Yazı: Aslı Asil
İşte tam da bu ikilik üzerine düşündüm son günlerde. Çünkü ben de pijamamla köpeğimi gezdirirken komşularımın o bakışını üstümde hissediyorum ama bir davete veya sokak stilinin “wow” etkisi aldığı yerde giyince üstümdekiler soruluyor. Buradan sorgulamaya başladım. Pijamanın sınıfsal bir duruşu var mı diye. Bu sezon modaya baktığımda, özellikle ilkbahar/yaz 2026 defilelerinde, bir tuhaf oyun döndüğünü fark ettim. Pijama artık evin en samimi alanından çıkıp doğrudan podyumun başrolüne konmuş durumda. Missoni’nin runway’inde çizgili poplin pijama takımları, Dolce & Gabbana’nın baştan aşağı “loungewear” temalı koleksiyonu, Etro’nun dokuma ipek pijama setleri... Bu arada bilenler bilir ben pijama kadınıyım -sen seversin sevmezsin, bilmem- Bu senelerdir de böyle. Hep rahat etmişimdir içinde. Rahat, konforlu, aksesuarla stilize edilebilen takımlardır pijamalar. Peki bir kıyafet ne zaman moda olur, ne zaman sosyolojiye dönüşür? Ve pijama yalnızca uyku değil, aynı zamanda görünmeyen bir sınıf aynası olabilir mi? Bunu düşünürken de aklımda hep neden “Avrupa Yakası” karakterlerinden Gaffur var hiç bilmiyorum...
ESKİNDEN SOYLULUKTU, ŞİMDİ HERKESİN
Saraydan sahile, sahilde Instagram’a... Pijamanın hikayesi, sandığımızdan çok daha köklü. 17. yüzyılda Avrupa aristokrasisinin en gözde rahatlama kıyafeti olan pijama aslında Hindistan kökenli bir giysiydi. Pamukluydu, boldu, doğaldı. Ama Batı’ya geldiğinde ev konforundan çıkıp ev içi prestij anlamı da taşıdı. Fransız sarayında, erkekler tütün içerken ya da evin dekoratif salonlarında vakit geçirirken, bu rahat kesimli kıyafet bir boş zaman aristokrasisi sembolü olmuştu. Sonra sahneye Coco Chanel çıktı. Chanel, 1920’lerde kadınlar için plajda giyilebilen ilk ipek pijama takımlarını tasarladı. Bu, pijamanın sınıf ve cinsiyetle olan sınırlarını yok eden sosyal bir devrimdi. Evde giyilen şey, bir anda estetik moda bir şey haline geldi. Güneş gözlüğü, çim sandalyesi, ipek pijama eşittir orta sınıfa göre bohem yaşam ama üst sınıfa göre doğal bir uzantıydı. Bugün ise pijama çok daha farklı bir şekilde var: TikTok videolarında “morning routine” konseptleriyle, Instagram’da #wfhstyle hashtag’i altında, Pinterest panolarında “silky loungewear” olarak yeniden paketlenmiş durumda. Pijama şimdi estetik bir yaşam tarzının parçası. Ama bu estetik yaşam gerçekten herkes için değil.
Pijamanın 100 Yılı
17. yy: Aristokrasi iç mekan giyimi
1920’ler: Coco Chanel’in plaj pijaması
1960’lar: Hugh Hefner simgeselliği
2020’ler: TikTok “morning routine” estetiği
BOURDIEU’NÜN “DISTINCTION”U
Pijamanın parlaklaşması modern modanın en güzel yanı olabilir (saten pijamalarıyla aşk yaşayan kadının yazısı bu) ama aynı zamanda en ironik çelişkisini de içinde taşıyor. Bir kıyafet, artık sadece kıyafet değil. Bunu Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün “distinction” kavramıyla özetleyebiliriz: “Beğeni, sadece kişisel bir durum değil toplumsal konumu görünmez bir şekilde kodlar.” Bugün pijamayı sokakta giymek daha çok bir güvende olma hissinin ifadesi. Ekonomik ve sosyal güvenliğin varsa pijamayla dışarı çıkmak cool’dur, kendine özgüdür, “effortless” bir stildir. Ama aynı pijama, bir başkasında “bakımsız” diye damgalanabilir. Çünkü mesele kumaşı, çizgisi ya da kalıbı değil de galiba kimin giydiğidir. İşte tam da bu yüzden, bir “Frette ipek pijama takımıyla” evden çıkmak sosyal medyada 200k beğeni alıyorsa, Kadıköy pazarından alınmış naylon çizgili bir pijamayla evden çıkmak önyargı toplar. Kod aynı, beden farklı, algı apayrı. Pijama, bu yüzden stil özgürlüğü olamıyor, görünmeyen sınıfsal rahatlığın kodlarıyla yüklü bir forma oluyor.
Pijama, pop kültürün de en beklenmedik başrol oyuncularından biri. Sinema tarihinde mavi takımlarla flört eden karakterlerden çizgili pamuklu pijamaların ev içi özgürlüğü temsil ettiği kült filmlere, unutulmaz sahnelerde hep varlık gösterdi.
SS26 SAHNESİNDE PİJAMA SEMBOLİZMİ
Missoni, Etro ve özellikle Dolce&Gabbana... ve bir sürüsü. Bu sezon defile podyumlarında pek çok pijama anına şahit olduk. Bu üç markadan özellikle bahsetmek istedim. Missoni, bu sezon çizgili poplin pijama takımlarını podyuma taşıdı; defilede gördüğümüz oversize çizgili gömlek ve kısa şort setleri, aslında ev giyimi olarak doğmuş olsa bile yumuşak formu, “clean-cut” silueti ve kusursuz ton uyumuyla modern şehir ritmine entegre etti. Etro ise bu dönüşümü desen ve doku üzerinden daha romantik bir estetiğe taşımıştı. İpekten dökülen, hafif parlaklık taşıyan, bohem desenli takımlar. Fakat bunların hiçbiri Dolce & Gabbana’nın SS26 hamlesi kadar iddialı değildi. Defilenin davetiyesine iliştirilen uyku bandı, konseptin sahnede ne kadar ciddiyetle yorumlanacağını henüz daha kapıdan içeri girmemiş biz konuklarına hissettirdi. Runway’de sahnelenen, ipek saten takımlardan kristal işlemeli pijama kesimli smokinlere, payetli sabahlıklardan nakışlı pijama pantolonlarına kadar tüm parçalar, uyku estetiğini gösteriye dönüştüren teatral bir lüks anlatısıydı. Bir zamanlar gizli bir an sayılan yatak odası, D&G sahnesinde başrol performansına dönüşmüştü. Fakat soru hâlâ ortada: Sizce bu devrim kimin için?
KONFORUN DA BİR BEDELİ VAR (BELKİ)
Pijamanın anlamı eskiden çok daha basitti. Uykuyla, dinlenmeyle ve mahrem alanla özdeşleşiyordu. Ama bugün pijama sokakta, iş toplantısında, jet-setting yapan influencer’ın özel uçuşunda, hatta kırmızı halıda karşımıza çıkabiliyor. Biz bu dönüşümü nasıl bu kadar hızlı kabul ettik derseniz pijama, yalnızca rahatlık değil, güvende hissetmek demek. Ev ile dışarısı arasındaki sınır, özellikle pandemiden sonra hızla bulanıklaştı. O perde de kalkınca, pijama ve dolayısıyla konfor becerisi olanın stili değil, özgüvenin bir simgesi oldu. İşte burası kritik: Konfor, bir moda trendi olmadan önce bir zihin halidir.
Çünkü pijama giyip sokağa çıkmanın, “özgür ruhluluk” olarak okunması görünmez bir sosyal güvenlik ağı gerektiriyor. Aileden gelen maddi rahatlık, çevresel statü desteği veya moda bilgisinin yüklediği konumlandırma hakkı... Yani pijama giymek bile sınıfsal bir lüks olabilir. Bazıları için pijama “moda oyunu”, bazıları içinse “görünmezleşme” riski.
Rahatsız eden tam da bu ayrım: Aynı kıyafet, aynı özgürlüğü sunmuyor.
Voleybolcu Ada Germen Korkmaz, en sevdiği sokak tarzının loungewear olduğunu sık sık dile getiren oyuncu Eda Ece’nin kurduğu Jaya pijamalar ile.
PİJAMANIN TERCÜME EDEMEDİĞİ BİR ŞEY VAR
Bugün pijamanın podyumda, sokakta, sahilde, ofiste, defilede olması modern modanın ne kadar esnek ve hızlı evrildiğini gösteriyor. Ama aynı zamanda bu dönüşümün ne kadar ara sınıfsal çelişkiler doğurduğunu da unutmamak gerekiyor. Pijamayla dışarı çıkmak bir zamanlar ayıptı, şimdi bazıları için hâlâ öyle. Ama bir kısmı için de sanat, stil, tavır, özgürlük beyanı. Aynı kıyafet herkes için aynı anlama gelmiyorsa, bu dönüşümü kim belirliyor? Peki pijamayla sokağa çıkmak bir ayrıcalık mı, yoksa herkesin hakkı mı?
Ya da daha provokatif bir yerden soralım: Moda demokratikleşiyor mu, yoksa sadece stil kisvesi altında sınıfsallığı yeniden mi üretiyor?
Unutmayalım, her şey bir pijamayla başlar bazen. Bazen bir pijama düşünecek çok şey çıkarır içinden.
Fotoğraflar: Launchmetrics Spotlight, Getty Images, Everett Collection, Shutterstock
Bu yazı ELLE Türkiye Aralık/Ocak 2025 sayısından alınmıştır.