SOLMAYAN BİR AŞK

Tasarımcıların bahçesinde gezinirken gerçeküstü bir rüyaya dalacaksınız.



Londra Moda Haftası'nda Bahçe Müzesi'nde açılan “Moda ve Bahçeler: İlkbahar/Yaz-Sonbahar/Kış” adlı sergi, İngilizlerin doğaya tutkularının yanı sıra tüm moda dünyasının dünden bugüne doğayla ve bahçe tasarımıyla nasıl yakın ilişkide olduğunu gösteriyordu. Serginin küratörü Nicola Shulman'ın, “bu sergi doğanın modacılara yüzyıllardır nasıl ilham verdiğini gözler önüne seriyor” cümlesi; 18'nci yüzyılda İngiltere'de çok kullanılan çiçekli basma elbiselerden Dries Van Noten'in 2014 yaz koleksiyonunda sıkça göze çarpan 3D çiçekli masalsı tasarımlara ya da 19'ncu yüzyılda yaşanan kamelya çılgınlığından Raf Simons'un 2014 yaz koleksiyonu için tamamen yemyeşil bir bahçeye dönüştürdüğü Rodin Müzesi'nin çiçek kokan atmosferine doğru uzanan uzun bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Yıllardır doğanın tüm renk ve motifleri; güller, orkideler, mügeler, kamelyalar, laleler, ayçiçekleri, haşhaşlar ve daha yüzlerce çiçek; elbiseleri, etek ve üstleri, mantoları ve aksesuarları dekore ediyor. Hatta “Şeytan Marka Giyer” filminde, moda dergisinin yayın yönetmenini canlandıran Miranda Priestly'ye, “ilkbahar için floral desenler mi; ne kadar devrimci ve yaratıcı!” dedirtecek cinsten uzun ve asla solmayan, sürekli yenilenen bir aşk, modayla doğanın ve çiçeklerin ilişkisi. En büyük ortak paydalarıysa modanın da tıpkı doğanın farklı mevsimleri gibi sezonsal trendleri izlemesi, tıpkı çiçekler gibi kısa ömürlü ve geçici olması...