KARANTİNA GÜNLÜKLERİ: HER ŞEY GÜZEL OLACAK. NE ZAMAN OLMADI Kİ?

ELLE Türkiye Moda Haberleri Editörü Serli Gazer Boyacı duygularımıza tercüman oluyor.

Günaydın, bugün hangi gün? Aklımdaki soru şu sıralar kolektif zihinlerimizi meşgul ediyor biliyorum. Oysa hep bunu istemedik mi? Sendromsuz pazartesiler, sıkıcı olmayan salılar, Cuma happy hour’ları? Şimdi hepsine sahibiz. Bugünü hangi gün gibi yaşamak isteyeceğime karar vermem yeterli. Neyse ben jean’imi giyineyim de... Beli lastikli pantolonlar da bir yere kadar. Gidecek yerim çok; yatak odasından salona. Oradan mutfağa hatta bir bakmışsınız tuvalete. İnanın bugün koridorun sonundaki odaya bile uğradım. Evde psikadelik sörf müzikleri dinliyoruz. Neden? Çünkü neden olmasın. Bu sürreel dönemi İstanbul’da dar apartmanlar arasında yer alan evimde değil de belki de Hawaii’de verandalı, önünde kaykay parkuru bulunan bir yerde geçiriyorumdur. Neyse Zoom toplantıları, aileyle facetime vakitleri başlamadan bir kahve demleyeyim. 

Palo santo’mu yakıp kahve kokusuyla harmanlayayım. Çocuğun oyuncaklarını bir duvar köşesinde zip klasörü gibi üst üste dizdim. O uyanana kadar bir yetişkin dairesinde yaşıyoruz. Ben de bir yetişkin gibi davranıyorum, mesela bilgisayar başında çalışıyorum. Yemek pişiriyorum. Haftanın birkaç günü eve sipariş veren bir kadın için her gün, 3 öğün yemek hazırlamak eminim bu karantinanın birçoğumuza kazandırdığı olacak. Mutfağına level atlatan kaç kişiyiz? En son haşlanmış nohut suyundan pasta kreması yapabileceğimi öğrendim. Sahi haftaya doğum günümü nerede kutlasam? Salonda yemek masasında mı? Yoksa balkonumuz olduğunu hatırlayıp, düzenlediğimiz bu yeni açılan mekanda mı? Ooo belki 33. yaşım şerefine o gün maskara da sürerim. Kirpiklerim olduğunu hatırlamak iyi hissettirebilir. Sanırım en son 3 Mart’ta makyaj yapmıştım. Bir iş seyahati için Berlin’e gitmiştim ve dönüşte bize sunum yapan kişinin Corona pozitif çıktığını öğrenmiştim. Telefondan aldığım bu haberle tansiyonumun 15’e yükseldiğine eminim. Yapacak bir şey yoktu, o zaman henüz ülkemizde corona olayları patlamamıştı. Dolayısıyla 15’e çıkan tansiyonumu da alıp kendimi 15 gün karantinaya aldım, işe gitmedim. Sonra olaylar patladı. Sanki bir sabah uyandık ve başka bir gezegende gibi hissettik. 

Paris artık romantik bir şehir değildi, her yol Roma’ya ve lezzetli İtalyan pizzalarına çıkmadı. Sarılmak ve öpüşmek nükleer silah muamelesi gördü. Para, güzellik ve #ootd hashtag’i bile önemini kaybetti. Hayvanat bahçesinde küçük bir kafese hapsedilen maymunlar gibi kendi kafesimize hapsolduk, evlerimize. İnsanlık bu küçük fedakarlığı yaparken dünya güneşin etrafında dönmeye devam etti. Kendisini resetlemeye başladı. Hava temizlendi, trafik azaldı. Tükettiğimiz her şeyi sorgulamaya başladık. Instagram bile “Ask me a question” kutucuğunu “How can I help” olarak değiştirdi. Seçimlerin ne kadar kıymetli olduğunu ve bir şeyleri etkileyebileceğini anladık. 

Anda kalmanın önemini hatırladık ama kişisel arşivimize dalarak yaşadığımız güzel günleri de yad ettik. Sadece sıkıcı insanlar sıkılır, insanlar canlarının derdindeyken sıkılmaya utanmıyor musun dediler? Utanmayın, duygularımızı bastırmayı, mahalle baskılarını kabullendiğimiz sürece yol alamıyoruz bunu daha öğrenemedik mi? Yargılamak kolay, açık görüşlü olmak ve empati yapmak önemli olan. Birbirimizle, doğayla, hayvanlarla. Bu pandemi sona erdiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Mindfull çok güçlü bir kelime. Otopilotta yaptığımız her şeyi farkındalıkla yapmaya başladığımız zaman dünya değişecek. Yürüdüğünüz yollar, kestiğiniz brokoli, yediğiniz yemek, aldığınız nefes her şey anlam kazanacak. Sadece yaşadığımız bu an gerçek. Şimdi derin bir nefes al ve bugün ne için minnettar olduğunu hatırlat kendine. Sabah uyandığında pencereden gördüğün mavi gökyüzü için mi? Sağlığın için mi? Yoksa depoladığın tuvalet kağıtları için mi? Her ne olursa olsun, bunu da atlatacağız çünkü insanoğlu neler atlatmadı. Bu bir dönüşüm. Fark et, kabullen ve aksiyon al. Her şey güzel olacak. Ne zaman olmadı ki?

YAZI: Serli Gazer Boyacı