Röportaj: Ünal Baş
Fotoğraflar: Anna Laudel’in İzniyle Hadiye Cangökçe
Belkıs Balpınar’ın işleri ilk bakışta bir dokuma yüzey gibi görünse de asıl derinlik ipliklerin arasında bırakılan boşluklarda ortaya çıkıyor. Geleneksel kilimlerdeki düzlemsel yapıyı kırmak için yıllardır “dokumama” tekniğiyle çalışan sanatçı, yüzeyde bıraktığı boşlukları arkaya düşen gölgelerle birlikte yeni bir boyuta dönüştürüyor. Onun pratiğinde dokuma yalnızca geleneksel bir zanaat değil, zaman, uzam, hareket ve devinim üzerine düşünmenin bir yolu. Einstein’ın görelilik kuramından kuantum fiziğine kadar uzanan merakı, makro ve mikro evrenlerdeki hareket fikrini yüzeye taşırken, Anadolu dokuma geleneğiyle kurduğu ilişki de nostaljik değil, dönüştürücü bir yerden şekilleniyor. Balpınar yıllardır tekrar eden desenlerin içindeki “değişmezliği” bozarak dokumanın hâlâ yeni bir düşünce alanı açabileceğini gösteriyor. Belkıs Balpınar ile boşluk, gölge, hareket ve dokumanın hâlâ nasıl yeni bir düşünce alanı açabildiği üzerine konuştuk.
Güneş ve Kara Delik, 2024
Son yıllarda tekstil sanatı çağdaş sanat dünyasında yeniden görünür hale geldi. Siz ise bu dili çok daha önce deneysel bir yere taşımıştınız. Bugün dokumanın yeniden keşfedilmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Çağdaş tasarımlar daha çok halı olarak üretiliyor çünkü her türlü desenin uyarlanmasına çok uygun. Halı desenlerini milimetrik kareli kağıda geçirdikten sonra dokuyuculara verilirse her renkli kare bir düğüm olarak dokunarak her türlü desen uygulanabilir. Herhangi bir deseni bir kilim dokuyucusuna verip sonuç almak kolay değildir. Buna rağmen pek çok ülkede duvarlarda tekstil sergilenmesi yaygın iken ülkemizde tekstil “dokuma” teknikleri çağdaş sanat olarak ancak son yıllarda sanatçılar tarafından kullanılmaya başladı. Yüzyıllar içinde gelenekselleşmiş kilim dokumasını hem desen hem de teknik olarak zorlayıp geliştirmek biz sanatçıların amacı olabilir.
Yıllar geçmesine rağmen sizi hâlâ yeni bir yüzey aramaya götüren şey nedir?
Dünya çok karmaşık. Milyarlarca galaksi ve onların içindeki milyarlarca yıldız olan evrende ise bizim zaman algılamamıza göre bir düzenlilik görülüyor. Pek çok sanatçı dünya üzerindeki bu kaosun içinden bir şeyleri yansıtmaya çalışıyor. Ben ise bizim zaman anlayışımıza göre daha düzenli görünen makro evrendeki galaksi ve gezegenlerin ya da mikro evrendeki parçacıkların devinimlerinin oluşturduğu uzamları ima eden görüntüleri yakalamaya ve bunu “dokumanın olanakları içinde” göstermeye çalışıyorum.
Ben sizin işlerinize bakarken en çok o boşluklarda kalıyorum sanırım. Dokunmamış gibi duran yerlerde. Sizin için o boşlukların karşılığı nedir?
Geleneksel kilim motifleri düz bir yüzey üzerinde yayılır, derinlik bulunmaz. Ben ise bunu kırmak ve bir derinlik katabilmek için “dokumama” tekniğini kullandım. Dokunmamış alanlar bırakarak desenlerimle uzamda yaratmaya çalıştığım derinliği, iplerin arkasına düşen gölgelerle artırmaya çalışıyorum.
İşlerinizde dokumanın hafızası hissediliyor ama hiçbir zaman nostaljik bir yere gitmiyor. Sanki geçmişi olduğu gibi taşımak yerine dönüştürüyor. Siz gelenekle nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Benim çalışmalarımın geleneksel Anadolu kilimleri ile dokuma tekniği dışında bir benzerliği yoktur. Geleneksel dokuma tekniklerini kullanıp değiştirerek kendi düşüncelerimi yansıtmaya çalışıyorum. İlerlemiş yaşıma rağmen yıllardır tasarımlarımı bilgisayarda hazırlıyorum.
Güneş Işınları, 2024
İşlerinizde zaman, hareket ve evren hissi sürekli var. Bilimsel düşünce üretim pratiğinizde nasıl bir yere sahip?
Einstein’ın boyutları ifade edişi beni çok etkilemiştir. Onun görelilik kuramından esinlendiğimi kabul etmem gerekir. Zaman, uzam ve hızı bir düzlem üzerinde ifade edebilmiş olması, beni iki boyutlu düzlemde üç boyutlu görüntüler çizmeye yönlendirdi. Dokunmamış bölümler bırakıp arkaya düşen gölgeler ile fazladan bir boyut daha eklemeye çalışıyorum. Mikro ve makro evrenlere olan merakım dolayısıyla kuantum fiziği ve uzayla ilgili yayınları takip etmeye çalışıyorum. Okuduklarım işlerime, işlerim de okuduğum yayınlara etki etti ve ediyor.
Ekrana bakarak yaşayan bir çağdayız ama insan yine de dokunmak istiyor galiba. Sizin işlerinize bakınca bunu çok hissediyorum. O fiziksel yüzey hâlâ neden bu kadar güçlü sizce?
21. yüzyılda yaşayan biri olarak yayınlardan, medyadan ve bilgisayar tutkunu biri olarak da dünyada olanları takip edebilen “global bir varlık olarak” görüntü ve bilgilerin saldırıları altındayım. Bütün bu etkilerden kendime ait özgün düşünceleri kilim dokusu ile ifade etmeye çalışıyorum.
Bir yandan üretirken bir yandan da yıllarca eserlerle, arşivlerle, koleksiyonlarla iç içe oldunuz. O bakış sanatınıza nasıl yansıdı?
Uzun yıllar müze görevlisi olarak çalışmış olmak ve araştırmacı olarak Anadolu’da köy köy dolaşarak geleneksel kilimler üzerinde araştırmalar yapmış biri olarak bu birikim çalışmalarımı da etkiledi. 1986 yılında başladığımda öğrenciler gibi daha çok geleneksel kilim motiflerini çekiştirip çarpıtarak desenler yapıyordum. Desen tasarımlarımı kağıt üzerine kalem ve fırça ile hazırlıyordum, daha sonra ben de bilgisayara geçtim, şimdi çok az kalem kağıt kullanıyorum. İlerleyen yıllarda dokumanın teknik sınırlarını zorlayarak bu kilim motiflerindeki süregelen “değişmezliği” değiştirip kendi desenlerimi tasarlamaya başladım. Yeni nesil bilgisayar tutkunu gençler gibi ben de neredeyse kalem kağıt kullanmayı unuttum.
Genç sanatçıların malzemeye yaklaşımında sizi şaşırtan ya da umutlandıran şeyler görüyor musunuz?
Bugün genç sanatçılar akla gelebilen her türlü malzemeyi kullanarak çok çeşitli teknikler uyguluyorlar. Bilinen tekniklerle yetinmeyip sınırları zorlamaları ve kendi yollarında gitmeleri çok etkileyici.
*Bu içerik ELLE Türkiye Temmuz sayısından alınmıştır.