Tarihi yapılar artık yalnızca geçmişi koruyan mekanlar değil, yeni üretimlere ilham veren, yaşayan kültürel alanlar olarak yeniden tanımlanıyor. Zeyrek Çinili Hamam da sanat ve tasarım odaklı işbirlikleriyle kültürel mirasın çağdaş yorumuna yeni bir perspektif kazandırıyor. UNESCO Dünya Mirası alanında yer alan yapı, hamam kültürünü korurken sanat, tasarım ve zanaat aracılığıyla tarihsel hafızasını bugüne taşıyor. Fy-shan Glass Studio'nun hamama özel tasarladığı Suyun İzinden koleksiyonu ise suyun akışını, ışığını ve yüzyıllardır süregelen ritüelleri çağdaş cam tasarımıyla yeniden yorumluyor. Zeyrek Çinili Hamam Kurucu Direktörü Koza Güreli Yazgan ve cam sanatçısı, Fy-shan Glass Studio'nun kurucusu Felekşan Onar ile bu işbirliğinin çıkış noktasını, kültürel mirasın çağdaş tasarımla kurduğu diyaloğu ve suyun izini takip eden koleksiyonun hikayesini konuştuk.
Fotoğraf: Serkan Eldeleklı̇oğlu
Zeyrek Çinili Hamam bugün yalnızca korunan bir tarihi yapı değil, sanat, tasarım ve farklı üretimlere alan açan yaşayan bir kültür mekanı olarak da öne çıkıyor. Bu yaklaşım nasıl şekillendi? Fy-shan Glass Studio ile işbirliğinizden doğan Suyun İzinden koleksiyonu bu düşüncenin neresinde duruyor?
Koza Güreli Yazgan: Zeyrek Çinili Hamam'ı yeniden işlevlendirirken en başından beri buranın, geçmişte olduğu gibi bugün de yaşayan bir buluşma mekanı olmasını önemsedik. Hamamlar tarih boyunca yalnızca yıkanma işlevi gören yapılar değil, aynı zamanda kent hayatının en önemli kamusal alanlarıydı; insanların bir araya geldiği, sosyalleştiği ve gündelik hayatı paylaştığı mekanlardı. Biz de bugün bu bir araya gelme kültürünü sanat ve tasarım aracılığıyla sürdürmeye çalışıyoruz. Sanatçılar, tasarımcılar ve zanaatkarlarla kurduğumuz işbirliklerini, hamamın kamusal ve birleştirici niteliğinin günümüzdeki karşılığı olarak görüyorum. Geçmişle bugün arasında yeni bağlar kurulabildiğinde, bu yapıların gerçekten yaşamaya devam ettiğine inanıyorum.
Suyun İzinden koleksiyonu da bu anlayışın doğal bir uzantısı oldu. Tasarımcılarla gerçekleştirdiğimiz işbirliklerinde, ortaya çıkan üretimlerin hamamın tarihi, farklı katmanları ve suyla kurduğu ilişkiyle bağ kurmasını önemsiyoruz. Bu koleksiyonda da mekanın taşıdığı hafızanın ve yüzyıllardır süregelen ritüellerin bugünün tasarım diliyle yorumlanmasını çok kıymetli buluyorum.
Fy-shan Glass Studio olarak Zeyrek Çinili Hamam'a özel hazırladığınız Suyun İzinden koleksiyonu suyun akışı, hafızası ve dönüştürücü gücü fikri etrafında şekilleniyor. Bu koleksiyonun çıkış hikayesini ve tasarım sürecini anlatır mısınız?
Felekşan Onar: Her şey çok sevdiğim, hem bir sanatçı olarak sergilerini ilgiyle takip ettiğim hem de hamam kültürüne duyduğum yakınlık nedeniyle bizzat kullandığım Zeyrek Çinili Hamam'ın sahibi Koza Hanım'ın, hamamın dükkanı için Fy-shan Glass Studio'ya özel bir koleksiyon hazırlama teklifinde bulunmasıyla başladı.
Kendi dünyamla doğal biçimde kesişen marka ve kurumlarla çalışmayı her zaman önemsiyorum. Bu nedenle koleksiyonun çıkış noktası da oldukça organik gelişti. Tasarım sürecinde yalnızca temayı değil, projenin pratik ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurduk. Dükkanın butik yapısı ve ziyaretçilerinin büyük bölümünün uluslararası misafirlerden oluşması nedeniyle parçaların kolay taşınabilir ölçülerde olması önemliydi. Aynı zamanda hamam kültürünü, suyla kurulan ilişkiyi ve bu coğrafyanın hafızasını zarif bir dille yansıtan, işlevsel ve güçlü bir anlatıya sahip bir koleksiyon tasarlamayı hedefledik.
“
"Suyun İzinden, Zeyrek Çinili Hamam'ın yüzyıllardır taşıdığı su hafızasını bugünün tasarım diliyle yeniden görünür kılıyor."
—Koza Güreli Yazgan
16. yüzyıldan bugüne uzanan güçlü bir tarihsel mirasa sahip Zeyrek Çinili Hamam için üretmek, tasarım pratiğinizi nasıl etkiledi? Böylesine katmanlı bir mekanın ruhunu çağdaş bir tasarım diliyle yorumlarken hangi dengeyi gözetmeye çalıştınız?
Felekşan Onar: Eserlerin steril bir "beyaz küp" içinde sergilenmesindense kendi bağlamıyla konuşan ve bulunduğu mekanla ilişki kuran üretimleri her zaman daha heyecan verici buluyorum. Bu yaklaşım sanat pratiğimin de temelini oluşturuyor. Çalışmalarım sık sık müzelerin tarihi koleksiyonlarıyla, özellikle İslam eserleriyle bir araya geliyor ve bu karşılaşmalar eserin anlamını daha da derinleştiriyor.
Bu nedenle böylesine önemli bir tarihi yapı ve kültürel miras için üretmek benim için hem ilham verici hem de büyük bir sorumluluktu. Öte yandan tasarladığımız objelerin bugünün yaşamında kullanılacak parçalar olduğunu da hiç göz ardı etmedim.
Geçmişi yeniden üretmeye ya da taklit etmeye çalışmadım. Bunun yerine, stüdyo olarak Zeyrek Çinili Hamam'ın ruhundan beslenen ama bugünün diliyle konuşan bir koleksiyon yaratmayı hedefledik. Tarihin izlerini taşıyan, bu coğrafyanın hafızasını hissettiren ve çağdaş yaşamın doğal bir parçası olabilecek objeler tasarlamak bu projenin en önemli dengesiydi.Fotoğraf: Hadı̇ye Cangökçe
Bu koleksiyonun merkezinde su var ancak su burada yalnızca fiziksel bir unsur değil, hafızayı, ritüeli ve zamanı da temsil ediyor. Zeyrek Çinili Hamam'ın yüzyıllardır taşıdığı su kültürünün bugünün tasarım diliyle yeniden yorumlanmasını siz nasıl okuyorsunuz? Bu işbirliği size mekanın hangi yönlerini yeniden düşündürdü?
Koza Güreli Yazgan: Hamam kültüründe su, yalnızca yıkanmanın aracı değil; bedensel arınmaya, birlikte olma haline ve kuşaktan kuşağa aktarılan ritüellere eşlik eden temel bir unsur. Zeyrek Çinili Hamam'da yüzyıllar boyunca farklı kuşakların su etrafında benzer ritüelleri paylaşmış olması, geçmişle bugün arasında güçlü bir süreklilik kuruyor. Bu nedenle suyu, hamamın hafızasını taşıyan ve farklı dönemleri birbirine bağlayan bir unsur olarak görüyorum.
Fy-shan Glass Studio'nun koleksiyonu da bu ilişkiye malzeme üzerinden bakmamızı sağladı. Camın ışığı geçirme ve yansıtma biçimi, saydamlığı, kırılganlığı ve biçim alırken kazandığı akışkanlık hissi suyun farklı hallerini çağrıştırıyor. Ortaya çıkan tasarımların hamamı doğrudan temsil etmek yerine onun suyla kurduğu bağı daha duyusal bir yerden ele almasını değerli buluyorum.
Koleksiyonda yer alan DRIP, FOLIUM, ARC, AURA ve NAZAR serileri farklı teknikler, formlar ve anlatılarla suyu yorumluyor. Bu parçaların hikayelerini anlatır mısınız? İçlerinde sizin için koleksiyonun ruhunu en iyi yansıtan bir seri var mı?
Felekşan Onar: Hamamın, hatta ondan önce aynı noktada yer alan sarnıcın varlık nedeni su. Yapı yüzyıllardır aynı su kaynağının etrafında şekillenmiş. Koleksiyonun ana teması da doğal olarak su oldu. Beni en çok etkileyen ise suyun kendisinden çok geride bıraktığı izdi. Böylece Suyun İzinden ortaya çıktı.
Bu fikri beş farklı objeyle yorumladık. ARC ve AURA benim için hamamın vazgeçilmez parçalarıydı. Fy-shan Glass Studio'yu kurduğum günden beri bir hamam tası tasarlamak istiyordum ancak sıradan bir hamam tası değil, kendi hikayesini anlatan bir obje.
AURA, Bizans ve Roma dönemlerinin katmanlı tarihinden ilham alıyor. Güneşten ilham alan desenleriyle Bizans sanatında önemli bir yere sahip güneş sembolüne çağdaş bir gönderme yapıyor. ARC ise hamamı bugün bildiğimiz görkemli yapıya dönüştüren Mimar Sinan'a ve Osmanlı mimarisinin kemer ritmine bir saygı duruşu niteliğinde.
DRIP, tek bir su damlasının yüzeye değdiği anı adeta sonsuzlaştırıyor. Sıcak cam şekillendirme tekniği sayesinde camın içinde gerçekten su varmış hissi yaratan bir etki elde ettik. Teknik açıdan da koleksiyonun en özel parçalarından biri.
NAZAR ise Türkiye'ye gelen herkesin tanıdığı bir sembolü farklı bir bakışla yorumluyor. Alışılmış nazarlık formu yerine kalıpla şekillendirilmiş iki cam parçanın birleşmesiyle oluşan, dere taşlarını anımsatan yalın bir kağıt ağırlığı tasarladık.
FOLIUM ise İstanbul'u çevreleyen suya gönderme yapıyor. Fy-shan Glass Studio'nun imza formlarından biri olan "Yaprak Mercan" serisi, Zeyrek Çinili Hamam'a özel geliştirilen rengiyle yeniden hayat buluyor. Sıcak camın ışıkla kurduğu ilişki sayesinde bulunduğu mekana sakin ama güçlü bir ışıltı katıyor.
Koleksiyonun ruhunu en iyi yansıtan parçayı seçmem gerekirse DRIP derim. Çünkü tek bir su damlasının bıraktığı izin peşinden giderek koleksiyonun çıkış fikrini görünür kılıyor.
“
"Suyun İzinden, suyun kendisinden çok geride bıraktığı izlerin peşinden giden bir koleksiyon."
—Felekşan Onar
Suyun İzinden koleksiyonu ilk kez hamamın bahçesinde ziyaretçilerle buluştu, ardından mağaza koleksiyonunun bir parçası oldu. Bir tasarım objesinin ilham aldığı mekanda karşılık bulmasının, ziyaretçinin o yapıyla ve koleksiyonla kurduğu ilişkiyi nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Koza Güreli Yazgan: Koleksiyonun ilk kez ilham aldığı mekânda, hamamın bahçesinde sergilenmesi bizim için önemliydi. Böylece ziyaretçiler tasarımları yalnızca bağımsız objeler olarak değil doğdukları bağlam içinde, hamamın tarihi, su kültürü ve atmosferiyle birlikte deneyimleme fırsatı buldu. Bu karşılaşmanın koleksiyondaki renk, biçim ve malzeme tercihlerinin daha iyi okunabilmesine imkan verdiğini düşünüyorum.
Zeyrek Çinili Hamam'da ziyaretçilerin yapıyla farklı biçimlerde ilişki kurabilmesini önemsiyoruz. Hamamı, müzeyi, güncel sanat programını ve mağazayı birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, aynı deneyimin birbirini tamamlayan parçaları olarak ele alıyoruz. Suyun İzinden koleksiyonunun ilk kez hamamın bahçesinde ziyaretçilerle buluşması da bu yaklaşımın bir yansımasıydı. Ziyaretçinin önce yapıyı ve atmosferini deneyimlemesi, ardından buradan ilham alan tasarımlarla karşılaşması koleksiyonun çıkış noktasını daha iyi kavramasına ve objelerle daha doğrudan bir ilişki kurmasına imkan veriyor.Fotoğraf: Hadı̇ye Cangökçe
Cam, ışıkla birlikte sürekli değişen ve bulunduğu mekanla yeniden anlam kazanan bir malzeme. Koleksiyonun ilk kez Zeyrek Çinili Hamam'ın bahçesinde lanse edilmesi eserlerle mekan arasında nasıl bir ilişki kurdu?
Felekşan Onar: Cam, ışığı yalnızca yansıtan değil, onu içine alan, dönüştüren ve gün boyunca yeniden yorumlayan canlı bir malzeme. Bu yüzden eserler benim için hiçbir zaman tek başına var olmaz, bulundukları mekanla birlikte tamamlanırlar.
Zeyrek Çinili Hamam'ın bahçesi de bu koleksiyon için adeta doğal bir sahneydi. Gün boyunca değişen güneş ışığı, tarihi taş dokular ve suyun yansımaları camın farklı karakterlerini ortaya çıkardı. Aynı eser sabah bambaşka, akşamüstü ise tamamen farklı bir his uyandırıyordu.
Çalışmalarımda eser ile mekan arasında güçlü bir diyalog kurulmasına her zaman önem veriyorum. Burada da koleksiyon tarihi yapının önüne geçmeye çalışmadı, tam tersine onunla uyum içinde var oldu. Camın şeffaflığı ve ışıkla kurduğu ilişki, Zeyrek Çinili Hamam'ın yüzyıllardır taşıdığı su, ışık ve mimari hafızayla doğal bir bütünlük oluşturdu. En çok da parçaların sanki yıllardır o bahçeye aitmiş gibi hissettirmesini sevdim.
Zeyrek Çinili Hamam bugün yalnızca korunan bir tarihi yapı değil, sanat, tasarım ve farklı üretimlere alan açan yaşayan bir kültür mekanı olarak da öne çıkıyor. Bu yaklaşım nasıl şekillendi? Suyun İzinden koleksiyonu bu düşüncenin neresinde duruyor?
Koza Güreli Yazgan: Hamamın tarihini, yıkanma kültürünü ve yüzyıllar boyunca çevresinde oluşan aidiyet duygusunu bugün de anlamlı kılmak istiyoruz. Bu doğrultuda, özgün yıkanma işlevini sürdürürken sanat, tasarım ve araştırma programları aracılığıyla yapının tarihsel ve kültürel birikimini bugünün ziyaretçileriyle buluşturmayı önemsiyoruz. Müze, güncel sanat programı ve mağaza işbirlikleri de bu birikimin farklı yönlerini görünür kılıyor.
Suyun İzinden koleksiyonu ise bu yaklaşımın tasarım alanındaki karşılıklarından biri. Fy-shan Glass Studio, hamam kültürünün merkezinde yer alan suyu camın saydamlığı, ışıkla ilişkisi ve akışkanlık hissi üzerinden yorumladı. Bu nedenle koleksiyonun hamamla kurduğu ilişki, doğrudan biçimsel göndermelerden çok su, cam ve ışık arasındaki bağ üzerinden şekilleniyor.
Hamam kültürü, yalnızca mimari ya da tarihsel bir ritüel değil, suyla kurulan sakin ve yavaş bir ilişkinin de simgesi. Bu kültürel mirası çağdaş tasarım nesnelerine taşırken geçmişe sadık kalmak ile yeni bir anlatı kurmak arasında nasıl bir yaklaşım benimsediniz?
Felekşan Onar: Tasarımda ya da sanatta geçmişi bire bir yeniden üretmeye inanmıyorum. Benim ilgimi çeken, geçmişin özünü anlayıp onu bugünün diliyle yeniden yorumlamak. Zeyrek Çinili Hamam gibi yaşayan bir miras söz konusu olduğunda da aynı yaklaşımı benimsedim. Tarihe saygı duymak, onu taklit etmek değil, ruhunu bugüne taşıyabilmek demek.
Hamam kültürünün merkezinde suyla kurulan çok özel bir ilişki var. Bugünün hızlı yaşamında neredeyse unuttuğumuz yavaşlama, arınma ve durup düşünme hali yüzyıllardır bu ritüelin temelini oluşturuyor. Ben de koleksiyonu tasarlarken yalnızca hamamı temsil eden objeler üretmek istemedim, suyun insanda bıraktığı dingin hissi cam aracılığıyla görünür kılmaya çalıştım.
“
"Geçmişle bugün arasında yeni bağlar kurulabildiğinde, tarihi yapılar gerçekten yaşamaya devam ediyor."
—Koza Güreli Yazgan
Fy-shan Glass Studio'nun üretim anlayışında el işçiliği ve limitli üretim önemli bir yer tutuyor. Seri üretimin hakim olduğu günümüzde sınırlı sayıda üretilen tasarım objelerinin kullanıcıyla daha farklı bir bağ kurduğunu düşünüyor musunuz?
Felekşan Onar: Kesinlikle düşünüyorum. El işçiliğiyle üretilen bir obje yalnızca bir ürün değildir, üretim sürecini, ustalığını ve arkasındaki insan hikayesini de taşır. Her parçanın taşıdığı küçük farklılıklar benim için bir kusur değil, kimliğinin bir parçası.
Seri üretim hayatı kolaylaştırıyor ama aynı zamanda birbirine benzeyen objelerle çevrili bir dünyada yaşıyoruz. Bugün insanlar yalnızca işlevsel değil, hikayesi olan ve duygusal bağ kurabilecekleri tasarımlar da arıyor.
Fy-shan Glass Studio'da tasarladığımız her parçanın uzun yıllar yaşayacak, kuşaktan kuşağa aktarılabilecek bir obje olmasını hedefliyoruz. Cam bunun için çok özel bir malzeme, doğru bakıldığında yüzlerce yıl varlığını sürdürebiliyor.
Bu yüzden kendimi hiçbir zaman yalnızca ürün tasarlayan biri olarak görmedim. Ben hikayeler anlatıyorum, cam ise bu hikayelerin taşıyıcısı oluyor. Bir kişi o objeyi evine götürdüğünde yalnızca bir tasarım değil, o hikayenin de bir parçasını sahipleniyor. Bence gerçek bağ tam da burada kuruluyor.
Cam, kırılganlığı ve dayanıklılığı aynı anda taşıyan nadir malzemelerden biri. Uzun yıllardır bu malzemeyle çalışan bir tasarımcı olarak camın sizi hâlâ şaşırtan ya da her projede yeniden keşfetmenizi sağlayan yönü nedir?
Felekşan Onar: Camla otuz yıla yakın bir süredir çalışıyorum ve beni en çok etkileyen şey hâlâ bana sürpriz yapabiliyor olması. Camı hiçbir zaman tamamen kontrol edebileceğinize inanmıyorum. Siz ona bir yön veriyorsunuz, o da size kendi karakterini gösteriyor. Sanırım beni bu malzemeye hâlâ bu kadar bağlı tutan şey de bu.
Sanat pratiğimde beni farklı kılan bir başka yaklaşım ise tek bir tekniğe bağlı kalmak yerine camın farklı üretim tekniklerini bir araya getirmeyi sevmem. Aynı teknik farklı bir projede bambaşka bir amaca hizmet edebiliyor. Bu da bana sürekli yeni ifade alanları açıyor.
Karakter olarak da denemekten hiç korkmam. Pek çok kişi "bu olmaz" diyebilir ama ben genellikle "bir deneyelim" diyen taraftayım. İstediğim sonucu elde edemesem bile o süreçte mutlaka yeni bir şey öğreniyorum. Cam, cesur olanı ödüllendiren bir malzeme.
Belki de bu yüzden hiçbir zaman son noktaya ulaştığımı hissetmiyorum. Her proje bana camın bilmediğim başka bir yönünü gösteriyor. Hâlâ aynı merak ve heyecanla üretmeye devam etmemin en önemli nedeni de bu.
“
—Felekşan Onar
Bugün ziyaretçiler tarihi yapıları yalnızca gezmek değil, o mekanın hikayesini farklı disiplinler aracılığıyla deneyimlemek istiyor. Sanat, tasarım ve zanaat odaklı işbirliklerinin Zeyrek Çinili Hamam'ın geleceğinde nasıl bir rol oynayacağını düşünüyorsunuz? Önümüzdeki dönemde bu kültürel diyaloğu farklı üretimlerle genişletmeyi planlıyor musunuz?
Koza Güreli Yazgan: Sanat, tasarım ve zanaat alanındaki işbirliklerimizi önümüzdeki dönemde de sürdürmeyi planlıyoruz. Bu çalışmaların hamamın tarihini ve yıkanma kültürünü farklı malzemeler ve bakış açıları üzerinden ele alma imkanı sunduğunu düşünüyoruz. Mağazayı da bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak görüyoruz. Fiziksel mağazanın yanı sıra çevrimiçi mağazamızı geliştirerek, hamam kültürüne dair üretimleri Zeyrek Çinili Hamam'ın fiziksel sınırlarının ötesine taşımayı amaçlıyoruz.
Bu kültürel diyaloğu yalnızca sanat ve tasarım işbirlikleriyle değil, araştırma ve yayın faaliyetleriyle de genişletiyoruz. Yakın zamanda açtığımız Zeyrek Çinili Hamam Kitaplığı'nda Mimar Sinan, Barbaros Hayrettin Paşa, yıkanma kültürü ve çiniler gibi hamamın tarihini anlamaya katkı sağlayan başlıklarda kapsamlı bir kaynak koleksiyonu oluşturduk.
Kendi yayınlarımızı hazırlamaya da devam ediyoruz. "Barbaros'un Çinili Hamamı: Sinan'dan Bir Başyapıt" kitabının ardından, Zeyrek Çinili Hamam'da "Şiir ve Hat Sanatı" başlıklı çalışmamızı da bu yıl tamamladık. Gelecekte sanat, tasarım, zanaat, araştırma ve yayıncılığı birbirini besleyen alanlar olarak geliştirmeyi planlıyoruz.
Son yıllarda tarihi yapılarla gerçekleştirilen disiplinlerarası tasarım işbirlikleri giderek daha görünür hale geliyor. Sizce bu tür projeler, yeni tasarım objeleri üretmenin ötesinde kültürel mirasın bugünün izleyicisiyle yeniden ilişki kurmasına nasıl katkı sağlıyor?
Felekşan Onar: Bu dönüşümün gücünü bire bir deneyimledim. İlk kez 2017 yılında, Suriyeli mültecilerin yarattığı göç deneyiminden ilham alan "Perched" eserimi Bergama Müzesi'ndeki Halep Odası'nda sergiledim. Müzenin önerisiyle gerçekleşen bu yerleştirme, eserin hikayesiyle mekanın tarihsel hafızası arasında güçlü bir bağ kurdu.
Açılışta, Halep Odası'nın restorasyonu üzerinde yaklaşık yirmi beş yıl çalışan Alman restoratör yanıma gelip hiç unutamadığım bir cümle söyledi: "İnsanların bu odaya, senin cam kuşlarınla birlikte baktıkları kadar dikkatle baktıklarını ilk kez görüyorum." O an şunu fark ettim: Doğru kurgulandığında güncel sanat, tarihi yapının önüne geçmiyor, tam tersine insanların ona yeniden bakmasını sağlıyor.
Bu deneyim daha sonra Dresden'deki Şam Odası'na ve Doha'daki sergilere de taşındı. Farklı coğrafyalarda benzer bir diyaloğun kurulabildiğini görmek, bu yaklaşımın evrenselliğini gösterdi.
Bu nedenle güncel sanat ile kültürel mirasın buluşmasını çok önemsiyorum. Ancak bunun başarısı büyük ölçüde doğru kürasyona bağlı. Geçmiş ile bugünü birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki katman olarak ele alan bir yaklaşım benimsendiğinde ortaya yalnızca yeni tasarım objeleri çıkmıyor, insanlar kültürel mirasla yeniden bağ kuruyor ve onu yaşayan bir deneyim olarak keşfediyor.