklerine bakmak için iyi bir fırsat.
Schiaparelli: Fashion Becomes Art
V&A South Kensington, Londra, İngiltere
28 Mart – 8 Kasım 2026
Elsa Schiaparelli'nin modayla sanat arasındaki sınırları zorlayan yaklaşımı, Londra'daki V&A'nın yeni sergisinin merkezinde. "Schiaparelli: Fashion Becomes Art", Birleşik Krallık'ta modaevine adanan ilk büyük sergi olma özelliğini taşıyor ve 1920'lerden günümüze uzanıyor. 200'den fazla kıyafet, aksesuar, mücevher ve sanat eserini bir araya getiren sergi, Schiaparelli'nin Salvador Dalí ve Jean Cocteau gibi sanatçılarla kurduğu yaratıcı ilişkilerden günümüzde Daniel Roseberry yönetimindeki yaratımlara uzanıyor. Schiaparelli'nin sürrealizm, mizah ve beden fikriyle kurduğu ilişki, bugün moda ile sanat arasındaki sınırların nasıl bu denli geçirgen olduğunu anlamak için iyi bir bakış açısı.
Iris van Herpen: Sculpting the Senses
Brooklyn Museum, New York, ABD
16 Mayıs – 6 Aralık 2026
"Sculpting the Senses" Iris van Herpen'in moda yaklaşımını sanat, bilim, teknoloji ve doğayla birlikte ele alıyor. Brooklyn Museum'daki sergide 140'tan fazla haute couture tasarımı çağdaş sanat eserleri, tasarım objeleri ve mercan, fosil ve iskelet gibi bilimsel ve doğal tarih örnekleriyle yan yana geliyor. Van Herpen'in tasarım dünyasında matematik, nörobilim, deniz biyolojisi, paleontoloji ve astronomi gibi farklı alanlar giyilebilir formlara dönüşüyor. Bu nedenle sergi, couture'u yalnızca teknik bir zanaat olarak değil, farklı disiplinler arasında kurulan bir araştırma alanı olarak okumaya izin veriyor. Özellikle modanın teknolojiyle ilişkisini merak edenler için serginin en güçlü tarafı burada: Van Herpen'in dünyasında teknoloji, el işçiliğinin alternatifi değil, onunla birlikte çalışan başka bir araç gibi.
Doll Dressing
The Museum at FIT, New York, ABD
16 Eylül 2026 – 3 Ocak 2027
"Doll Dressing", 20. ve 21. yüzyılda oyuncak bebekler ile moda arasındaki ilişkiyi inceliyor. Sergide 170'ten fazla parça; oyuncak bebekler, kıyafetler, aksesuarlar ve sanat eserleriyle birlikte yer alıyor. Oyuncak bebeklerin küçük moda modelleri olarak kullanılmasından günümüz tasarımcılarının oyuncak bebek estetiğini yeniden yorumlamasına uzanan sergi, çocukluk, güzellik ve giyim arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Balenciaga, Comme des Garçons, Maison Margiela ve Marc Jacobs gibi isimlerin tasarımlarının da bu bağlamda ele alınması, konuyu beklenenden çok daha enteresan bir yere taşıyor. Serginin özellikle ilginç bölümlerinden biri ise “Broken Dolls”. Burada oyuncak bebek dünyasındaki rahatsız edici ve alışılmadık imgelerin moda ile nasıl buluştuğu inceleniyor.
Costume Art
The Metropolitan Museum of Art, New York, ABD
10 Mayıs 2026 – 10 Ocak 2027
The Met Gala ardından gelen "Costume Art" sergisi, müzenin farklı koleksiyonlarından sanat eserleriyle Costume Institute'a ait kıyafetleri yan yana getirerek giyinik bedenin sanat tarihindeki yerini inceliyor. Milattan öncesinden günümüze uzanan sergide kıyafetler estetik, politik, bireysel ve sembolik anlamları üzerinden sanat eserleriyle ilişkilendiriliyor. Serginin önemli taraflarından biri de bedenin tek bir ideal üzerinden ele alınmaması. Yaş, beden ölçüsü, cinsiyet ve engellilik gibi farklı deneyimler üzerinden giyinmiş bedenin nasıl temsil edildiğine bakılıyor. Benim bu listedeki sergiler arasında görme fırsatı bulduğum tek sergi de "Costume Art" oldu.
The Antwerp Six
MoMu – Fashion Museum Antwerp, Belçika
28 Mart 2026 – 17 Ocak 2027
1986'da Antwerp'ten Londra'ya giden altı genç tasarımcı, yalnızca kendi kariyerlerinin değil, bir şehrin moda kimliğinin de başlangıcını değiştirdi. Dirk Bikkembergs, Ann Demeulemeester, Walter Van Beirendonck, Dries Van Noten, Dirk Van Saene ve Marina Yee'den oluşan Antwerp Six'in işleri, 40 yıl sonra MoMu'da bir araya geliyor. "The Antwerp Six", grubun Royal Academy of Fine Arts Antwerp'teki eğitiminden uluslararası çıkışına ve ardından gelen bireysel kariyerlerine uzanıyor. 1986'da British Designer Show'da sundukları koleksiyonlar, Antwerp'in uluslararası moda haritasındaki yerini belirleyen önemli anlardan biri olmuştu. Sergi aynı zamanda bu altı ismi tek bir hareket olarak değil, zaman içinde birbirinden ayrışan altı farklı tasarım pratiği olarak görmeye izin veriyor. Bugün Belçika modası denildiğinde akla gelen deneysel ve entelektüel yaklaşımın nasıl oluştuğunu anlamak için önemli bir durak.
Catwalk: The Art of the Fashion Show
V&A Dundee, İskoçya
3 Nisan 2026 – 17 Ocak 2027
"Catwalk: The Art of the Fashion Show", 100 yılı aşkın podyum tarihini izleyerek moda gösterisinin özel salonlardan bugünün küresel, dijital ve canlı yayınlanan etkinliklerine dönüşümünü anlatıyor. Alexander McQueen, Chanel, Dior, Maison Margiela, Vivienne Westwood, Mary Quant, Gucci, Louis Vuitton ve Charles Jeffrey gibi isimlerin çalışmalarının yer aldığı sergi, podyumu bir sunum biçiminden çok kendi başına bir tasarım alanı olarak ele alıyor. Çünkü bugün bir koleksiyonu anlamak için yalnızca kıyafetlere bakmak çoğu zaman yeterli değil. Mekan, ışık, müzik, koreografi ve izleyiciyle kurulan ilişki de tasarımın bir parçası. Podyumun giderek daha teatral, deneysel ve dijital hale gelmesi de modanın kendisini nasıl sergilediğini yeniden düşünmemizi sağlıyor.
The 90s: Art and Fashion
Tate Britain, Londra, İngiltere
8 Ekim 2026 – 14 Şubat 2027
Edward Enninful'un küratörlüğünde hazırlanan sergi, 1990'ların İngiliz kültürünü sanat, moda, fotoğraf ve müzik üzerinden yeniden inceliyor. Yaklaşık 70 sanatçı, tasarımcı ve fotoğrafçının çalışmalarının bir araya geleceği sergide Alexander McQueen, Vivienne Westwood, John Galliano, Steve McQueen, Damien Hirst, Sarah Lucas ve Yinka Shonibare gibi isimler yer alıyor. 1990'ların önemli tarafı, moda ile sanat arasındaki sınırları daha da geçirgen hale getirmesiydi. Kulüp kültürü, müzik, gençlik alt kültürleri ve yeni bir İngiliz kimliği fikri, podyumlardan galerilere uzanan ortak bir görsel dil oluşturdu. Bugün yeniden gündeme gelen 90'lar estetiğinin neden hâlâ bu kadar etkili olduğunu anlamak için sergi iyi bir tarihsel çerçeve sunuyor.
Rafael Pavarotti, photographe
Musée des Arts Décoratifs, Paris, Fransa
2 Ekim 2026 – 2 Mayıs 2027
Fotoğrafçı Rafael Pavarotti'nin Fransa'daki ilk sergisi olan seçkide 200'den fazla fotoğraf yer alıyor. Moda dergisi kapaklarından Dior, Balmain, Maison Margiela ve Ferragamo gibi modaevleri için hazırladığı kampanyalara, Rihanna, Harry Styles ve Beyoncé gibi isimlerin portrelerine uzanan çalışma, Pavarotti'nin güçlü ve renkli görsel dünyasını ortaya koyuyor. Pavarotti'nin fotoğraflarında moda, görüntünün merkezinde olsa da tek anlatı değil. Renk, beden, kimlik ve kültürel referanslar aynı kadraj içinde birbirine bağlanıyor. Bu nedenle sergi, günümüz moda fotoğrafçılığının nasıl daha kişisel ve kültürel bir anlatı alanına dönüştüğünü görmek açısından da dikkat çekici.
The Burberry Trench: Crafting an Icon
V&A South Kensington, Londra, İngiltere
21 Eylül 2026'dan itibaren
Bazı moda parçaları bir trend olmaktan çıkıp bir kültürel nesneye dönüşüyor. Burberry trençkot da bunlardan biri. V&A South Kensington'daki "The Burberry Trench: Crafting an Icon", ceketin pratik dış giyim ve askeri kullanım geçmişinden küresel bir moda ikonuna dönüşümünü ele alıyor. Burberry arşivinden nadir malzemelerin yanı sıra farklı dönemlere ait trençkotları bir araya getiriyor. Serginin “Craft” bölümü, trençkotun bugün hâlâ ayırt edilebilir olmasını sağlayan ayrıntılara odaklanıyor: el işçiliğiyle tamamlanan yakalar, House Check astar, storm flap ve çıkarılabilir throat latch gibi detaylar. “Creativity” bölümünde ise yaklaşık 30 yıllık podyum tasarımları ve Daniel Lee ile Christopher Bailey dönemlerinden örnekler yer alıyor.