Bir Tatilin Ardından

Kendim hakkında ilginç bir şey öğrendim: Tatilde, günlük hayatımda giydiğim hiçb

Geçen yıl keşfettim bunu. Biliyorum; büyük bir keşif sayılmaz, ancak bunu fark ettiğimde yine de aklımın ucuna kaydetmeye değer olduğunu düşündüm. Eylül 2009’da kaldığım otelin odasında eşyalarımı daracık dolabın raf ve askılarına büyük bir keyifle yerleştiriyordum. Bikiniler torbasında kalabilirdi, uçuş uçuş elbisem beni iyice deniz havasına soktu, minicik şortları başka nerede bu kadar rahat giyecektim ki... Parmak arası terlikler, rengi solmuş favori tatil tişörtüm... O da ne! Çantadan bir de İstanbul’da da sık sık giydiğim bir jean ve hırkam çıktı. Normalde çok sevdiğim bu ikisine o ortamda düşman kesildim. Her ikisinden de buz gibi soğudum, askıya bile almak istemedim. Çantanın dibinde kalıp bir hafta boyunca İstanbul dönüşünü beklediler. Aslında bir günahları yoktu; şehre dönünce onlarla barışacak, onları tekrar sevecektim. Bu küslüğümün sebebi çok açıktı: Tatildeyken “sivil” hayatıma ait hiçbir kıyafet ve aksesuara ihtiyacım, hatta tahammülüm yoktu.

Beş günlük son tatilimde buna bir daha ikna oldum. Ancak bu defa küçük beyaz çantamı hazırlarken bunu düşünerek davrandım, evdeki gardırobumun üçüncü sırasının daimi işgalcileri olan “tatil grubu”ndan seçtiklerimi yanıma alacaklarımı. Bu tatilim boyunca şöyle işe yaradı: Birincisi, İstanbul’daki gündemden tamamen kopabildim. İkincisi, yıl boyu özlediğim tüm XS ebattaki hafif giysileri doya doya giydim. Her zamanki ben değil, “tatildeki ben”dim. Her şeye mola verip, sadece orada olmanın tadını çıkardım. Uzun zamandır olmayı istediğim yerdeydim. Hepsi de ruhuma çok iyi geldi... Sizde durum ne? Bavulu hazırlarken neleri düşünerek hareket ediyorsunuz? Tatildeki siz farklı mısınız? Çok daha ilginç ve yaratıcı fikirleriniz olduğuna eminim.

Suzan Yurdacan