SOLMAYAN BİR AŞK

Tasarımcıların bahçesinde gezinirken gerçeküstü bir rüyaya dalacaksınız.

ELLE ONLINE ELLE ONLINE 23 Haziran 2014
SOLMAYAN BİR AŞK



<#text>


<#text> Londra Moda Haftası'nda Bahçe Müzesi'nde açılan “Moda ve Bahçeler: İlkbahar/Yaz-Sonbahar/Kış” adlı sergi, İngilizlerin doğaya tutkularının yanı sıra tüm moda dünyasının dünden bugüne doğayla ve bahçe tasarımıyla nasıl yakın ilişkide olduğunu gösteriyordu. Serginin küratörü Nicola Shulman'ın, “bu sergi doğanın modacılara yüzyıllardır nasıl ilham verdiğini gözler önüne seriyor” cümlesi; 18'nci yüzyılda İngiltere'de çok kullanılan çiçekli basma elbiselerden Dries Van Noten'in 2014 yaz koleksiyonunda sıkça göze çarpan 3D çiçekli masalsı tasarımlara ya da 19'ncu yüzyılda yaşanan kamelya çılgınlığından Raf Simons'un 2014 yaz koleksiyonu için tamamen yemyeşil bir bahçeye dönüştürdüğü Rodin Müzesi'nin çiçek kokan atmosferine doğru uzanan uzun bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Yıllardır doğanın tüm renk ve motifleri; güller, orkideler, mügeler, kamelyalar, laleler, ayçiçekleri, haşhaşlar ve daha yüzlerce çiçek; elbiseleri, etek ve üstleri, mantoları ve aksesuarları dekore ediyor. Hatta “Şeytan Marka Giyer” filminde, moda dergisinin yayın yönetmenini canlandıran Miranda Priestly'ye, “ilkbahar için floral desenler mi; ne kadar devrimci ve yaratıcı!” dedirtecek cinsten uzun ve asla solmayan, sürekli yenilenen bir aşk, modayla doğanın ve çiçeklerin ilişkisi. En büyük ortak paydalarıysa modanın da tıpkı doğanın farklı mevsimleri gibi sezonsal trendleri izlemesi, tıpkı çiçekler gibi kısa ömürlü ve geçici olması...~


<#text>


<#text> Doğanın ve özellikle çiçeklerin Batı dünyasının gardırobuna nüfuz etmesi; Ortaçağ'ın sonlarına doğru Uzakdoğu'dan İtalya'ya gelen ve özellikle asil sınıfın kullandığı brodeli ipek kumaşlarla başlıyor. Yabancı ülkelerden bitki örnekleri toplamanın yaygın olduğu 17'nci yüzyılda kraliyet üyelerinin elbiselerinde yurt dışından getirilen çiçeklerle yapılan işlemeler dikkat çekiyor. Hindistan'dan İngiltere'ye ithal edilen ve zamanla İngiliz modasının vazgeçilmezi olan çiçekli basmalar da 18'inci yüzyılda yaygınlaşıyor. Her daim doğanın uyanışına ve bahçelerin yeşiline duyarlı olan İngiliz modası dışında Fransa'da 20'nci yüzyılın başında Fransız couture ustası Paul Poiret'nin Japon kimonolarından esinlenerek yarattığı elbiselerde de egzotik desenlere, yaprak ve çiçeklere rastlanıyor. Bu arada 1848 yılında Alexandre Dumas'nın kaleme aldığı “Kamelyalı Kadın” romanına paralel olarak 19'ncu yüzyıl sonu 20'nci yüzyıl başı moda dünyasınıda etkisi altına alan kamelya çiçeklerinin, Coco Chanel'in de favorisi olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur. 1912 yılında hayatının aşkı Boy Capel'in onu sunduğu kamelyaları markasının ambleminde kullanan Chanel; ayrıca şapkalarını, mücevher ve çantalarını da kamelyalarla süslemeyi ihmal etmedi.


<#text> TAZE ÇİÇEKLER ELBİSELERDE “ÖLÜYOR”


<#text>
60'lı yılların geleceğe inançla bakan, mutlu ve iyimser çiçek çocukların ruhunu iyileştiren çiçekler; yıllar sonra ünlü İngiliz tasarımcı Alexander McQueen için ölümü, bozulma ve çürümeyi simgeleyecekti. McQueen, 2007 ilkbahar-Yaz Sarabande Koleksiyonu'ndaki tamamen gerçek ve yalancı güllerle bezeli muhteşem organze elbisesiyle ilgili şöyle söylüyordu: “Tüm canlılar ölüyor. Taze çiçekler kullanmamın sebebi, onların elbisenin üstünde yavaş yavaş ölmesine tanıklık etmekti.”


<#text>


<#text> SELİN MİLOŞYAN

SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

Baharı Hande Erçel ile karşılıyoruz.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.