DİDEM SOYDAN’IN MARKASIZ GARDIROBU

Ünlü modelin gardırobunda gezinerek stil sırlarını öğrendik.



Galata'da, eski mobilyalar ve objelerle dekore edilmiş bir evdeyiz. Buranın yüksek tavanları ve nostaljik dokuya sahip zemini, havadaki mazi dozunu artırıyor. Didem Soydan'ın kişisel tarzını tamamlayan bu evde, onun geçmişe olan tutkusunu, modayla olan ilişkisini ve stil kodlarını konuşuyoruz.

Modaya ilginizi ilk ne zaman keşfettiğinizi hatırlıyor musunuz?
Hatırlıyorum tabii. Hatta annemlerin bana anlattıklarına göre, anaokuldayken kıyafetlerine dayanamadığım için bir kıza evden gizlice kıyafetler götürüyormuşum. Sonunda anneme yakalanmışım. Ayrıca dergilerde beğendiğim bütün kıyafetleri anneanneme diktiriyordum. Böylece ortaokuldan liseye kadar tüm kıyafetlerim özel dikim oldu.

Tarzınız yıllar içerisinde nasıl şekillendi?
Lise dönemimde, dinlediğim punk müziğin etkisiyle çok renkli ve dışa vurumcu bir tarza sahiptim. Ardından pin-up akımını keşfedip vücuduma pek çok dövme yaptırdım. Son beş senedir 50'li yılların etkisindeyim ve bu etkinin hep sürmesini istiyorum.

Tarzınızın kilidini açan anahtar parçalar neler?
Yüksek bel kalem etek, alçak topuklu sivri burun ayakkabı, şık kesimli uzun manto ve vintage çanta.

Gardırobunuzda hangi markalar hüküm sürüyor? Bu markaları seçerken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Gardırobum, “markasız” olmasıyla ünlüdür. Marka tutkum yok ve ikinci el kıyafetleri çok seviyorum. Eğer çok param olsaydı hiç ama hiç düşünmeden Alexander McQueen imzalı elbiseler ve aksesuarlar alırdım.

İşiniz gereği sürekli kıyafetlerle iç içesiniz. Bu durum, giyinmeyi sizin için daha cazip mi kılıyor? Yoksa mesleki deformasyona uğrayıp giyinmekten sıkıldığınız dönemler oluyor mu?
Çocukluğumdan beri kıyafetlere büyük bir tutkum var. Hatta küçükken annemin kıyafetlerini giyer ve ona poz verirdim. Giyinmeyi çok seviyorum ve bundan hiç bıkmadım.

SEDA YILMAZ