SIMSIKI SAR BENİ

Viktoryen dönemde kadınları sımsıkı sardı. Vivienne Westwood ve Jean Paul Gaultier’nin yaratıcılığında en kışkırtıcı tasarımlara dönüştü.

2020’nin yeni sürüm korselerinin yıllar boyu alevlendirilen kadını baskılayan, nesneleştiren bir giyim parçası olma tartışmalarının çok uzağında ve ilerisinde olduğu aşikar. Bir zamanlar kadın bedenini kontrol edip onu normatif bir siluete hapsederken bugün tam tersine kadının moda kimliğini ve stilini özgür bırakan, ona kişilik kazandıran günümüz korseleri 2020 kış defilelerinin en gözde aksesuarlarından. İç çamaşırından şık ve rahat bir dış giyim parçasına, eğlenceli bir aksesuara dönüşürken tarihteki tüm olumsuz yansımalarını da geride bırakıyor. 

Korshi gibi spor tasarımlara imza atan bir markanın korseyi asimetrik bir pardösü üzerine Crocs terliklerle giydirmesi, Burberry’nin ve Sacai’nin gömlekleri korseyle tamamlamaları, bu parçanın artık günlük kullanıma dahil edilirken, kesinlikle daha az zorlayıcı göründüğünü teyit ediyor. İpli, kalın bir kemer formunda tişört, elbise, ceket, sweatshirt ve pardösü üzerine bağlanan 2020’nin korseleri, ayakkabı ya da çanta kategorisinde, sık görmeye alıştığımız güçlü aksesuarlar arasında yerini alıyor. Korse iç çamaşırından bir dış/üst giyim parçasına doğru evrilirken her ne kadar erkek erkinin kadın bedenini belli bir forma sokma ve iktidarın mizojin emellerine aracı olmaktan uzaklaşsa da temelde bir iç çamaşırı olmanın verdiği seksapeli elden bırakmıyor, bu seksapeli kadının kendi vücudu hakkında söz söyleyebilmesi şeklinde anlamlandırarak yeniden ve yepyeni yorumlarla moda sahnesine çıkıyor. Olivier Theyskens’in çıplak tene giyilen büstiyer formlu korseleri ya da Dolce&Gabbana’nın transparan, adeta bir zırhı andıran üstleri kadının cinselliğine sahip çıkmasına, bedeni hakkında karar verme gücünü elinde bulundurmasına işaret ediyor.


DÖNÜŞÜ MUHTEŞEM OLDU

16. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan dönemde çokça kullanılan, aristokrasinin halktan ayrışmak için bir kategorileştirme aracı olarak da başvurduğu, bedeni doğal yapısından uzaklaştırıp onu dönemin estetik normları paralelinde daha ince ve dar kılmayı amaçlayan korse ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru sağlık ve hijyen konularının gündeme gelmesiyle birlikte önemini kaybeder. 1910’larda onu koleksiyonlarından tamamen çıkaran ilk tasarımcı Paul Poiret’dir. Madeleine Violet, Jeanne Lanvin ve Gabrielle Chanel’le birlikte korse tamamen kaybolurken kadınlar akışkan ve rahat tasarımların içinde bedenlerini özgürce hareket ettirmeye başlayacaklardır. 1940’ların sonunda Christian Dior’un ünlü “bar tailleur” ile yarattığı, bele oturan ve inceliğini vurgulayan tasarımlarının ardından korse ve tüm benzerleri özellikle 60 ve 70’lerin özgürlük ortamında, güçlenen feminist akımın da etkisiyle tamamen ortadan kalkar. Korsenin geri dönüşü 80 ve 90’larda muhteşem olacaktır. Vivienne Westwood’un punk öğelerle fetişleştirdiği korse tarzı parçalarının, Jean Paul Gaultier’nin Madonna için tasarladığı ve unutulmazlar arasına giren pembe saten korsesinin ya da Thierry Mugler’ın beli incecik göğüsleri ise daha dolgun gösteren korse tasarımlarının yaydıkları erotik ses, kadının baskılanmasına ya da cinsel bir metaya indirgenmesine değil, aksine tıpkı Femen’lerin göğüs uçlarını açıkta bırakarak vermek istedikleri mesaj gibi, cinselliğini ve dişiliğini istediği gibi kullanma gücüne vurgu yapar.

DİK DUR!

Bu sezon korse Dion Lee’den Etro’ya, Louis Vuitton’dan Mugler’a podyumları ve sokak stillerini işgal ederken beli vurgulayıp formların altını çizerek her defasında ve her stilde kadınlara dişilik bahşediyor. Korse seksapel dışında duruşu dikleştirip siluete güç katarken özgüvenli ve kararlı bir kadın profili de çiziyor. Giyinmenin gücü bu sezon korseler aracılığıyla kendini belli ediyor.

BİR MODA PARÇASINDAN ÖTE

Bugün Louis Vuitton’un zırhı hatırlatan, güçlü ve savaşçı kadın kimliğini vurgulayan modern korselerinde, milattan önce 1600’lü yıllarda kolsuz, göğüs kafesini tamamen sarmalayan çelikten, sert bir iç çamaşırı şeklinde tasarlanan korselerin ruhunu hissetmek mümkün. Avustralyalı genç tasarımcı Dion Lee’nin yine gömlek ve elbiselerle yan yana getirdiği desensiz, düz ve minimal korseler de, özgüvenli ve güçlü bir kadın profili çiziyor. Basit ve süssüz tasarımıyla, sadeliğiyle bir moda parçasından öte sadece bir zırh, bir güç aracı olduğunu anlatıyor sanki. Bir parantez açıp Alicia Vikander’in de Ex Machina filminde giyindiği zincirli gümüş korse ile güce hükmeden modern bir savaşçı kimliğine gönderme yaptığını hatırlatalım. Kadınların bugün korseyi ister bir iç çamaşırı gibi büstiyer/ dekolte bir üst tarzında taşımaları, ister elbise ya da gömleklerinin üzerine beli sımsıkı kavrayan bir kemer gibi kullanmaları; tıpkı hayatta sırtlandıkları farklı roller gibi bazen seksi sevgili, bazen iş kadını, bazen anne gibi kimliklere bürünme arzularının ve özgürlüklerinin dışavurumu. Çünkü güç, çok yönlü, aktif kadınların elinde. Korse her daim cüretkardı. Bir zamanlar kadınları baskılamaya cüret etti. Eleştirildi, hatta çöpe atıldı. Bugünse onları daha seksi, daha güçlü ve daha özgür göstermeye cüret etmekten vazgeçmiyor. Çok da iyi ediyor.

KIŞKIRTICI

Korseler özgün formlarda ama her daim en seksi halleriyle karşımıza çıkıyor. Bazen sımsıkı bir büstiyer, bazen tişört ya da elbiselerin üzerine giyilen; ama her seferinde kışkırtıcı...


YAZI: SELİN MİLOŞYAN

ELLE Şubat sayısından alınmıştır.

Etİketler
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.