"Marty Supreme": Hırsın, Performansın ve Sahneye Çıkma İhtiyacının Hikayesi

Josh Safdie’nin yeni filmi, Timothée Chalamet’nin canlandırdığı Marty Mauser üzerinden hırs, görünürlük ve kendini var etme arzusunu 1950’ler New York’unda ele alıyor.

Berrak Zeynep Yılmaz BERRAK ZEYNEP YILMAZ 08 Ocak 2026
"Marty Supreme": Hırsın, Performansın ve Sahneye Çıkma İhtiyacının Hikayesi

Fotoğraflar: Marty Supreme, A24


Geçtiğimiz günlerde sinemada izlediğim "Marty Supreme" filminin etkisini üzerimden hâlâ atamıyorum. Josh Safdie’nin yeni filmi, büyük hayalleri ciddiye alınmayan bir adamın kendi sahnesini yaratma hikayesini anlatıyor. 1950'ler New York’unda geçen filmde Timothée Chalamet, masa tenisinde yetenekli ama asıl derdi görünürlük olan Marty Mauser’ı canlandırıyor. Marty için oyun sadece bir spor değil, dikkat çekmenin, hayatta yer açmanın ve görünür olmanın bir yolu.

Safdie’nin ilk kez Benny Safdie olmadan yönettiği bu film, tanıdık bir enerjiyi daha hafif ve oyunlu bir yere taşıyor. "Uncut Gems"in kaotik ritmi burada da hissediliyor ancak bu kez hikaye baştan sona bir yükseliş fikri etrafında şekilleniyor. Marty’nin Londra’daki ve ardından Tokyo'daki turnuvalara uzanan yolculuğu, sekiz ay içinde onu Lower East Side’dan Ritz Oteli’nin koridorlarına, yerel masa tenisi salonlarından yüksek sosyeteye savuruyor.

Film gerçek bir figürden, efsanevi masa tenisi oyuncusu Marty Reisman’dan, ilham alıyor. Reisman gibi Marty de yeteneğini paraya, parayı da görünürlüğe dönüştürmenin yollarını arayan biri. Ancak "Marty Supreme"in asıl ilgisi, sporun teknik detaylarından çok, bu karakterin hayatla kurduğu ilişkiye odaklanıyor: Cesaretle karışık bir özgüven, sınır tanımayan bir enerji ve durmadan sahneye çıkma ihtiyacı her şeyin önüne geçiyor.

Chalamet’nin performansı filmin merkezinde yer alıyor. Marty’yi hem iyi niyetli hem hesapçı, hem sempatik hem de yorucu bir figür olarak oynuyor. Onun Marty’si, kendini pazarlamaktan çekinmeyen, yalanla şov arasındaki çizgiyi ustalıkla bulanıklaştıran bir karakter. Odessa A’zion, Gwyneth Paltrow, Tyler the Creator ve Kevin O’Leary’nin de dahil olduğu oyuncu kadrosu, bu yüksek tempolu dünyayı tamamlıyor.

Safdie’nin kamerası her zamanki gibi sabırsız: Yakın planlar, hızlı diyaloglar, dinlenmeye izin vermeyen bir kurgu izliyoruz. Film neredeyse hiç durmuyor; Marty gibi o da sürekli ileri atılıyor. Bu tercih, karakterin iç dünyasından çok dışavurumuna odaklanan bir anlatıyı beraberinde getiriyor. "Marty Supreme", bir adamın ne hissettiğinden ziyade dünyaya kendini nasıl sunduğuyla ilgileniyor.

Filmin dikkat çeken yanlarından biri de estetik dili. 50’lerin New York’u, Chalamet’nin üzerinde gördüğümüz keskin takım elbiselerle, parlak kumaşlarla ve dönem stiline göz kırpan detaylarla yeniden kuruluyor. Masa tenisi burada neredeyse arka planda kalırken Marty’nin görünümü, duruşu, kıyafetleri, sahneye girişleri hikayenin önemli bir parçası haline geliyor.

"Marty Supreme", hırsın çoğu zaman yetenekle değil, kendini gösterme merakıyla beslendiğini hatırlatan bir film. Büyük olmak isteyen, buna inanmakla yetinmeyip bunu herkese göstermek isteyen bir karakterin portresi. Safdie’nin bugüne kadarki en kişisel işlerinden biri olarak sinemada izlemeye değer bir film.


SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Aralık & Ocak Sayısı Çıktı!

ELLE Aralık & Ocak Sayısı Çıktı!

Yeni yılın en parlak sayfasını, Yasemin Ergene’nin zarafeti ve zamansız Bvlgari parıltısıyla açıyoruz.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.