Sol Yaka Kadınının Pembe Baharı

Sol Yaka Kadınının Pembe Baharı

Şu sıralar Paris’in en cool bölgesi Marais olsa da, St Germain hep bir numara. Rue Jacob’da bütün gün bir aşağı bir yukarı gezinebilirim. Önce La Duree’de kahvaltı ettim. Croissant, tereyağı, kayısı reçeli yiyip, greyfurt suyu içtim. Acelem vardı. Üstelik Rue Jacob uzun bir caddeydi. Onun sonunda gitmek için can attığım yer, her an dolup taşabilir, sonra içeride bana yer kalmayabilirdi. Ne de olsa bahsettiğim bu mekan, şu sıralar Paris’in en gözde yerlerinden biri !Biraz daha vakit geçirdim. Aslında en çok gitmek istediğim yere hemen gidebilirdim. Geciktirmek istedim. En zevklisi en sonunda olsun dedim. Sağa saptım. Simone de Beauvoir’in kafesine, Flore’a baktım. Bir kahve içtim. Yanıma oturan adamı görmenizi isterdim: 50’lerinde. Kır ama hafiften uzun saçlı. Sütlü kahverengi tüvit bir pantolon, bej balıkçı yaka kazak, bej bir bere ve spor ayakkabı. Garsonumun adı Olivier. Zaten bu iki günlük Paris kaçamağımda gördüğüm, konuştuğum bütün erkekler Olivier! Sıkıldım. Dosdoğru kitapçıya gittim. İngilizce kitap olmadığından hiçbir şey almadım. Oradan Christian Dior’un vitrinlerine bakındım. Bir de güneş gözlüğü denedim. Karar veremedim. Sanırım o an Dior kadını olma modumda değildim. Aşağıya, yine Rue Jacob’a indim.