RÖPORTAJ: BİZİM GÖZÜMÜZDEN GÜLŞEN

Onu kariyerinin en parlak döneminde bir de bizim gözümüzle görün ve daha yakından tanıyın.

YAZI: ZEYNEP ÜNER

İtiraf ediyorum bu özel bir buluşmaydı. Birbirini çok seven, birbiriyle çok alakasız yaşam stiline sahip dört arkadaş (aslında bu noktada galiba en çok heavy metal’ci Emre Güven bizden ayrılıyor) Gülşen’i bizim gördüğümüz gibi göstermeyi kafaya koyduk ve sonunda on altı saat bir stüdyoya kapandık. Gülşen şarkıları günümüz pop müzik sektörünün indirilme, dinlenme, tıklanma rekortmenleri. Sadece kendine değil, Türkiye’deki birçok pop star’a da şarkı yapıyor. Söz ve müzik yazıyor. Hamileliğinin son haftalarında ya da oğlu doğduktan 25 gün sonra sahneye çıkabiliyor. Yetenek keşfediyor, sonuna kadar onlara destek oluyor. Tanıştığı genç tasarımcılara, sanatçılara dokunarak hem kendi ışığını daha çok parlatıyor, hem onları sektöre kazandırıyor. İşini iyi yapana, çok çalışana saygı duyuyor, kulak veriyor. Sahnede devleşmeyi ama Bebek sahilinde yürüyüş yaparken yok olmayı da seviyor. Görünümü ve müziğiyle hem her dönemi yakalıyor hem her geçen gün zamansızlığa oynuyor. Hâlâ yaptığı her işte heyecanlanıyor. Onun motivasyonu çalıştığı herkesi büyülüyor. Bu sebeple sektörde çalışan saç makyaj artistinden yönetmenine, stilistten moda tasarımcısına birçoğumuzun kalbinde özel bir yere sahip.

Onu ilk tanıdığım günü hatırlıyorum. 2013 kışı. Ozan Çolakoğlu stüdyosunda tasarımcı Zeynep Tosun, fotoğrafçı Emre Ünal ve stilist Mahizer Aytaş’la Beni Durdursan mı albümü imajı için çalışıyor. Ben arkadaş kontenjanından ortamdayım. O konuşuyor, albümü anlatıyor; biz onu dinliyoruz. Sıra dışı bir aura. Hem yan komşunuz gibi, hem fazla parlak; sahnede ya da kameralar önünde olmasa da her mimiğinde ve beden hareketinde bir dişilik var. Kontrollü, oysa kontrolü bıraktığı an aşırı komik. İnanılmaz hazırcevap ama saygılı olduğu için genellikle aklına o ilk gelen fırlama konuşmaları kendine saklıyor. Ben Gülşen’in şarkı yazdığını o dönem öğrendim. Hem de ne şarkılar... Birçok şarkıcının kariyerini ateşleyen hit’lerden bahsediyorum. Yine aynı dönemden itibaren ardı ardına hit’ler patlattı. Yatcaz Kalkcaz Ordayım, İltimas, Bangır Bangır, Dan Dan... Her biri için Türkiye’nin en iyi aranjörü, yönetmeni, stilistiyle çalıştı. Derken üstüne bir de anne oldu... Altı yıl sonra bugün stüdyoda yine onu izliyorum. Kendi de itiraf etti, onun için gerçekten yaş kavramı yok. Bunu içine öyle bir sindirmiş ki yaşsız da duruyor hakikaten. Yine hem bir pop ikonu ışığına sahip, hem de ekipten biri gibi bizimle çalışıyor. Fırlama cevaplar için eskisinden daha az tutuyor kendini. O dönem kısaca değindiği konulara şimdi bodoslama ve korkusuzca giriyor... Gülşen bana göre kariyerinin ve kadınlığının en güzel dönemini yaşıyor.

Emre Güven ve Mahizer Aytaş’ın yarattığı konseptte sahnede ikonlaşan Gülşen’i, her daim çabasız seksi olabilen Gülşen’i, bir masaya saatlerce kapanıp söz yazan Gülşen’i, modaya en doğru yatırımı yapan pop yıldızını; Azur’un her şeye yetişen çalışkan annesini göreceksiniz. Bu aynı zamanda oğlu Azur Benan’ın doğumundan sonra bizim de ilk buluşmamızdı. Sohbetimiz, huzurlarınızda...

ELLE: En çok kime saygı duyarsın?

Gülşen: Hayat bir mücadele ve uzun bir yolculuk. Hepimizin başladığı yer ve yürüdüğü yol farklı olsa da aslında hepimiz bir bütünün parçasıyız. Öncelikle bu bütünü oluşturan herkese ve her şeye çok saygı duyuyorum. Hangi meslekte hangi konumda olursa olsun insanların durumlarını ele alış şekli beni etkileyen şey. Yaptığı iş ya da yaşadığı hayat ne olursa olsun, kendi yaşam koşulları içinde çalışmayı, üretmeyi çok ama çok seven, disiplini ve hedefleri olan, en gözle görülmeyecek minik detayları dahi bunu kim farkedecek ki demeden en mükemmel hale getirmek için canla başla, heyecanla uğraşan kişiler bende büyük saygı uyandırıyor.


ELLE: Şarkı yapıyorsun, söz müzik yazıyorsun; ilham sana nereden ve ne zamandan beri geliyor?

Gülşen: Bence insanlara daha doğarken, karakter-yetenek gibi özelliklerinin belli bir yüzdesi veriliyor. Geriye kalan kısım da hayatta yaşadıklarımızla evrilip bizi biz yapıyor. Ben kendimi hep yazan söyleyen sahneleyen olarak bilip hissettim. Algım hep bu yönde olduğundan gördüğüm, duyduğum, okuduğum, üzüldüğüm, sevindiğim; yaşama ait her ne varsa bende söze, müziğe, şarkıya, şiire dönüşerek karşılık buluyor. Spesifik bir adres işaret edemem ama özetle, ilham içime işleyen her mucizevi deneyimin bendeki izdüşümü diyebilirim.

ELLE: Prodüktörün ve aranjörün aynı zamanda çocuğunun babası. Çok çalışınca “hanım kalk eve gidelim” gibi bir durum oluyor mu?

Gülşen: Hah! Sen onu kendi Sicilyalı sevgilin mi sandın! Valla bir projeye, yeni bir şarkıya başlamışsam, hakkını vererek bitirene kadar bana yaklaşmayan yılan bin yaşar. Zaten aklımda bitmemiş bir iş varken bedenen evde olsam da ruhum ve aklım o iş için çalışıyordur. Ozan da tüm bunlar olurken çoğunlukla yanımda, benimle birlikte aynı konunun başka bir ayağı olan aranje kısmıyla uğraşıyor. Bir tek söz yazma aşamasında büyük yalnızlık ve sessizlik isterim; bu da en fazla stüdyomuzun yan odası kadar uzaklığa tekabül ediyor. Ve tüm bunlar dışında Ozan’dan bağımsız bir iş yaparken de inanılmaz saygılıdır ve bana kendimi özgür hissettirir.

ELLE: Çekim yaparken şarkını çaldığımızda panikledin ve utandın. Neden?

Gülşen: Sahnedeki ruh halimle gündelik hayattaki ruh halim tabii farklılıklar gösteriyor. Neredeyse 180 derece. Bulunduğum ortamda şarkım çaldığında o mahcubiyet hali hep oluyor. Bir mekana gittiğimizde şarkımı çaldıklarında, “rica etsem başka bir şarkı çalar mısınız” diyorum. Gündelik hayatımda öne çıkma değil, normalleşme arzum ağır basıyor. Bir de yapalı kaç sene olursa olsun şarkılarımı hep eleştirel bir kulakla dinleme ve kusur bulma halimin devam etmesi de bunda etkili.

ELLE: Tüm bu süreçte; yani şarkı yaratmaktan stüdyoya girmeye, albüm kapağı çekimlerinden konsere çıkmaya; en sevdiğin kısım hangisi?

Gülşen: Hepsi ama hepsi küçücük bir çocukken hayalini kurduğum şeyler. Daha az heyecanlandığım bir şey yok ve zaten hepsi birbirine bağlı bir zincirin halkaları gibi. Hoş, bu kadar heyecanı hayatıma sığdırmak mutluluk veriyor ama bir yandan da müthiş performans gerektiren ve stresin dibine vurduran süreçleri de beraberinde getiriyor.

Bir şarkı yazmak, onu stüdyoda kaydetmek, ilk demo kaydı defalarca, kulaklıklar kulağına yapışana kadar dinlemek inanılmaz bir haz. Ama mesela matematiğinde eksik ya da oturmayan sözler varsa ya da bir melodi kafama yatmadıysa uykusuz geceler başlıyor. Konser zamanı da aynı şekilde playlist, akış, dekor, ışık, kostüm, provalar ve sahne. Şimdi sana anlatırken bile kalbimi hızla attıran şeyler. Sürekli yenilenen, gelişen, değişim gösteren bir yolculuk... Hayalimin yolculuğundayım ve buna bütünüyle âşığım.

ELLE: Güçlü kadın olmak ne demek? Sence bu konuda düşülen en büyük hata ne?

Gülşen: Kadın olmak başlı başına gücün ta kendisi. En büyük hata ise kadın gücünü hafife almak.

Seni tanıdığımdan beri keşfettiğim bir yönün var: Olacakları önceden hissedebiliyorsun. Başarılı olacak kişileri, kimsenin fark etmediği yetenekleri, ayrılacak sevgilileri, yükselecek fotoğrafçıları, trend olacak sound’u. Nasıl oluyor bu?

Algıda seçicilikle açıklanabilir belki. Çünkü tersi olması için hayatımı oluşturan tüm elementlere kayıtsız kalarak yaşamam lazım. Sadece sahnede şarkı söylemekle bitseydi iş... Mesleğim benim aynı zamanda var olma sebebim. Dolayısıyla hayatımın her anına tesir ediyor, hem de 24 saat. Bu da içgüdüsel olarak gözümü, kulağımı, antenlerimi hep bunlarla ilgili tarafa çevirmemi sağlıyor. Bir avcı gibi merakla araştırıp kokluyorum. Ama hislerim de en doğru rehberim.

AZUR

ELLE: Azur Benan şimdi 2.5 yaşında. Oğlun hayata bakışını, hayatının ta kendisini, müziğini nasıl değiştirdi?

Gülşen: Çocuk sorulduğunda, çocuklardan bahsedildiğinde “hiç düşünmüyorum” diyen biri olan ben, şu anda bir çocukla zamanımı, hayatımı, geleceğimi, düşüncelerimi anbean yeniden inşa ediyorum. Bana imkansız ya da çok uzak gelen şeyler şimdi dünyanın en mutlu insanı yapıyor. Daha önce dikkatimi çekmeyen her detay şu anda hayatımın merkezinde. Mesela çocuklu bir aile gördüğüm an tüm dikkatim oraya gidiyor. Çocuğa nasıl davrandıkları, ne yaptıkları, hepsini uzaktan (adeta polis gibi) izliyorum. Planlarım da hep Azur’la ya da Azur için. Onun en mutlu, en iyi şekilde yetişmesi, eğitimi... Günlük hayatımız çok oturdu. Ayrı kalacağımız zaman onunla önceden konuşup anlaşıyoruz. Gittiğim yerde kafam rahat olmalı ki kendimi işime verebileyim, diğer türlü işimde mutsuz olabilirim ve bu ona yansıyabilir. Biz o dengeyi çok güzel kurduk. Ben mutlu, Azur mutlu. Eve her döndüğümde çığlık çığlığa koşup birbirimize sarılmak nasıl bir mutluluk, bunun tarifi yok.

ELLE: Pop ikonluğu ve annelik aynı bedene ve kalbe nasıl sığar?

Gülşen: İkisini de içimde barındıracak ruha ve enerjiye sahip hissediyorum kendimi. Azur için de kariyerim için de yapamayacağım şey yok hayatta.

Türkiye’nin neredeyse tüm pop yıldızlarına şarkı veriyorsun, Ozan Çolakoğlu ile birlikte birçok genç şarkıcıya destek oluyorsun. En çok indirilen, dinlenen şarkılar senin. Kendine dışarıdan bakınca kendini dönemin pop ikonu olarak görüyor musun ya da sen kendini nasıl konumlandırıyorsun?

İşimde en iyisini yapmayı hedefleyen, yenilikler denemekten ve risk almaktan korkmayan, dokunduğum her işe ya da kişiye değer katmak isteyen, bekleneni değil içimden geleni yapan; ana akımın baskıcı yapısına direnip kendisi olmaya devam eden birisi olarak görüyorum kendimi.

ELLE: R&B ve hip hop hayatımıza çok hızlı bir giriş yaptı. Türk pop müziği bundan nasıl etkilendi, sen nasıl etkilendin?

Gülşen: R&B ve hip hop, trap’le birlikte tüm dünyayı etkisi altına aldı. Türkiye’de de zaten her zaman çok popüler olan arabeskle birleşerek hayatımıza girdi. Tüm listeleri altüst ederek pop müziği gözden düşürdü. Tabii ki gözden düşüşün tek sebebi bu tarzın popülerliği olamaz. Aynı zamanda pop müzikteki özensiz ve aşırı hızlı üretimin insanları sıkmasının da etkili olduğunu düşünüyorum. Rap’teki anlatım biçimi, hikayelerin samimiyeti, insanlara sıcak, yakın ve taze geldi. Ve aslında bu durum pop müzik yapanların üretim yaparken tekrar tekrar düşünmesine sebep oldu. Fakat pop müziğin başına gelen tehlike aynı şekilde bu tür için de geçerli. Çok iyi şarkılar olduğu kadar bu akımdan faydalanmaya çalışan çok kötü, kalitesiz şarkılar da var. Bu da insanlara bir süre sonra bıkkınlık verebilir. Sonra yeniden başka bir müzik türü popüler olabilir. Bu pop olabilir, rock olabilir. Sonuçta bu bir döngü. Bu tarz Türkiye’de böyle popüler olmadan biz ‘Bir İhtimal Biliyorum’u yayınladık. O şarkıda yaptığım şey hip hop ya da R&B değil ama bir pop şarkısını dünya sound’unda ve içerisinde bu türden doneler barındırarak düzenledik. Ozan, hayal ettiğim ve öncülük etmek istediğim yenilikleri müziğime en doğru şekilde entegre ettiği sürece bana bir şey olmaz.

ELLE: Birine verdiğin için pişman olduğun, bunu ben söylemeliydim dediğin bir şarkı var mı?

Gülşen: Hiç olmadı. Sonsuz bir haz alıyorum bu işten. Parçası olduğum bir işin parlaması, kaynağı bende olan şeyi besliyor... Hem ben çantadan çıkarıp hazır şarkı vermiyorum ki. Kişiye, projenin hikayesine bakarak ve ona göre bir matematik kurgulayarak yazıyorum. Ve bu sistem sadece heyecan duyduğum kişilerde işliyor. Yani onlar olmasa hiç yazmayacağım şarkılar hayat bulmuş oluyor. Dolayısıyla duygularımı harekete geçirip içimde saklanan şarkıları dışarı çıkardıkları için kendilerine sadece şükran duyabilirim.

ELLE: Kime, kimlere hayransın?

Gülşen: Hayran olduğum insanların hepsinin ortak özelliği yaşamında gerçekten hayranlık uyandıracak derecede yaratıcı, dezavantajları avantaja çevirebilen bir zekaya sahip, yaşadıkları zorlukları hayatlarında bir engel gibi değil onları başarıya götüren büyük bir güç olarak görebilen insanlar olmaları. Mesela Yetimhanede büyüyen Coco Chanel, aile baskısı ve yaşadığı çevredeki ırkçılığa rağmen özgüveninden ve inancından bir şey kaybetmeyen Freddie Mercury.

Veya kendi kurduğu firmadan kovulup geri döndüğünde Apple’ı en büyük teknoloji şirketi yapan Steve Jobs.

ELLE: Birazdan stüdyoya gidiyorsun, ne için?

Gülşen: Edis’le bir düet projemiz var. Dinleyenlere yine “yeni” gelecek bir işlerin peşindeyiz. Edis de, aranjörümüz Ozan da, ben de oldukça heyecanlıyız.

ELLE: Sence ikon kime denir?

Gülşen: Kuvvetli bir aura ve tavra sahip, tüm zamanlarda ilham kaynağı olabilme harikalığını taşıyana...

MODA

ELLE: Her zaman modaya merakın olduğunu biliyorum, fakat son birkaç senedir stilin gitgide güçlendi, çizgin değişti. Modaya nasıl bir yaklaşımın ve yatırımın var?

Gülşen: Hayatı yaşadıkça, büyüdükçe, denedikçe gelişiyor insan. Modaya olan düşkünlüğüm ve saygım tabiatımdan ötürü hep vardı ve var. Kişinin kendini ifade edişinin belki de en net hali üzerimize geçirdiklerimiz. Bu sebeple evet, çok önemli. Kendimi nasıl ki şarkılarımla anlatıyorum, tüm duygularım satırlara, notalara dökülüyor; kim olduğumu dışa vururken kelimelerle ve notalarla oynadığım gibi, modayla ve ona ait parçalarla da oynuyorum. Her kadın ve her insan gibi zaman içinde sevdiklerim sevmediklerim, kendimi içinde iyi hissettiğim, kendim gibi hissettiğim parçalar değişti. Bugün geldiğim noktada, tüm yaşadıklarımla, ürettiklerimle, anne oluşumla, kariyerimde geldiğim üreten, cesur, korkusuz ve bağımsız bir kadın oluşumla, tüm kabullerimle, bugün olduğum yer; trendlerden uzak. Moda ve trend olanla, stil olanın bambaşka iki şey olduğunu biliyorum. Dünyamızın geldiği tüketim çılgınlığı noktasında, insanlar kim olduklarını ve ne ile mutlu olduklarını dahi sorgulayamayacak bir hale geldiler. Getirildiler. Her üç ayda bir çıkan yeni trendler kişilere bir oyun alanı olmanın ötesinde kendileriyle olan bağlarını zayıflatarak hep eksik hissettiriyorlar. Yeninin ve trend olanın peşinde koşarsa insan kayboluyor. Oysa bunun aksine, moda kişinin kendini bulması ve onu yansıtması benim için. Bu doğrultuda gelişti duygularım ve bugün günlük alışverişimden sahnedeki kılıklarıma kadar kalbimin sesini dinliyorum. Her şeyi takip ederek ama hep kendi filtremden süzerek yapıyorum tüm yatırımlarımı. Kendimi içinde cildimde olduğu kadar rahat hissedebildiğim parçaların ve görünümlerin peşindeyim.

ELLE: Biliyorsun konuşuruz biz. Diyetini, vücudunu, estetiğini... Şu an bana göre en iyi, en formda, en ışıltılı halindesin... Bunun için neler yapıyorsun?

Gülşen: Teşekkür ederim! Valla özellikle işim gereği belli bir disiplinde, sporu seven, temiz beslenen biri olarak yaşıyorum. Ama mesela hamilelikte 25’e yakın kilo aldım. Doğumdan 25 gün sonra ilk konserimi verdiğimde 4-5 kilo fazlam kalmıştı. Demek ki burada sporun ve beslenmenin önemi olduğu kadar vücut yapısının da önemi var. Biraz da şans diyorum yani. Vücudum aldığım aşırı kilolara rağmen hızlı bir şekilde eski haline döndü. Cilt ise aileden miras. Ama kremlere çok yatırım yaparım (La Prairie favorim). Bir de müzikten beslenen biri olarak içinde zamanın olmadığı bir dünyam var.

ELLE: Bugün insanlar, mesela şu an bu sayıyı okuyanlar senin hakkında neyi bilsin isterdin?

Gülşen: Bazen gece yarısı uyanıp sucuklu tost yediğimi... Bilinenden çok daha fazlasıyım bu konuda.

ELLE: Simon Porte Jacquemus senin hakkında neyi bilsin isterdin?

Gülşen: Jacquemus’nün nasıl okunduğunu Fransa’daki mağazasında çalışan bir satış görevlisiyle videoya çekip Türkiye’de Jacquemus’nün satıldığı mağazadaki satış görevlilerine izlettiğimi ve doğrusunu söylettirene kadar onları çalıştırdığımı bilse hiç fena olmaz.

ELLE: Bir gün bana klip çektirecek misin?

Gülşen: Seninki gibi bir gözü hiç affetmem. Eninde sonunda olacak bu...

ELLE: En sevdiğin alışveriş durağın?

Gülşen: Hakan Yıldırım. O benim hayatta en sevdiğim durak, her anlamda... Bir de Azur’dan sonra çocuklar için alışveriş de çok zevkli geliyor. Le Petit 100 favorim.

ELLE: Dolabından asla çıkmayacak parça?

Gülşen: Old Celine gözlük ve trençkot.

ELLE: En özgür hissettiğin yer, durum, hal?

Evde yalnız başına olmak, duşta olmak, şarkı yazarken kapandığım oda.

ELLE: Aklına gelen ama asla şarkı yapmayacağın kadar deli bir şarkı sözü yazdın mı?

Asla bilmek istemezsin ama madem sordun, şarkının adı Üzerlik Otu.

YAZI: ZEYNEP ÜNER 

FOTOĞRAFLAR: EMRE GÜVEN 

MODA EDİTÖRÜ: MAHİZER AYTAŞ

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.