Resimlerinizde figürler hiçbir zaman kendilerini bütünüyle ele vermiyor. Bu yaklaşım üretim sürecinizde nasıl şekilleniyor? Çalışırken neyi görünür kılacağınıza, neyi dışarıda bırakacağınıza nasıl karar veriyorsunuz? “Burada durmalıyım” dediğiniz an sizin için ne ifade ediyor?
Resimlerinize dışarıdan bakıldığında oldukça kontrollü bir üretim süreci varmış gibi görünüyor. Peki atölyede işler gerçekten böyle mi ilerliyor? Yoksa bazen resim sizi planlamadığınız bir yöne de götürüyor mu?
Üretim sürecinde elimden geldiğince kontrollü ilerlemeye çalışıyorum. Bu nedenle çok sayıda eskiz yapıyor, resmin yapısını önceden kuruyorum. Ancak tuval üzerinde çalışmaya başladığımda, resmin kendi akışı içinde değişen ve beni başlangıçta planlamadığım bir yöne götüren noktalar da ortaya çıkabiliyor. Aynı anda birden fazla düşünceyi ve duyguyu bir araya getirmeyi sevdiğim için, bütün bu unsurlar arasındaki uyum ve akış benim için önemli. Sergide de temel meseleyi iki farklı dönem ve farklı figürler üzerinden ele alıyorum. Kontrol, bu parçaları bir arada tutmamı sağlıyor fakat resmin dönüşmesine de alan bırakıyorum.
Moda tasarımı da resim de bedenle ilişki kuran iki farklı disiplin. Sizce bu iki alan birbirini nasıl besliyor? Moda eğitiminizin resim yapma biçiminizi etkilediğini düşünüyor musunuz?
Her iki alanda da form ararken, zamanla ürettiğim şeylerin kimliğini buldum. Sanırım bu iki disiplin arasındaki en güçlü bağ benim için burada kuruluyor. Hem moda hem de resim, yaşayan ve sürekli değişen yüzeylerle ilişki kuruyor. İkisi de görmeye, düşünmeye ve gördüğümüzü yeniden sorgulamaya açık, sınırları kolayca tükenmeyen alanlar. Ne anlatmak istediğinizi bildiğinizde, her iki disiplin de üretiminizi düşündüğünüzden çok daha fazla besleyebiliyor. Yine de moda eğitiminin resim yapma biçimimi doğrudan belirlediğini söyleyemem. Çünkü resim, kendimi bildim bileli hayatımda. Moda ise beden, form ve yüzey üzerine düşünme biçimime başka bir bakış kazandırdı.
Geriye dönüp baktığınızda, bugüne kadar ürettiğiniz işleri birbirine bağlayan ortak bir mesele olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa her yeni seriyle birlikte peşine düştüğünüz soru da değişiyor mu?
Evet, bugüne kadar ürettiğim işlerin birbirine bağlı bir arayışın parçaları olduğunu düşünüyorum. İnsanın hiç sona ermeyen dönüşümü; yaşadıklarının ve duygularının zihninde, bedeninde bıraktığı izler, peşinden gitmeye devam ettiğim temel meseleler arasında. Her yeni seride bu arayışa farklı bir açıdan yaklaşıyorum. Sorunun özü bütünüyle değişmiyor; fakat ona yeni konular, yeni figürler ve farklı anlatım biçimleri ekleniyor.
Kendi görsel dilinizi bulduğunuzu hissediyor musunuz, yoksa bunun hâlâ devam eden bir arayış olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Bazı yönleriyle kendi görsel dilimi bulduğumu hissediyorum. Ancak bu dil hâlâ değişiyor, gelişiyor ve yeni biçimler kazanıyor. Benim için üretmenin en heyecan verici tarafı da bu: Bulduğumu düşündüğüm bir şeyin içinde yeniden aramaya devam etmek
Maskeler tarih boyunca kimi zaman saklanmanın, kimi zaman korunmanın, kimi zaman da kimlik kurmanın bir aracı olarak karşımıza çıktı. Sizin çalışmalarınızda bu imge nasıl ortaya çıktı? Zaman içinde maskenin üretiminizde üstlendiği rol değişti mi?
Resmettiğim maskeler zamanla yalnızca yüzü değil, bilinci de örten yapılara dönüşmeye başladı. Figürler ise bu örtünün altında kaybolmak yerine kendi yaratıcı kimliklerini korumaya, hatta ondan kaçmaya çalışan karakterleri temsil ediyor. Resimlerimde boşluk her zaman önemli bir yere sahipti. Anlatmak istediğim meseleleri yalnızca figürün çevresindeki boşlukta değil, doğrudan bedenin üzerinde de görünür kılmak istediğimde maskeler üretimime dahil oldu. Şimdilik maskenin anlattığım hikayedeki temel rolü değişmedi. Ancak farklı biçimlere bürünerek ve yeni anlatımların içinde başka anlamlar kazanarak karşıma çıkmaya devam edeceğini düşünüyorum.