Yeni Nesil Sofralar: Sadelik, Doku ve Samimiyetin Yükselişi

2026 sofra trendlerinde yükselen "sofistike sadelik" kavramını ve kusursuzluğun yerini karakterli dokulara bıraktığı yeni nesil ağırlama sanatını On The Table’ın yaratıcısı Gökçe Kurtoğlu Sunal ile mercek altına alıyoruz.
BUSE SARAY 30 Mart 2026

2026’da evde ağırlama kültürü "yavaş anlara" ve samimiyete evriliyor. Kusursuzluk yerini karaktere, gösteriş ise yerini samimiyete bırakıyor. Lüks, artık yüksek sesle konuşan detaylarda değil sessiz, kaliteli ve hikayesi olan dokularda hayat buluyor. Dijital dünyanın hızla tükettiği estetik algısı, evlerimizde "yavaşlama" ihtiyacıyla çarpışırken sofra, sadece yemek yenen bir alan olmaktan çıkıp kişisel bir kürasyon alanına evriliyor. Bu dönüşümün merkezindeki isimlerden biri olan reklamcı ve On The Table kurucusu Gökçe Kurtoğlu Sunal, bir markayı konumlandırmakla bir sofrayı kurmak arasındaki o ince, stratejik bağı en yalın haliyle çözümlüyor.

Bodrum’un ışığını keten dokulara yansıtan, "sezonsuzluk" mottosuyla hızlı tüketime meydan okuyan Sunal ile 2026’nın yükselen sofra trendlerini, yeni nesil ağırlama sanatını ve gastronomideki deneyim tasarımını konuştuk.

On The Table kurucusu Gökçe Kurtoğlu Sunal

On The Table'ı kurarken sofrayı yalnızca yemek yenilen bir alan değil, bir yaşam sahnesi olarak ele alma fikri nasıl doğdu? İletişim ve marka deneyiminizi estetik odaklı bir yaşam stili markasına dönüştürme sürecinizi anlatır mısınız?


Reklamcılık dünyasında bir yandan markaların iletişim ihtiyaçlarını çözerken bir yandan da onların insanlarla kurduğu bağı inşa ediyorsunuz. On The Table'ı kurarken aklımdan geçen şey "bir masa tekstili markasından fazlası olmak"tı. Bu ürünler yalnızca sofranın bir unsuru olmamalıydı; marka kendi yaşam stili çizgisini oluşturmalıydı.

Ne şanslıyım ki Bodrum'un ruhu tam da bu alana hizmet eden bir marka kurmamı sağladı. İletişim dünyasındaki hikaye anlatımı pratiğimi bu kez dokular, renkler ve sofralar üzerinden kurmaya başladım. Böylece On The Table, estetik bir marka olmanın ötesine geçerek yaşanan anlara eşlik eden bir yaşam stili anlatısına dönüştü.

Bir markayı konumlandırmak ile bir sofrayı kurmak arasındaki görünmez benzerlikleri sizin perspektifinizden dinleyebilir miyiz?
Aslında bir marka konumlandırmak ile bir sofra kurmak arasında güçlü bir paralellik var: Her ikisi de bir paylaşım platformu yaratma sanatı. Marka iletişiminde hedef kitleye seslenebileceğiniz bir dil ve alan kuruyorsunuz; bir sofrada ise misafirlerinize seslenen fiziksel bir platform yaratıyorsunuz.

Bir sofrada seçilen tabak, kumaşın dokusu, renklerin dengesi… Hepsi bir araya gelerek bir atmosfer oluşturuyor. Tıpkı bir markanın tonu, görsel dili ve mesajları gibi. Her iki durumda da amaç, karşı tarafta kalıcı bir his bırakmak.



"Moda dünyasında da olduğu gibi gösterişli ama ruhsuz kurgular yerine daha samimi ama düşünülmüş sofralar öne çıkıyor."


Bodrum'un yalın zarafeti ve Ege'nin doğal estetiği koleksiyonlara nasıl yansıyor? Malzeme, doku ve renk seçimlerinde doğal unsurları çağdaş bir tasarım diliyle buluştururken hangi kriterleri önceliklendiriyorsunuz?
Bodrum'un yalınlığı, On The Table için en büyük ilham kaynağı. Ege'nin ışığı, dokusu ve renk paleti koleksiyonlara doğrudan yansıyor. Malzeme seçiminde farklılık ve zamansızlık temel kriterler. Keten ve pamuk gibi nefes alan, zamanla güzelleşen kumaşları tercih ediyoruz. Bunun yanında, masa tekstilinde alışılmışın dışında, işçiliği daha zor kumaşlarla çalışmayı özellikle seviyoruz. Renklerde doğadan gelen tonlar (kırık beyazlar, toprak tonları, soluk maviler…) ön planda. Ancak bu doğallığı çağdaş bir çizgiyle buluşturmak da önemli; fazla rustik ya da fazla steril olmayan, dengeli bir estetik hedefliyoruz.

Çok yakında lanse edeceğimiz yeni nakış koleksiyonumuzda da Ege'nin görsel öğelerini sofralara taşımayı hedefliyoruz.

2026'da evde ağırlama, klasik bir davetin ötesine geçerek kürasyon odaklı bir deneyime dönüşüyor. Yeni sezonda öne çıkan sofra trendlerinde "sofistike sadelik" nasıl tanımlanıyor? Gösterişten uzak ama etkisi güçlü masalar mı yükselişte?
Kesinlikle. Pandemiyle başlayan "evde buluşalım" yaklaşımı, ekonomik konjonktürle birlikte artık daha kalıcı bir davranışa dönüştü. Bu doğrultuda, moda dünyasında da olduğu gibi, gösterişli ama ruhsuz kurgular yerine daha samimi ama düşünülmüş sofralar öne çıkıyor. "Sofistike sadelik" tam olarak burada devreye giriyor. Bu yaklaşımda az ama doğru parçalar kullanılıyor. Fazlalık yok ama her detayın bir anlamı var. Tek bir güçlü tekstil, sade bir seramik ve doğal bir çiçek aranjmanı… Ayrıca el yapımı ürünler hiç olmadığı kadar yükselişte. Kusurlu seramikler, doğal ahşaplar, el dikimi tekstiller… Sofralarda artık karakter aranıyor.

2026'da sofra trendleri ve evde ağırlama kültüründe öne çıkmasını beklediğiniz temel noktalar neler?
2026'da evde ağırlama kültüründe daha kişisel, daha deneyim odaklı ve daha yavaş anlara doğru bir dönüş var. Katmanlı ama sade sofralar, doğal ve sürdürülebilir materyaller öne çıkıyor. Kusursuzluk algısı ise yerini samimiyete bırakıyor. Hafif asimetriler, elde yapılmış hissi, küçük kusurlar… Bunlar artık kusur değil, karakter.

On The Table'ın sezondan bağımsız, uzun ömürlü, katmanlanabilir ürün yaklaşımı, kullanıcıların sofrayla kurduğu deneyimi nasıl etkiliyor?
Bizim için ürünler tek başına değil, birlikte anlam kazanıyor. Katmanlanabilirlik bu yüzden önemli; kullanıcıya kendi hikayesini kurma alanı tanıyor. Sezonsuzluk ise özgürlük demek. Bir ürünün belirli bir döneme ait olmaması, onu farklı zamanlarda ve kombinasyonlarla yeniden kullanabilmeyi sağlıyor. Kumaş kalitesi ve modellerin sadeliği sayesinde birbirleriyle kolay eşleşebilen, yaz-kış kullanılabilen ve yıllarca değerini koruyan ürünler üretmeyi hedefliyoruz.

Zamansız tasarım anlayışınız aynı zamanda sürdürülebilir bir stil yaklaşımı sunuyor. Hızlı tüketim çağında bir sofranın zamansız kalabilmesi için ürünleriniz hangi kriterlerden geçiyor?
Zamansızlık bizim için yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda bir sorumluluk.
Trend odaklı değil, kumaş ve karakter odaklı tasarımlar yapıyoruz. Yüksek kaliteli, dayanıklı materyaller kullanıyoruz. Renk paletimizi ise farklı stillerle uyumlanabilecek, mevsimler arası geçiş yapabilecek şekilde kurguluyoruz.



"2026'da evde ağırlama kültüründe daha kişisel, daha deneyim odaklı ve daha yavaş anlara doğru bir dönüş var. Katmanlı ama sade sofralar, doğal ve sürdürülebilir materyaller öne çıkıyor."


Michelin Rehberi'nin Türkiye seçkisiyle birlikte gastronomide "deneyim tasarımı" daha da önem kazandı. Bir restoranın ruhunu tekstil aracılığıyla yansıtmak nasıl bir süreç?
Restoranlar artık sadece yemek değil, bütünsel bir deneyim sunuyor. Misafir, masaya oturduğu anda ilk temasını tekstille kuruyor. Bir anlamda iyi bir restoranın "hoş geldin"i tekstil ürünleri diyebiliriz.

Bir proje sürecinde önce mekanın ruhunu anlamaya çalışıyoruz: temposu, ışığı, mutfağı, hedef kitlesi… Ardından tekstili bu hikayeye entegre ediyoruz. Çoğu zaman alışılmışın dışında kumaşlar tercih ederek, mekanın imzasını tekstil üzerinden görünür kılmayı amaçlıyoruz. Tekstil bir fon değil, deneyimi tamamlayan güçlü bir katman.

Yaz akşamları, uzun sohbetler ve özenle kurulan sofralar… Sizce bir sofrayı unutulmaz kılan detaylar neler?
Sofrayı ilk gördüğünüz anda "bu akşam güzel geçecek" hissini vermesi çok önemli. Bu duygu, baştan tüm deneyimin tonunu belirliyor. Ama asıl unutulmaz kılan şey, o masanın enerjisi.

,

El işçiliği On The Table'ın temel değerlerinden biri. Bu yaklaşımın estetik ve sürdürülebilirlik açısından anlamı nedir?
El işçiliği her ürüne küçük farklılıklar ve bir ruh katıyor. Bu da her parçayı benzersiz kılıyor.
Sürdürülebilirlik açısından ise daha yavaş üretim ve daha bilinçli tüketim anlamına geliyor. Seri üretimin anonimliği yerine emeği hissedilen bir yaklaşımı tercih ediyoruz. Bu, her ürünün size özel olduğunu bilmek demek. Üretim ölçeğimiz değişse bile odağımız her zaman insan emeği olacak, tamamen fabrikasyon bir üretim anlayışına geçmeyeceğiz.

"Inspirations On the Table" içeriklerinde hem ürün hem yaşam stili hikayesi anlatıyorsunuz. Bu deneyimi oluştururken öncelikleriniz neler?
On The Table'ı sadece bir tekstil markası değil, bir platform olarak konumlama hedefiyle bu seri ortaya çıktı. İlham aldıklarımı ve dünyada gördüğüm iyi örnekleri paylaşmayı seviyorum. Bu örnekler bazen doğrudan rakiplerim de olabiliyor; bu benim için sorun değil. Çünkü birlikte üretmenin enerjisine inanıyorum. İlham almak ve ilham vermek, rekabetten bağımsız, paylaşım odaklı bir his.

SON HABERLER