Modern Kent Yaşamında Kedilerle Kurulan Bağ
Dünya genelinde evcil kedi sayısının 650 milyona ulaşarak köpekleri geride bırakması tesadüf değil. Türkiye’de ise yaklaşık 10 milyon kedinin insanlarla birlikte yaşaması, bu bağın yalnızca duygusal değil toplumsal ve sağlık temelli bir karşılığı olduğunu da ortaya koyuyor.
DAMLA DURAK 19 Şubat 2026
Gucci

Şehir hayatı hızlanırken evlerimiz küçülüyor, takvimler doluyor, temas azalıyor. Günün sonunda kapıyı kapattığımızda ise çoğu zaman bizi sessizlik karşılıyor. Belki de tam bu nedenle, son yıllarda pek çok evde bir çift meraklı göz ve huzurlu bir mırıltı var. Kediler modern yaşamın karmaşası içinde gösterişten uzak ama derin bir eşlik sunuyor. Dünya genelinde artan kedi sahipliği yalnızca bir tercih değişikliğine işaret etmiyor, değişen yaşam alışkanlıklarını, yalnızlıkla kurduğumuz ilişkiyi ve “ev” kavramına yüklediğimiz anlamı da görünür kılıyor. Uzmanlara göre bu artış geçici bir eğilim değil, kentleşen dünyada insanların daha sade, daha dengeli ve daha uyumlu bir birlikte yaşama arayışının doğal bir sonucu. 17 Şubat Dünya Kediler Günü vesilesiyle kedili evlerdeki artışı değerlendiren Dr. Burcu Çevreli, modern yaşamın ruh halini ve kedilerin bu denklemdeki yerini şu sözlerle özetliyor: “Araştırmalar, kedi sahibi olmanın stres ve kaygıyı azaltabildiğini, yalnızlık hissini hafiflettiğini ve genel yaşam doyumunu artırabildiğini gösteriyor. Daha küçük evler, daha yoğun iş hayatları ve daha sınırlı sosyal temasın olduğu bir dünyada kediler, sessiz ama güçlü varlıklarıyla modern insanın hayatında kalıcı bir yer edinmeye devam edecek. Belki de bu yüzden, modern dünyanın karmaşası içinde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey koltuğun ucunda sessizce bekleyen o yumuşak denge noktası.”

Miu Miu

Kediler ve Ruh Sağlığı Arasındaki İlişki


Bilimsel çalışmalar, kedilerle kurulan temasın beyinde dopamin ve serotonin salgısını artırarak stres seviyesini düşürdüğünü, sakinlik ve mutluluk hissini güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Uzun soluklu epidemiyolojik araştırmalar ise kedi sahiplerinin, kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Kan basıncının dengelenmesi, stres hormonlarının azalması ve bağışıklık sistemini destekleyen biyokimyasal süreçler bu ilişkinin fizyolojik boyutunu oluşturuyor. Psikolojik açıdan bakıldığında ise kedi sahipliğinin kaygı ve depresyonla mücadelede destekleyici bir rol üstlendiği vurgulanıyor. Araştırmalar, hayvan sahiplerinin daha yüksek benlik saygısına, daha olumlu bir öz-algıya ve daha düşük yalnızlık düzeyine sahip olduğunu gösteriyor. Özellikle yalnız yaşayan bireylerde, gençlerde ve ileri yaş gruplarında kedilerle kurulan bağın güçlü bir “amaç duygusu” yarattığı ve sosyal izolasyonu belirgin biçimde azalttığı belirtiliyor. Bu tabloyu destekleyen verilerden biri de Human Animal Bond Research Institute (HABRI) tarafından yürütülen araştırmalar. Kurumun paylaştığı anket sonuçlarına göre, aile hekimlerinin yüzde 87’si evcil hayvanların hastalarının ruh hali üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade ediyor. Uzmanlar, kedilerle kurulan bu güçlü bağın sürdürülebilirliğinin ancak sorumlu hayvan sahipliği anlayışıyla mümkün olduğunun altını çiziyor. Doğru ve yaşa özel beslenme, düzenli veteriner hekim kontrolleri, fiziksel ve zihinsel ihtiyaçların karşılanması, güvenli yaşam alanlarının oluşturulması ve yaşam boyu bakım sorumluluğu bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer alıyor. Bu noktada, sorumlu sahipliğin yalnızca bireysel bir hassasiyet değil bilimsel, etik ve sistematik bir süreç yönetimi gerektirdiği de vurgulanıyor.

SON HABERLER