İKİ KADIN İKİ CESUR YÜREK

Şafak Pavey ve Meral Gökçaylı, yaşadıklarından sonra ayakta kalmayı anlatıyor.

ELLE ONLINE ELLE ONLINE 24 Temmuz 2014
İKİ KADIN İKİ CESUR YÜREK


Yakalandığı kanser hastalığı sonucu iki göğsünü birden kaybeden cemiyet hayatının ünlü simalarından Meral Gökçaylı, tüm güzelliği ve zarafetiyle hayata gülümsemeye devam ediyor. Türkiye Kanserle Savaş Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Gökçaylı, hastalığını nasıl yendiğini ve bu zorlu süreçte nasıl ayakta kaldığını anlattı:



<#text>


<#text> Hastalığımı öğrendiğimde hızlı giden bir otomobilin içinde duvara çarpmış gibi hissettim. Yer ayağımın altından kaydı. İlk olarak eşim Vural'ı aradım. Ofisteydi, hemen eve geldi. Çok kötüydüm sürekli ağlıyordum. Beni teselli etti, ‘Farz et ki uzun süren bir grip geçireceksin ama bu hastalıktan kurtulacaksın' dedi. Zaten ben bu hastalıktan öleceğimi düşünmüyordum. Çünkü erken teşhisti ve ben 20 yıldır bu işin peşindeydim; annem ve teyzemde de bu hastalık olduğundan düzenli kontrollerimi yaptırıyordum.


<#text>


<#text> TEDAVİ BOYUNCA HEP YÜKSEK MORALLİYDİM


<#text> Ben de her kadın gibi estetik kaygılara kapıldım. En önemli silahım elimden gidiyordu. Başta kemoterapi olup olmayacağımı bilmiyordum ama saçlarımı, kaşlarımı ve kirpiklerimi kaybedeceğim korkusu beni çok sarstı. Bakımlı ve kendine değer veren bir kadın için zor şeyler bunlar. Ama kendimi her şeye hazırladım. Özellikle Vural'ın desteği sayesinde tedavi boyunca moralimi hep yüksek tuttum. Onun tüm eşlere örnek olması gerekir. Bu devirde bile eşlerinin böyle bir hastalığa yakalandığını öğrendiklerinde onları terk eden erkekler tanıyorum. Vural bana hep moral verdi, ‘Her kadının iki göğsü var, sen tek göğüsle çok daha seksisin' derdi. Ayrıca bana hiç hasta muamelesi yapmadı. Özellikle yaz döneminde kendimi çok mutsuz hissettiğim oldu. Tatil yapamıyor, denize girsem yüzemiyordum. Evimizin manzaralı balkonunda oturup bir kadeh içki içmek en büyük zevklerimden biriydi; onu yapmayı da çok özledim.


<#text>


<#text> Hastalıktan sonra kendimi terbiye ettim ve şu anda her dakikanın keyfini çıkarmaya bakıyorum. Alınganlığımı attım ve çok daha güçlüyüm. Her dakikanın keyfini çıkarıyor, kendimle barışık yaşıyor ve pozitif enerji aldığım insanlarla bir araya gelmeye çalışıyorum.~

Çoğu zaman değiştiremeyeceğimiz şeyler için yakınır dururuz. İşte İsviçre'de geçirdiği tren kazası sonucu sol kol ve bacağını kaybeden CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, o trajik kazayla girdiği değiştiremeyeceği yolda yakınmak yerine; her ne olursa olsun hedeflerini gerçekleştirmeyi amaçladı. Geçtiğimiz günlerde ABD'de layık görüldüğü “Cesaret Simgesi Kadınlar” ödülüyse hayata tutunma azminin kanıtı.




<#text> “İnsanların büyük çoğunluğunun başına inanılmaz felaketler geliyor. Tren kazasını geçirdiğimde henüz 19 yaşındaydım. Mutlu ve kendine güvenen bir gençtim. Kazadan sonra kendime, “İnsan hayatın ağır ve türlü zorluklarıyla yüzleştiğinde ne yapar?” diye sordum. Cevap son derece netti: Metanetini korur. Ama gerçekte böyle olmadığını da biliyordum. İşin doğrusu metaneti nerede bulacağım hakkında da bir fikrim yoktu. Kalbimin hassasiyetinde mi, beynimin kimyasında mı, genetik yapımda mı? Metanetli olduğumda mutluluğa daha yakın olacağımı, metanetimi kaybettiğimde mutsuzluğa doğru gideceğimi hissediyordum. Sanırım mutluluğa yakın durmayı seçtim. Tedavi boyunca asla, “Neden ben?” diye isyan etmedim. Ama “Acaba hangi aptal hatayı yapmasaydım, bu kazayı önlerdim?” diye zaman zaman hala düşünürüm. Psikiyatrlara göre genel insan ortalaması bir eğri üzerinde şekilleniyor.


<#text>


<#text> Bir uçta hassas durumdakiler (hatta hiç sorun olmayan durumlarda bile ruh sağlığı bozulanlar), diğer uçtaysa feleğin tokadını yemiş ancak iyimser olanlar. İnsanlar çoğunlukla bu eğrinin ortasında seyrediyor ama benim normal durma şansımın olmadığı aşikardı. Yolu ne olursa olsun, insanın zorluklara karşı dayanma gücünü artıracak bir çözüm bulma fikri, uğrunda mücadele etmeye çok değer görünüyordu ve ben de sanırım bu mücadeleye girdim. Aklınızdan çözüme dair bir şey geçirdiğinizde bir başkasının bunu duymasını sağlama fikri, inanılmaz cazip gelir. Bu algı, yolumu seçmemdeki en önemli kavram oldu. Ve gördüm ki, aslında hepimiz birbirimizin hayatlarının birer parçasıyız.


<#text>


<#text> PARAYLA SAADET OLDUĞUNA İNANMIYORUM


<#text> Etrafımız iç huzura sahip olamayan mutsuz insanlarla çevrili. Bu durum bence yerini oturtamamış, duygusal gelişmişliği eksik kalmış toplumlarda çok sık görülüyor. Ben parayla saadet olduğuna inanmıyorum. Mozambik, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri ama mutlu toplum listesinde sıralamanın en önlerinde yer alıyor. Bence toplumun itibar ve değer normlarına bakarak anlayabiliriz mutluluğun önünü tıkayan bariyerleri. En ince olmak, en güzel olmak, en kusursuz olmak, en iyi arabayı kullanmak, en iyi restoranda yemek; sizin toplum içindeki değerinizi belirliyorsa, bunlara sahip olmayanlar toplumun gözünde beş para etmiyor demektir. Elbette her insanın en iyiyi hak ettiği temennisini reddetmiyorum. Ama buna sahip olmak için önümüzde uzun bir yol varsa, içinde bulunduğumuz durumu cehenneme çevirmek akılsızlıktan başka bir şey değil.


<#text>


<#text> HEDEF KOYMAYI UNUTMAYIN


<#text> Benim için mutluluk gülmek demek. Gülebiliyorsam ruhumun keyfi yerindedir. İnsanlar ne yazık ki mutluluğu bulmakta zorlanıyor. Ben onlara mutluluğu yakalamak için şunu önerebilirim: Değiştiremeyeceğiniz şeyler için yakınmak ömrü törpülüyor. Çünkü gerçekten işe yaramıyor ve hayatı kabusa çeviriyor. Öyle ki, önünüze bir engel çıktığında engeli yarmaya çalışıp tükenmek yerine onun etrafından dönüp yeni bir yol bulabilirsiniz. Hedef koymak iyidir. Ulaşamazsanız bile mutlaka yakınına düşersiniz. O hedef için çabalamak bile önemli bir adımdır. Yaşadığım kaza bana hayatta önemli olan ve önemsiz olanları ayırt etmeyi öğretti. Kazalar ya da felaketler insanlar arasındaki engelleri kaldırır ama felaket geçtiğinde insanın kendini yanlış bir yerde bulması mümkündür. Ben o yanlış yere düşmekten nasıl korunacağımı öğrendim sanırım. Mevlana, “Ben dostlarımı gönülden severim, aklımla değil. Zira akıl unutur belki zamanla ama gönül sevdiğini asla unutmaz” demiş. Ben dizeyi kendime uyarladım. Direneceksem aklımla değil gönlümle direnmeliydim. Akıl belki yorulup pes edebilir ama gönül her zaman canlı ve taze kalır.


<#text>


<#text> SELİN MİLOŞYAN

SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Şubat sayısı Çıktı!

ELLE Şubat sayısı Çıktı!

Bu ay kapağımızda 2024'e farklı ve çok heyecanlı başlangıçlarla giren Eda Ece var.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.