XVIII. Yüzyıl Hiç Bitmedi
Versailles hiçbir zaman gerçekten yok olmadı, yalnızca biçim değiştirdi. Bugün onu bazen bir Chanel couture silüetinde, bazen Sofia Coppola’nın pastel evreninde, bazen bir drag performansında ya da TikTok’un “coquette” estetiğinde görüyoruz.
HAKAN BAHAR 09 Haziran 2026

Fotoğraflar: Hakan Bahar


XVIII. yüzyıl geri dönmüyor çünkü aslında hiç gitmedi. Palais Galliera’da açılan "Fashion in the 18th Century. A Fantasized Legacy" sergisi tam da bu fikrin peşinden gidiyor. Ancak sergi XVIII. yüzyılı tarihsel bir dönem olarak anlatmaktan çok onun nasıl bir fanteziye dönüştüğünü inceliyor. Mesele artık Marie-Antoinette’in gerçekten nasıl giyindiği değil, onun sonraki kuşaklar tarafından nasıl hayal edildiği.

Galliera’nın pembe salonunda, John Galliano’nun Christian Dior için tasarladığı su yeşili tül elbise önünde duraksıyorum. François Boucher’den ilham alarak yaratılan bu ensemble, 2007-2008 Haute Couture koleksiyonuna ait. XVIII. yüzyıl burada bitmemiş, sadece yeniden doğmuş. Sergi boyunca XVIII. yüzyıl, couture, sinema, editorial moda, pop kültür ve kuir estetik arasında dolaşan yaşayan bir görsel hafıza gibi karşımıza çıkıyor. Salonlarda ilerledikçe moda tarihinin doğrusal ilerlemediğini hissediyorsunuz; silüetler hayaletler gibi geri dönüyor. Geniş panier’ler, balinalı korseler, Lyon ipekleri, robe à la française’in sırt boyunca düşen Watteau pileleri ve abartılı saç mimarileri yalnızca dekoratif bir ihtişamı temsil etmiyor. Serginin asıl ilgilendiği şey bedenin nasıl sahnelendiği. XVIII. yüzyıl yalnızca yeni kıyafetler yaratmadı, yeni bir beden fikri yarattı. Duruş, yürüyüş, omzun açıklığı, belin kırıldığı nokta, hatta bakışın yönü bile sosyal bir koreografinin parçasıydı.

Serginin en etkileyici parçalarından biri Marie-Antoinette’e ait korse. 1997’de bir modacının hesap defterinin sayfaları arasında bulunan bu parça, yüz on yıl boyunca orada sessizce beklemiş. Son derece kırılgan olduğu için nadiren gösterilen korse burada yalnızca tarihi bir obje gibi durmuyor, görünüş ile disiplin, hafıza ile beden arasındaki ilişkiyi hatırlatan bir iz gibi çalışıyor. Korse hiçbir zaman yalnızca estetik değildi. Aynı zamanda bir beden politikasıydı. Ve belki de XVIII. yüzyıl bugün hâlâ bu kadar güçlü çünkü çağdaş moda da hâlâ beden üzerinden kimlik kurmaya devam ediyor.

Kırmızı duvarlı salonlarda ise başka bir an: P.A.J. Dagnan-Bouveret’nin 1883 tarihli Le Duo tablosu. Bir piyano başında oturan kadın, XVIII. yüzyıl kıyafeti giyiyor — ama yıl 1883. XIX. yüzyılın sonunda yaşayan biri, yüz yıl öncesini hayal ediyor. Sergi tam bu noktada tarihi referansı çağdaş bir alana taşıyor. Chanel, Dior, Vivienne Westwood, Christian Lacroix, Louis Vuitton ve Dries Van Noten — bu isimler burada bir müzeyi ziyarete gelmemiş. Onlar da o dili konuşuyor. Aynı mekanda, aynı ışık altında, tarihi silüetlerle yan yana dururken fark ediyorsunuz: camp, kitsch, kuir performans ve teatral yapaylık, aristokrat zarafetin karşısında değil — onun içinden çıkıyor.

Kataloğun son cümlesi her şeyi söylüyor: un passé qui n’en finit plus — kapanmayan bir geçmiş. Serginin en güçlü tarafı belki tam olarak bu: XVIII. yüzyılı “tozlu bir geçmiş” olmaktan çıkarıp bugünün hâlâ kullandığı bir arzu diline dönüştürmesi. Çünkü XVIII. yüzyıl artık yalnızca bir dönem değil bir görsel kod, bir nostalji biçimi, sürekli yeniden üretilen bir fantezi alanı. Sergiden çıkınca insanın aklında tek bir düşünce kalıyor: Moda geçmişi korumaz. Onu yeniden hayal eder. Bazen de yeniden giyer.

SON HABERLER