Çarpıcı bir veriyle giriş yapalım: İşgücü analitiği platformu Insightful’un yayımladığı “Odak Zamanı Araştırması”, çalışanların yüzde 80’inin bir saat boyunca bile tam odakla çalışamadığını ortaya koyuyor. Odaklanma artık doğal bir akış değil, korunması gereken kırılgan bir alan haline geldi. Sonuç ise tanıdık: uzayan mesai saatleri, bitmeyen yapılacaklar listeleri ve “yeterince ilerleyemedim” hissi. Verimlilik baskısının giderek arttığı bu dönemde, daha fazla iletişimin daha iyi sonuçlar doğuracağına dair inanç sorgulanıyor. Çünkü sorun çalışmamak değil, kesintisiz çalışamamak. Ve bu durum, çalışan deneyiminden karar alma süreçlerine, yaratıcılıktan iş kalitesine kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor. Tam da bu noktada odak kaybı bireysel bir disiplin meselesi olmaktan çıkıyor ve iş dünyasının en görünmez ama en yaygın sorunlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Launchmetrics Spotlight
Sorun Sürekli Bölünmek
Insightful raporuna göre her e-posta bildirimi, anlık mesaj ya da toplantı daveti odağın yeniden kurulmasını gerektiriyor. Bu durum yalnızca üretkenliği değil karar alma becerisini, yaratıcılığı ve işten alınan tatmini de doğrudan etkiliyor. Microsoft’un yayımladığı “Çalışma Trendleri Endeksi” de benzer bir tabloya işaret ediyor. Araştırmaya göre ortalama bir çalışan mesai saatleri içinde her iki dakikada bir toplantı, e-posta ya da mesajla bölünüyor. Bu da günde yaklaşık 275 ayrı kesinti anlamına geliyor. Üstelik toplantıların yüzde 60’ı plansız gerçekleşirken mesai saatleri dışındaki mesajlaşmalar bir önceki yıla göre yüzde 15 artmış durumda. Akşam 20.00 sonrasında yapılan toplantılarda ise yüzde 16’lık bir yükseliş dikkat çekiyor. Bu yoğun tempo içinde çalışanların yüzde 80’i işlerini yapmak için yeterli zaman veya enerjiye sahip olmadığını belirtirken yöneticilerin yüzde 52’si iş günlerini “kaotik ve bölünmüş” olarak tanımlıyor.
Bireysel Değil, Kurumsal Mesele
İnsan kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Consulting kurucu ortağı Jilda Bal, odak süresindeki bu düşüşün şirketler için ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını vurguluyor. Bal, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: “Verimliliği daha fazla toplantı ve daha yoğun iletişimle artırmaya çalışmak çoğu zaman ters etki yaratıyor. Asıl farkı yaratan, odaklı çalışmayı destekleyen iş tasarımları ve net önceliklendirme yaklaşımlarıdır. Gün içinde derin düşünme ve odak gerektiren işler için ayrılan zaman daralırken iş günü uzuyor ancak iş kalitesi aynı hızda artmıyor. Bu da zihinsel yorgunluğun ve tükenmişlik riskinin neden kalıcı hale geldiğini açıkça gösteriyor.” Bal’a göre odaklanmayı yalnızca çalışanlardan bireysel bir beceri olarak beklemek artık yeterli değil. “Kesintileri azaltan organizasyonel alışkanlıklar yeni dönemin en güçlü rekabet avantajlarından biri haline geliyor. Kurumların, çalışanlarını bilinçli şekilde desteklemesi gerekiyor” diyerek şirketlere de net bir çağrıda bulunuyor.