İş Dünyasında Performans Kaygısının Yeni Adı: Ütopya Sendromu

İş hayatında başarı çoğu zaman hız, üretkenlik ve doğru zamanda doğru kararı verebilme becerisiyle ölçülüyor. Ancak bazı profesyoneller için en büyük engel yoğun ajandalar ya da rekabet değil, zihnin kurduğu görünmez bir beklenti: kusursuzluk.

Damla Durak DAMLA DURAK 18 Şubat 2026
İş Dünyasında Performans Kaygısının Yeni Adı: Ütopya Sendromu Jimmy Choo

Takviminiz dolu, teslim tarihleri net, yapılacaklar listesi uzun… Ama siz hâlâ “biraz daha iyi olabilir” düşüncesiyle dosyayı kapatıp yeniden açıyorsanız, mesele zaman yönetimi olmayabilir. Modern iş dünyasında pek çok profesyonel, başarıyı hız ve verimlilikle ölçerken iç dünyasında kusursuzluk baskısıyla mücadele ediyor. Çünkü bazen en büyük gecikme dış koşullardan değil, zihnin “henüz hazır değil” fısıltısından kaynaklanıyor. İdeal anı, mükemmel şartları, hatasız sonucu beklemek kulağa disiplinli ve iddialı geliyor. Oysa bu bekleyiş uzadıkça üretim yavaşlıyor, özgüven aşınıyor ve kişi kendi potansiyelinin önünde görünmez bir duvar örmeye başlıyor. Psikoloji literatüründe giderek daha fazla konuşulan ve “ütopya sendromu” olarak anılan bu eğilim, özellikle yüksek sorumluluk taşıyan, hedef odaklı çalışanlarda sessiz ama etkili bir fren mekanizmasına dönüşebiliyor. Peki kusursuzluk gerçekten başarıyı mı getiriyor, yoksa bizi yerimizde mi tutuyor?

Nude Project


Uzman Bakış Açısı
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Sema Bayçın, ütopya sendromunun özellikle yüksek sorumluluk gerektiren pozisyonlarda çalışan kişilerde daha belirgin hale gelebildiğini söylüyor. Bayçın’a göre bu sendrom, karar alma ve üretim süreçlerini doğrudan etkileyen psikolojik bir tutum: “Ütopya sendromu, mükemmel şartları beklerken ilerlemeyi durduran bir düşünce biçimidir. Kişi yaptığı işin hatasız olması gerektiğine o kadar odaklanır ki süreci başlatmak ya da tamamlamak zorlaşabilir.” Dışarıdan bakıldığında disiplinli ve titiz görünen bu yaklaşım, içeride yoğun bir baskı yaratıyor. “Daha iyisi mümkün” düşüncesi zamanla hiçbir aşamayı yeterli bulamamaya dönüşüyor. Sonuçta projeler ilerlemek yerine bekliyor, kişi ise zihinsel olarak yıpranıyor. Başarı arzusu ya da yüksek hedefler tek başına sorun değil. Ancak Dr. Bayçın, asıl yükün hedeflerde değil, hata yapmaya karşı geliştirilen tahammülsüzlükte olduğunu vurguluyor: “Hata yapma korkusu büyüdükçe risk alma isteği azalır. Toplantılarda fikir belirtmemek, işleri teslim etmeyi geciktirmek ya da sürekli revizyon yapmak bu döngünün parçaları haline gelebilir. Kişi hareket etmeyi değil, kusursuz anı beklemeyi seçer.”

Çözüm: Kusursuzluğu Yeniden Tanımlamak
Uzmanlara göre çözüm, kusursuzluğu tamamen terk etmek değil onu daha gerçekçi bir çerçeveye oturtmak. “İlerleme kusursuzluktan değil sürdürülebilir adımlardan doğar” diyen Dr. Bayçın, her işin gelişime açık olduğunu kabul etmenin kişinin hareket alanını genişlettiğine dikkat çekiyor. Küçük ama devamlı adımlar psikolojik dayanıklılığı artırıyor. “Yeterince iyi” kavramını benimsemek üretkenliği düşürmüyor, aksine onu sürdürülebilir kılıyor. İş hayatında başarı çoğu zaman kusursuz sonuçlardan değil, süreklilikten geliyor. İnsan zihni hata yaparak öğreniyor ve gelişiyor. İdeal anı beklemek ilerlemeyi yavaşlatırken mevcut koşullarla adım atabilmek hem üretkenliği hem de ruh sağlığını koruyor. Kusursuzluğu kovalamak yerine ilerlemeyi seçmek ise modern iş dünyasında belki de en gerçekçi strateji olarak öne çıkıyor.


SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Şubat Sayısı Çıktı!

ELLE Şubat Sayısı Çıktı!

Kapağında Charlotte Casiraghi’yi ağırladığımız ELLE Türkiye Şubat sayısı; düşünceyle stilin, sadelikle gücün kesiştiği bir bakış açısı sunuyor.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.