İNSAN İÇİN SANAT VE BYZANTIUM

Barındırdığı zıtlıklar, tarihsel detaylar, çılgınlığa varan el işçiliği ve sanat eseri niteliğindeki kostümlerle Byzantıum, Özgür Masur’u Türk modasında artık bambaşka bir yerde konumlandıracak güçte.

İstanbul’un en modern yüzlerinden biri olan, bin bir gürültü ve keşmekeşin damga vurduğu Nişantaşı’nda, bugün XXI. yüzyılda Özgür Masur’un showroom’unda oturmuş Byzantium’u konuşuyor olabiliriz ama “Mesela Kapalıçarşı’nın ara sokaklarında gezdiğinizde Bizans’ın renklerini görebilir, Mevlut’lerimizin tınılarında ya da yediğiniz birçok yemekte Bizans’tan esintiler yakalayabilirsiniz” diye anlatıyor Masur, duyguyla ve tüm heyecanıyla. Tarih o kadar da uzak ve derinlerde değil aslında; en güzeli onu bulup çıkarmak ve bizlerle ustaca sanat ve moda aracılığıyla buluşturmaktı.

Özgür Masur’un, çocukluğundan beri devam eden sanat tarihi tutkusunun izinde hissederek, dokunarak, araştırarak, çizerek, çok çalışarak ve büyük bir titizlikle, derin bir estetik tavrın ve ince işçiliğin meyvesi olarak yarattığı Byzantium’un 65 parçalık eseri, geçtiğimiz 5 Şubat’ta Tersane İstanbul’un mistik ortamında ikonalarla kaplı duvarlar arasından çıkıp bizlere dokundu.

Ayasofya’da görülebilen mozaiklerin kesilip tasarımlara yansıması, asker zırhlarından yapılmış bir gece elbisesinin düşman oklarına karşı gelebilecek kudretteki güzelliği, yansımalarında belki de hâlâ imparatoriçelerin yüzlerinin gezindiği Bizans aynalarını temsil eden bir tasarım, yapımı aylar süren Bizans saray formlarından feyz alan tamamen kabartmalı, altın renkli görkemli straples elbise, varlığını Bizans avizelerine borçlu ve geçmişten bugüne onların ışığını yansıtan bir gelinlik... Her biri çeşitli manipülasyon ve melezlemelere tabii kalmış kumaşların üç boyutlu ve katmanlı formlarla birleşmesi sonucu oluşan eşsiz ve büyüleyici kıyafetler, görsel estetiğin en tepe noktasına ulaşmış hali, bakıp da dokunamadığınız hassasiyetteki, adeta uzaktan sevebileceğiniz eserler...

Artık moda dünyasında sıradanlaşan bir kelimeye dönüşen koleksiyona sığamayacak nitelikteki bu biricik couture parçalar; sanatın tasarımla buluşmasının en canlı örneği.

“Sanatın sanat için değil, insan için yapıldığı bir dönemde bu işle modanın sanat olduğunu net biçimde söyleyebilirim. Ben Byzantium’la kendi markam ve ülkem için moda yaptım, koleksiyon hazırlamadım. Cesur davranarak risk alarak yatırımcılara yaslanmadan ve kendi yağımla kavrularak başardım bunu” diye anlatıyor Özgür Masur.

İki buçuk yıllık emeğin, susmayan alkışlar, mutluluk gözyaşları ve kısaca büyük bir duygu yoğunluğuyla ödüllendirildiği defile sonrası Masur’la Byzantium’u konuşuyoruz.

Byzantium yapmak ilk ne zaman düştü aklınıza? Tarihe meraklı mısınız?

Evet özellikle sanat tarihine çok meraklıyım. Lisedeyken hocamın bir sürü dersi bana anlattırdığını, mesela Elhamra Sarayı’nı tüm detaylarıyla arkadaşlarıma tasvir ettiğimi çok iyi hatırlıyorum.

Bizans kültürünü üniversite yıllarımda da inceledim. Kendi içindeki zıtlıkları ve entrikalarıyla büyüleyici bir dünya. Bizans’tan bize kalmış o kadar çok şey var ki etrafımızda... Mesela Kapalıçarşı’nın arka sokaklarında gezdiğiniz zaman Bizans’ın renklerini, Mevlut’lerimizin tınılarında, yemek kültürümüzde Bizans’ın etkisini görüyorsunuz. Ben de bu konu üzerine çalışmaya başladığım andan itibaren birçok şeyi fark ettim; Sultanahmet’ten Zeytinburnu’na ara sokaklarda gezerken bir köşeden çıkan Bizans taşını şaşkınlıkla gözlemledim. Ve algılarım giderek açıldı.

Tarihçi ve akademisyenlerle de görüşmüşsünüz...

Üniversite hocam ve artık arkadaşım Yeşim Bağrışen hem teorik anlamda hem koleksiyonun bölümlerini oluştururken hem de son provalarda desteğini benden esirgemedi. Bana mesela Bizans’taki halk ve saray kadını kavramlarını karıştırmamamı söyledi ama ben iki dünya arasındaki geçişleri, birlikteliği hissettiğim için akademik bakış açısından daha farklı bir gözle konuya yaklaşmak istedim.

Kısaca halk ve saray kadınlarının giyimlerini karıştırdığınızı söylüyorsunuz.

Evet saray kadını daha heykelsi, daha net kesimleri olan kıyafetler giyiyor, Müslüman halkı ise İslam’ın etkilerini taşıyan, örneğin türbanla tamamlanan kostümler içinde görebiliyoruz. Şunu unutmayalım: Bizans’ta İslamiyet’in varlığı çok net.

Ben bu iki dünyayı karıştıran tasarımlar yaptım. Bazen sadece sarayı ya da halkı işledim bazen de saraya ait bir üstle halkı temsil eden bir pantolonu aynı kombinde birleştirdim.

Bizans’la Roma’nın en büyük farkı burada yatıyor. Bizans kültüründe daha çok duygu var, renk karışımları var, İslamiyet’in getirdiği bordolar, mürdümler, erguvanlar ve yeşiller (bu renkler iç içe mozaiklerde kullanılmış örneğin) var. Oysa ki Roma’da daha altın ve şampanya renkleri dikkat çekiyor, daha çok taş var. Ve işte Chanel ve Valentino gibi dünya markalarının Bizans adı altında imza attıkları koleksiyonlar da Bizans değil, Roma idi. Ben de haç işledim tasarımlara ama karanlık haçlar bunlar, altından değil ve kesinlikle Ortodoks bir algıya işaret ediyor, Katoliklikle ilgisi yok.

Eşit boyda parçaların titiz bir el işçiliği sonucu birleştirilmesiyle meydana çıkan altın renkli straples elbise (üstte sağda) Byzantium’un en görkemli parçalarından biri. İnci ve taştan haç motifini andıran işlemeler, mozaikler, Özgür Masur’un ceketlerde kullandığı şık detaylardan bazıları (üstte solda). 


Bizans halkı hatları belli etmemek için (İslam dinine bağlı olarak) drapeli kumaş manipülasyonları kullanıyor. Ben de bunu kırmak ve modernleştirmek için kumaşın simetrisini bozdum örneğin.

Haçlar dışında mozaikler, avizeler, freskler, taçlar dikkat çekiyor.

El işçiliği koleksiyona fazlasıyla hakim. 3D efektli çalışmalar, katmanlı formlar dikkat çekiyor. Mozaikleri şekillerine göre kestikten sonra tasarımlara işledik. Bizans çalgılarını ve aynalarını kullandık. Taç ve bilezikleri sıfırdan yaptık.

Aşk hikayelerini de işlemişsiniz...

Aşk hikayeleri çok şiddetli ve gerçekten ölümle sonuçlanıyor. Saklı İnci isimli Bizans döneminde geçen bir aşk hikayesi okudum. Sarayda çalışan bir kızla halktan bir oğlanın imkansız aşkını anlatıyor. Bugüne zengin kız fakir oğlan aşkı olarak aktarılabilecek olan bu trajedinin zıtlıklarını, iki farklı tarafı, Hıristiyan ve Müslüman aşkını, saray ve halk karşıtlığını kıyafetlere yansıttım.

Savaşlardan da feyz alırken Özgür Masur kadınına bu defa maskülen bir tavırla mı yaklaştınız? Tüm koleksiyonda gelgitler, zıtlıklar dikkat çekiyor.

Erkek savaşçılarının zırhlarının ve eteklerinin oklardan korunması için yapılan parçalanma ve örgü sistemlerini kadınlar için biraz daha dişileştirerek kullandım. Bizans aynalarını askeri formlarla yan yana getirdim. Ben tüm bunları yaparken kadın profilimi asla değiştirmedim sadece onun üzerine hikayeler yazdım. Eğer değiştirseydim korkunç stil farklılıkları gözlemleyecektiniz Özgür Masur kadınında dünden bugüne. Ben kadınımdan vazgeçmedim, dişi, enerjisi yüksek kadınımı biraz güncellemek ve ona maskülenlik katmak istedim. Bunu smokin giydirerek yapamazdım. Koleksiyonun genel DNA’sında o maskülenliği hissettirmeliydim. Dolayısıyla asker formlarının peşinden koşmaya başladım. Bizans’ta da tam aradığım o maskülen enerji vardı çünkü bu bir imparatorluktu. Neler yaptım? Mesela topuk boylarını kısalttım, kadınlara uzay ve balon efekti veren pantolonlar giydirdim. Body suit’ler kullandım.

Bundan sonraki koleksiyonumda maskülenlik devam edecek diye bir kural yok. Belki yeniden feminenliğe döneceğim, kim bilir...

Moda da bu değil mi zaten; markanın ruhunu ve kimliğini bozmadan onu her daim güncel tutmak, dinamizme ve yeniliklere açık olmak. Hayat çok hızlı akıp gidiyor, olduğumuz yerde sayamayız.

Evet, Byzantium’da kendimi fazlasıyla özgüvenli hissediyorum çünkü ben bu koleksiyonumla moda yaptım. Hem kendi markam hem ülkem için çok net söyleyebilirim ki, moda yapma derdindeydim, cesur davranarak ve risk alarak. Benim gibi yatırımcısı olmayan bir moda tasarımcısının kendi yağıyla kavrulup risk alması, bütçe olarak böyle bir koleksiyonun altından kalkabilmesi, oldukça cesur bir eylem. Bu defile sponsorluklarımla değil, kazandıklarımla yaptığım bir şov oldu.

Renklerde de oldukça cesur davranmışsınız.

Aslında ben renk seven biri değilim, koleksiyonlarımda hep pastel tonlar dikkat çeker. Bir rengi sevmem için o renkle ilgili terapi görmem gerekiyor. Bu aşamada yine hocam Yeşim Bağrışen devreye girdi ve bana erguvan renklerinde öyle fotoğraflar gönderdi ki, (örneğin mimari bir eser, bir erguvan bahçesi ya da modern bir sanat eseri) benim o renkle ilgili fikrim değişti ve hayatımda daha önce hiç kullanmadığım renkleri Bizans’ta işledim.

Ve ortaya giyilebilir sanat eserleri çıktı...

Modanın couture’le ilgili ayağının kesinlikle sanat olduğunu söyleyebilirim. Sanatın insan için yapıldığı bir dönemde moda sanattır evet. Bu parçaları taşımak aslında zor değil, sadece doğru yerde giyinmek çok önemli. Bir galada ya da baloda ışıldayan elbiseler bunlar. Byzantium’u taşıyacak kişiye de büyük sorumluluk düşüyor yalnız, o ruhu hissedip aktarabilmeli.

Byzantium’un kariyerinizdeki yerini nasıl anlatırsınız?

Başından sonuna kadar tüm ekibimle birlikte mühendis gibi kurguladığım bir proje Byzantium. Defileye çıkmadan önce beni alıp bambaşka bir yere koyacağını biliyordum. Bunu söylemek belki biraz küstahça ama bu süzgeçten geçen Türk moda tasarımcıları var ama bir de Özgür Masur var. Ben uluslararası bir moda tasarımcısı değilim, bu ülkede çok iyi bir moda tasarımcısıyım ve başka bir yerde durduğumu biliyorum.

Paris Couture Haftası’nda tabii ki defile yapmak isterim ama bunun devamlılığı gel(e)meyecekse çok da tercih etmem. Eğer yurtdışına açılıyor ve orada defile yapıyorsanız, bu işin sürdürülebilirliği olmalı, art arda devam eden bir süreç yaratılmalı ve siz sağlam durmalısınız. Bir, iki sene sürdürüp sonrasında sponsor bulamadım gibi nedenlerle çekilirseniz, oyuna döner iş. Buradan orayı yönetmek hiç kolay değil, taş yerinde ağırdır.

Ben ayakları yere sağlam basmayı seven biriyim, bu ülkede güçlüyüm, gücümü burada kazanıyor ve kendimi burada özgüvenli hissediyorum. Bunlar devam ettikçe zaten yurtdışında da duyuluyor ve talep ediliyor olacağım.

Bu koleksiyonun parçalarını bir sergide toplamayı düşünüyor musunuz?

Retrospektif için tüm parçaları saklıyorum zaten. Şu sıralar Byzantium’u başından sonuna kadar fotoğraflar ve tüm arşiv bilgisiyle özetleyecek bir kitap hazırlanıyor. Bir yıl içinde çıkacak. 300 tane bastırıp dostlarımla paylaşmayı düşünüyorum.

ROMA DEĞİL BİZANS

Koleksiyonunda erguvan rengi, mürdüm, yeşil gibi tonlara da yer vererek Bizans’taki İslamiyet etkisini vurgulamayı amaçladığını anlatan Özgür Masur, “Ben Valentino ya da Chanel gibi Roma yapmadım, Bizans’ı kullandım” diyor.

Yazı: Selin Miloşyan
Fotoğraflar: Mert Terliksiz

ELLE Türkiye Mart 2020 sayısından alınmıştır.