İstancool'un ilk günü

Festivalin ilk gününde neler yaşandı?

Saat 14:00'te başlayacak "Pazarlama Çağında Sinema" adlı konuşmaya yetişmek için yola çıkıyoruz. Vakko Moda Merkezi'ne ulaştığımızda  konuşma başlamıştı bile... Oditoryumun kapısında duran görevilinin "içerisi çok kalabalık" sözlerine aldırmadan kapıdan süzüldük. Salon ağzına kadar dolu, merdivenlerde bile insanlar oturuyor. Oditoryumdan çıkan birkaç kişi sayesinde kendimize güzel bir yer buluyoruz ve konuşmayı dinlemeye başlıyoruz.

Atilla Dorsay, Nurgül Yeşilçay, Kirsten Dunst, Marco Mueller var karşımızda. Sanki dört ahbap kahve içip sohbet ediyor, biz de yan masadan konuştuklarına kulak misafiri oluyoruz. Kirsten Dunst'ın Cannes basın toplantısında yaşadığı gerginlikten eser yok. Ne kadar utangaç olduğundan ve Türk yemeği yedikleri lokantada dansözlerle göbek atmasından bahsediyor. Nurgül Yeşilçay, oynadığı karakterleri nasıl seçtiğini anlatıyor; "Kalbimin çarpmasına neden olacak bir senaryo gerekir" diyor. Soru cevap bölümünde Kirsten, erkek hayranlarının meraklı sorularına maruz kalıyor, hiç bozmadan cevap veriyor.

Haider Ackermann'ın atölyesine giremesek de moralimizi bozmuyoruz, saat 16:00'da Tilda Swinton ve Serra Yılmaz'ın konuşmasını bekliyoruz. Salon yine tıklım tıklım. Sahneye Tilda Swinton ve Serra Yılmaz giriyor. Tilda upuzun boyu ve sapsarı saçlarıyla, Serra Yılmaz'la zıtlık oluşturuyor. Serra Yılmaz da konuşurken aynı mesleği yapan iki insanın ne kadar farklı gözüktüğünü dile getiriyor. İkisi de sanki daha önceden tanışıyorlar. Sıcak ve samimi bir sohbet dinlemeye başlıyoruz. Cambridge Üniversitesi mezunu Tilda, oyuncu olmak istemediğinin defalarca altını çiziyor. Onun için rol yapmak çocuklarının oynadıkları oyundan farksız, çocukları nasıl seçtikleri role bürünüyorsa o da aynısını yaptığını söylüyor. Serra Yılmaz, yeni filminin çekimini iki gün önce tamamlamış, Türkiye'de iki haftada bir filmin nasıl çekildiğinden bahsediyor. Sohbet yine soru cevap bölümü ardından sonlanıyor.