HİPNOTİZE EDEN DESENLER

Baktıkça içine çekilecek, gözünüzü alamayacaksınız. Desen cümbüşünden oluşan moda labirentinde pop art’tan duvar kağıdı efektine floral motiften logomania’ya uzanan çılgın bir dünya sizi bekliyor.

Delirmeye, çıldırmaya, coşmaya, mutlu olmaya, dans etmeye fazlaca ihtiyacımız var ve moda yine her zamanki gibi işini, yolunu çok iyi biliyor, toplumsal dinamiklerin peşinde giderek bizi yine yeniden hipnotize ediyor. Ama bu defa gerçek anlamda hipnotize olmaya hazır olun. Sezonun tekrar eden, geometrik, rengarenk, çarpıcı ve psikedelik motifleri optik yanılsamayla sizi fark etmeden etkisi altına alıyor, içine çekiyor ve sonu gelmez bir labirente girmiş gibi hissediyorsunuz. Jil Sander’den Gucci’ye Versace’den Marc Jacobs’a renkler ve desenlerin oynadığı çeşitli oyunlar ve türlü göz hileleriyle eğlenmeye devam ederken labirentten çıkmayı ve gerçeklere dönmeyi hiç istemeyeceksiniz. Modanın görevi de bu değil mi? Sizi gözleriniz açık bir rüyaya uyandırmak...

SONSUZ DÖNGÜ 

Tasarımların sunduğu renk ve desen labirentinde ilerlerken en çok psikedelik motiflerle karşılaşıyoruz. İlk kez Humphry Osmond isimli Amerikalı psikiyatr tarafından kullanılan ve ruhun dışavurumu anlamına gelen psikedelik, 1960’larda bir karşı kültür hareketi olarak müzik ve edebiyatı etkilemiş, kurulu düzene karşı çıkmak bağlamında bambaşka bir gerçekliğin peşine düşerken ruhsal olarak rüyaya ve halüsinasyona gönderme yapmıştır.

Bu sezon moda dünyasının kullandığı, pop art’tan da fazlasıyla etkilenen canlı, asidik renkli, gelgitli motifler sadece göz zevkimizi değil bilincimizi de ele geçirip bizi halüsinatif bir ruh haline sokuyor.

Art arda tekrarlanan motifler bizi kendilerine âşık ederken aşktan gözleri kör etme, gözlerini alamama ve tekrar- lanan döngüde kaybolma hissi yaratıyor. Bu kaybolma hissi renklerin canlılığı ve motiflerin gösterişiyle birlikte mutluluk duygusunu da beraberinde getirirken modanın mutlulukla nasıl bağlantılı olduğunu, kıyafetlerin giydirme görevi dışında kişiye moral verdiği fikrini de hatırlatıyor. Gerçek dünyada mutluluğu bulamayan, çeşitli kriz ve sorunlarla, en son da Covid-19’la boğuşan insanoğlunu uyanıkken rüyaya daldırmak moda tasarımcılarının en özel yeteneklerindenolsa gerek...

DUVAR KAĞIDINA BENZEMEYİN!

Desen labirentinde ilerlerken karşılaştığımız bir başka süregelen motif de logolar. Gucci, Dior, Versace ve Louis Vuitton’da görülen logomania çılgınlığının bir nevi psikedelik etki yarattığını söylemek yanlış olmaz. Logoların kesinlikle hipnotize edici bir gücü var, baktıkça sanki başka bir gerçekliğe uçuyor, göremediğiniz, saklı figürlerle karşılaşıyorsunuz. Bu arada işin ruhsal boyutundan çıkıp ticari yönüne bakarsak, kısaca “rüyadan uyanırsak” logoları taşıyan moda severlerin adetamarkaların yürüyen reklam araçlarına dönüştüğünü, üstüne bir de para vererek markaların işini kolaylaştırdığını söylemeden geçmeyelim.

Tekrarlanan motifler arasında karşımıza çıkan duvar kağıdı desenleriyse akla, pandemi süresince evde kalan ve bu süre zarfında ev dekorasyonundan ve duvar kağıtlarından fazlasıyla etkilenen tasarımcı modelini getiriyor. Geometrik desenlerden floral çizimlere uzanan duvar kağıdı motiflerini şık bir stille bağdaştırmak, duvar kağıdına benzemeden taşımaksa kolay iş değil, gusto gerektiriyor.

Dünden bugüne yaz, kış hiç eskimeden karşımıza çıkan, özellikle Valentino, Gucci, Dolce&Gabbana ve Dior’un vazgeçemediği çiçek motifleriyse her daim mutluluktan hipnotize eden bir güce sahip. Kendinizi cesur addediyorsanız çiçek motiflerini tekrar eden çizgilerlekullanabilirsiniz.

Bu yazının ve rengarenk motiflerle dolu birkaç sayfanın sonuna gelmişken labirentten çıkıp daldığınız rüyadan uyanmak istemiyorsanız sezon alışverişine çıkın ve kış mevsimini renkli bir stille karşılayın. Yalnız dikkat edin; mutluluk sarhoşu olmuşken maskenizi takmayı ihmal etmeyin.


Yazı: Selin Miloşyan 

ELLE Türkiye Ekim 2021 sayısından alınmıştır.